Mustafa Sönmez

Küresel krizin de etkisiyle 2009’da yaklaşık 53 milyar TL açık veren bütçenin 2010 açığı 39,5 milyar TL’ye düşmüş görünüyor. Bunu bir “başarı öyküsü” olarak sunan AKP iktidarının bütçedeki bu “performans”ı, 12 Haziran seçimleri için kullanacağı açık. Ancak bu cephanenin nasıl oluştuğu ve buna nasıl izin verildiği de önemli.

2010’da borsaya ve devlet kağıtlarına üşüşen sıcak para ile yeniden büyüyen ekonomi, AKP bütçesine de olumlu rüzgarlar taşıdı. Toplamı 184 milyar doları bulan ithalatın getirdiği, ithalattan alınan KDV, iç tüketimin kışkırtılmasıyla artan KDV, ÖTV gelirleri, toplam bütçe gelirlerini yukarı çekti ve sadece 2010 vergi gelirleri yüzde 22 arttı. Vergi, toplam bütçe gelirlerinin yüzde 82’sini oluşturuyor. Bu dolaylı vergilerdeki artışın yanında, yeniden artan istihdamdan alınan gelir vergileri de vergi artışında etkili oldu. Bütçenin gider ayağına bakınca da en önemli kalem olan faiz harcamalarında talih AKP hükümetine güldü. Dünyadaki faiz oranlarının düşmesinin etkisiyle bütçenin faiz harcamaları da yüzde 9 geriledi. Bütçenin başında 56 milyar TL olarak öngörülen faiz harcamaları yıl sonunda 48 milyar TL’de kaldı. Ayrıca, en büyük açık kalemi SGK’ya transferler azaldı. Çünkü eksilen istihdam yerine döndü, prim gelirleri yeniden arttı. Daha önemlisi sağlık harcamalarının bir kısmı halka yıkıldı. Böylece, toplamda bütçe giderleri yıl boyunca ancak yüzde 9,5 arttı.

Ancak burada esas üzerinde durulması gereken vergi dışındaki gelirler…


Kaynak; İşkur ve DPT

Bu gelirlerin başında da özelleştirmeden bütçeye yapılan transferler ile İşsizlik Fonu’ndan bütçeye aktarılan kaynaklar var. Bu iki kaynaktan son 3 yılda 26 milyar TL kaynak kullanıldı.

AKP iktidarı, neoliberal zihniyetinin de gereği özelleştirmede fütursuz ve KİT’lerin kökünü kuruttuktan sonra hızla kamu arsalarına, diğer kamu varlıklarına yönelmiş durumda. İktidar, bu satışlardan elde edilen gelirleri de bütçeye yamıyor. Çok geriye değil, son 4 yıla baktığımızda 2007’de 12 milyar TL’ye ulaşan özelleştirme gelirleri 2008’de 8,2 milyar TL olarak gerçekleştikten sonra izleyen dönemde ivme kaybetti. 2009’da 4,4 milyar TL’ye düşen özelleştirme gelirleri 2010’da 4 milyar TL’ye düştü. AKP, özellikle İstanbul’un kamu varlıklarını satarak, B2 denilen arazileri legalize ederek özelleştirme geliri üretmeye çalışıyor. Bunları gözeterek 2011 özelleştirme gelir hedefi 13,6 milyar TL olarak belirlenmiş durumda.

***

Hükümetin özelleştirmenin yanında ikinci “tırtıkladığı kaynak” İşsizlik Fonu. İşsizleri korumak, onları eğitmek, istihdam olanaklarını genişletmek gibi amaçları olan bu fonun, özellikle son 3 yıldır AKP hükümetince hovardaca, ciddi bir muhalefetle karşılaşılmadan, kullanıldığını görüyoruz. 2010 sonunda gelirleri 60 milyar TL’yi bulan bu fonun 27 milyarlık geliri primlerden, 33 milyarı fon kaynaklarının yatırım gelirlerinden(faizden) sağlandı. Ancak bu devasa gelirden bugüne kadar fonun amacına göre harcanan kısmı 5 milyar bile değil. 2002’den bu yana 2,5 milyon işçiye ortalama 1500 TL fondan para çıkmış. Bu, 3,7 milyar TL ediyor. Ücret garanti fonu ödemesi, kısa çalışma ödeneği adları altında harcanan fon kaynağı ile birlikte harcamalar 4 milyarı ancak buluyor . Gelin görün ki, fondan 10 milyar TL, son 3 yılda gerçek amaç dışında kullanıldı ve bütçeye yama yapıldı. Hükümet, 2008’de yaklaşık 1,5 milyar TL, 2009’da 5 milyar TL, 2010’da da 3,5 milyar TL olmak üzere 10 milyar TL dolayında fon kaynağı kullandı. Hem de “GAP yatırımlarını tamamlama” gerekçesiyle. Böylece Fon’dan geriye varlık olarak 46 milyar TL kalmış bulunuyor ki, bunu da AKP tırtıklamaya devam edecek. Hem de yeni torba yasasına koyduğu bazı maddelerle, yeni kemirme gerekçeleri yaratarak…

Kamu varlıklarının haraç mezat satışından ve işsizlik fonunun kaynaklarından AKP, son 3 yılda 26 milyar TL’yi keyfince kullandı, bütçe açığını böylece düşük gösterdi, ayrıca bu kaynakları özellikle seçim konjonktüründe seçim rüşvetleri olarak tepe tepe daha da kullanacak.

Peki, kim muhalefet edecek bu keyfiliğe, kim?

Written by Mustafa Sönmez