Mustafa Sönmez

Neoliberal-gerici AKP iktidarına, birileri, -belli ki dönek solculardan birileri- sola ait “Değişim”,”Dönüşüm”,”İleri” kavramlarını bol bol kullanmalarını salık vermiş olmalı ki, yaptıkları her emek düşmanı operasyonun başına bunları getiriyorlar: Kentsel Dönüşüm, Sağlıkta Dönüşüm, İleri Demokrasi gibi…Oysa onların her “dönüştürdükleri”, aslında , IMF-Dünya Bankası reçetesinden, küresel sermayenin müdahalelerinden ibaret. Halkın konut hakkına, sağlık hakkına, eğitim, çalışma hakkına yapılan saldırılar, hep “dönüşüm, değişim” adına yapılıyor.

Pek sevdikleri “Kentsel Dönüşüm”ü alalım. Yapılanlar nedir? Küresel sermayenin ,İstanbul’u, Kafkaslar,Orta Doğu,Doğu Akdeniz’in kontrol kulesi olarak düşünme planıyla beraber, İstanbul’un taşı toprağı, gerçek anlamda “altın” kesilince, kent toprağına , özellikle de kentin eski Merkezi İş Alanı(MİA)’ na yakın gecekondu bölgelerine, yap-sat ürünü binaların arsalarına göz dikildi. Bu arsaların önemli bir kısmının “kamu arsası” olduğu hatırlandı ve yıllardır buralarda barınanların, “Hazine arazisini terki” istendi. Onlara, metropolün en dış halkalarında, toplama kamplarına benzer bina bloklarında yer gösterildi. Terk edilen alanlar, “Kentsel Dönüşüm”e tabi tutulacak, “mutenalaştırılacak”, “dönüştürülecekti”. Bu kadar değil tabii.  Küresel kent iddialı İstanbul’un MİA’sı, Levent-Maslak aksına çekilip o bölgede de, sağlı sollu gökdelen izinleri tanındı ve İstanbul rantına yönelmiş sermayeye, ofis, rezidans, AVM vb inşası için büyük yatırım alanları açıldı.

***

Anadolu’yu kurutan ve İstanbul’u, gelişmenin çekim merkezi yapan neoliberal politikalar, kısa sürede İstanbul’a her yıl akan 350-400 bin nüfus ile metropolü şimdiden 13-14 milyon nüfuslu bir sorun yumağı yapmaya yetmişti zaten. İstanbul’a yığılanların konut talepleri, hızla yatırımları kamçıladı, RTE’nin kamu arsalarını payanda yaparak devleştirdiği, kamu denetiminden uzak çiftliği TOKİ’nin de gayretleriyle İstanbul’un her yeri bir şantiyeye dönüştürüldü.

Değerli kamu arsalarının büyük inşaat firmalarına verilmesiyle ortaya çıkarılan “prestijli yapılar”dan TOKİ’nin payına düşenin bir kısmıyla, İstanbul’un ve Anadolu’daki alt sınıfların istifleneceği beton bloklar da yapıldı ve bu, allanıp pullanıp TOKİ’nin konut sorununa çözümü olarak sunuldu.

Tezgah müthiş işliyordu. Kamu arsaları, “sermaye” olarak masaya sürülüyor, çoğu yandaş müteahhitlerle anlaşmalar yapılıyor, konutlar üretiliyor, yandaş yan sanayiye iş çıkıyor, yandaş arazi sahipleri nemalanıyor ve İstanbul’dan başlayarak Ankara, İzmir, Adana, Konya, Kayseri gibi merkezlerden  ortaya devasa bir sermaye birikim çarkı çıkıyordu. Tabi bununla bitmiyordu. Bu inşaat furyasının ortaya çıkardığı bir de devasa altyapı inşaatı var. Yan yollar, viyadükler, Marmaraylar, kara taşıtları için tünel projeleri, 3. köprüler…ve kim bilir daha neler neler , “kentsel dönüşümü” tamamlayacak dünya kadar yatırım, sermaye birikimi fırsatı sunuyor. Bu kentsel yağmayı tamamlayacak Galata, Haydarpaşa gibi “yüzüktaşı” projelere ise hiç girmiyorum…

***

Büyük kentlerdeki konut projelerinde deniz bitince, aynı firmalar otel yatırımlarına yöneliyorlar ve mesela İstanbul’un dört yanında orta sınıf turist için “yatakhane” vasfında otel inşaatları başlatıldı. Ama, bununla da bitmiyor. Sırada bu kez, “Sağlıkta Dönüşüm”ün bir ayağını oluşturan “Sağlık kampüsü” inşaatları” var. Bunun için Sağlık Bakanlığı bünyesinde  “Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı” kuruldu. Tezgah şöyle: Kamu, arsayı verecek, özel sektör “sağlık kampüsü” kuracak, kentin merkezindeki hastaneler bu yeni yerleşime taşınacak. Devlette, para yoktu ama müteahhide, kentin merkezine kurulu eski hastane binalarını verebilirdi, yeni kampüste yer alacak, otel, AVM türü binaları verebilirdi. Daha ne olsun… Öncelikle  27 ilde sağlık kampüsü yapılması planlanıyor. İstanbul-İkitelli, Kayseri, Ankara, Bursa, Kocaeli en önemli kampus illeri.  

Sağlıktan sonra sırayı “Eğitim kampüsleri” almaz mı? Tarihi üniversite binaları, hele boğaza nazır Mimar Sinan, Galatasaray, Kabataş Lisesi, hatta Boğaziçi Üniversitesi binalarını taşırsınız şehir dışı kampüslere, binaları da verirsiniz turizm şirketlerine…Hele hele, Selimiye Kışlası, Kuleli, Boğazdaki tüm askeri alanlar  ne müthiş “Turizm Dönüşümü” mekanları olur !…

Olmaz, demeyin, bu rantgözler için “olmaz,olmaz”…Her şeyi metalaştırmak, özelleştirmek, ticarileştirmek mübah onlar için. Dinen de mübah…Bu rantgözlere karşı kentlerimizi ve kendimizi savunamadıkça , her şey onların planladığı gibi oluyor ve olacak. Şakası yok, her şey…

Written by Mustafa Sönmez