Mustafa Sönmez

2010 yılına ait dış borç stoku 290.3 milyar dolar olarak açıklandı. Bu, geçen hafta açıklanan milli gelire oranlandığında yüzde 39,5’luk bir dış borç yükü demek. Kriz öncesine gidersek, 2007 ve 2008’deki dış borç/milli gelir oranına yeniden dönmüş, hatta 1,5 puan üstüne çıkmış görünüyoruz. Daha da önemlisi, dış borcun bileşiminde kısa vadenin payı artmış bulunuyor.Bu, riskin büyümesi demek.

Dış borç, dış kaynakla büyüyen, dış kaynak eksilince küçülen bağımlı Türkiye kapitalizminin, dışarıdan tedarik ettiği üç ana kaynaktan biri. Diğer ikisi, doğrudan yabancı sermaye girişi ve sıcak para.

Kriz öncesinde doğrudan yabancı sermaye, özelleştirme projelerine, mesela Telekom’un, Petkim’in, Tekel’in satışına vs, yerli bankaların satışına geliyordu. Kriz yılı 2009 ve sonrasında yabancı sermaye girişi azaldı. Sıcak para ise son yılların ana dış kaynağı oldu.  Borsaya, devlet kağıtlarına, kısmen mevduat olarak bankalara gelen sıcak para, başrolü kaptı.

 Dış borç, kamunun ve özel sektörün (daha çok özel bankaların) dışarıdan faiz karşılığı buldukları kaynak demek. Kriz öncesinde, özellikle AKP iktidarının ilk yılından itibaren, dünyada likidite bolluğu vardı ve dışarıdan borçlanmak ehven ve kolaydı. İçeride AKP iktidarı dış kaynak çekmek için döviz kurunu düşük tutuyordu. Dolayısıyla, bu yumuşak iklime güvenen Türk özel sektörü, hızla dış borç kullandı. Öyle ki, 2003 yılında  dış borç toplamı 144 milyar dolar iken borçların üçte biri özel sektöründü. Kamu ise üçte ikilik paya sahipti ve kamu, bu dış borçlanması, 2001 krizini aşabilmek için ağırlıkla IMF’den yapmıştı.

 AKP iktidarı, Kemal Derviş’in dizayn ettiği neoliberal politikalara sadık kalarak IMF borcunu, kamu maliyesini sıkarak, sosyal devleti ufaltarak geri ödemeye başladı. Bu arada AKP döneminde esas borçlanan özel sektör oldu. Ağırlıkla özel yerli-yabancı bankalar, dışarıdan buldukları kredileri içeri plase ettiler. TÜPRAŞ, Erdemir gibi birçok büyük özelleştirme projesi bile dış borç alınarak gerçekleştirildi ve 2007 yılında dış borç stoku 250 milyar dolara yaklaşırken özel sektörün payı üçte ikilik büyüklüğe ulaşmıştı. Bu, AKP iktidarının birinci döneminde dış borç stokunun 100 milyar dolar birden artarak yüzde 74 kabarması demekti.

***

Krizin ayak seslerinin duyulduğu 2008’in ikinci yarısında dış borç bulmada güçlükler baş gösterdi. Yine de 2008’in sonunda dış borç stoku 280 milyar doları bulmuş ve o yılın milli gelirinin yüzde 38’ine yakın gerçekleşmişti. Dış borçların yüzde 67’si özel sektörün ve yüzde 20’si kısa vadeliydi.

Kriz yılı 2009’da dış kaynak bileşiminde dış borcun payı biraz daha geriledi ve dış borç stoku 269 milyar dolara düştü. Yeni bulunan borçlarda da kısa vadeli olanların payı artıyordu. 2009’un ikinci yarısından sonra sıcak paranın akışı ile büyümeye başlayan Türkiye ekonomisi,  dış bankaların ihtiyatlı davranışını da yumuşattı ve yeniden dış kredi muslukları açıldı. Bu akış 2010’da sürdü. Sonuçta 2010 biterken dış borç stoku 290.3 milyar dolara, milli gelirin de yüzde 39,5’una ulaştı. Dış kredi muslukları açılmıştı ama daha çok kısa vadeli olanlar…Nitekim kısa vadelilerin toplamdaki payı yüzde 27 gibi önemli bir orana sıçramış bulunuyor. Dış borçta özelin payı yine yüzde 65’in üstünde.

 Dış borç kullananlar için kur istikrarı önemli. Kurda ani artışlar, kredi kullananları şok eder. Türkiye kapitalizminin mezarlığı,  böyle şoklarla silinip gitmiş çok büyük şirket cesediyle doludur. Düşük döviz kuru politikasında ısrar, özellikle dışarıdan borçlananların oluşturduğu lobinin de bir eseridir; bu da unutulmasın.

Written by Mustafa Sönmez