Olan biten sürpriz değil. Bu sütunda aylardır bunları yazıyorum. Tutucu-neoliberal AKP rejiminin manevra alanı daralıyordu. İslami toplum mühendisliğinde barutu azalıyor, sermaye birikiminde nefesi tıkanıyor, Kürt sorununda açmaza düşüyor, izlediği dış politika yanlışları ile çarşafa dolanıyordu. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi zaten.

İKİ SERÜVEN

Çaresizlikler içinde, tükenişini geciktirmek için iki serüven denedi.Birincisi, dış borçlanmaya dayanan  inşaat-rant odaklı sermaye birikimi üstünden mevzi kazanmak, ikincisi bölgesel güç imajı yaratarak alan açmak, Orta Doğu’da yeni roller edinmek ve bunun üstünden Irak Kürdistanı’nın petrollerini yağmalamayarak rejimi tahkim etmek. İkisi de sorunlu, ikisi de çürük dallardı tutunduğu ve sonunda taşımadı, ikisi de kırıldı. İnşaat-rant ihtirası, Gezi Parkı’nda ayağına dolandı, Suriye-Irak dalının ise üstüne patronu ABD bastı. Bu dal da kırılınca  Kürt cephesinde de mevzi kaybetmek yerine hüsran yaşandı ve şimdi sil baştan bu problemle uğraşmak durumunda.  

Dıştan borçlanmayla dönen inşaat-rant odaklı büyüme ile toplumu uzun süre oyalamayı bildi rejim, bunun yarattığı olanaklarla üst yapıda da tüm operasyonlarını gerçekleştirmekte sorun yaşamadı. Ancak, alttan alta büyük öfke üretti icraatı.  Zaten bozuk olan gelir eşitsizlikleri, adaletsizlikler, kayırmacılık hızlandı, bunların üstüne ayrımcılıkla Türk-sünni toplum yaratma cüreti , koyu muhafazakârlık ,  bunun için inşa edilen korku imparatorluğu dipte muazzam bir öfke birikimi yarattı. Bu basınçla yaşamak mümkün değildi, vakti geldiğinde infilak edeceği açıktı.

 IRAK’TA FİYASKO

 İstanbul fay hattında kırılma anı beklenirken  Suriye-Irak hattında da çürük dal çatırdamaya başladı. Irak’ta Barzani yönetimini Bağdat’a, Maliki’ye karşı kışkırtıp, bölünmeyi sağlama, ardından da Kürt petrolleri ile ilgili hayalleri gerçekleştirme rüyası, bir kâbusa dönüştü. Hem Suriye’de, hem Irak’ta patronu ABD ile uyum yakalayamadı RTE ve Davutoğlu. Suriye’de ABD’nin gördüğünü göremediler, çünkü güç, otorite  zehirlenmesi yaşıyor, kendilerini dev aynasında görerek bölgesel bir güç gibi hareket edebileceklerini sanıyorlardı. ABD, bölgede başını Rusya, İran, Çin ile belaya sokmamak için temkinli davrandıkça bunlar, ABD’yi bile zora sokacak işgüzarlıklara, serüvene giriştiler; Suriye’deki El Kaide bulaşığı muhalefeti örgütleme gafletine düştüler. ABD’nin bu anlamda güvenini kaybettikleri gibi, Irak’ın toprak bütünlüğüne kast etme pahasına orada yaratmak istedikleri Erbil-Bağdat kopuşuna karşı ABD’nin itirazını ve uyarısını dinlemediler. Önlerine çıkan PKK pürüzünü ise ‘Türk-Kürt Federasyonu’ önerisi biçiminde İmralı’ya taşıyarak aşabileceklerini hayal ettiler. Böylece hem Kürt sorunu belasını aşacak hem de Irak ve Suriye Kürtleri ile bir bölgesel güç haline gelip “yırtacaklardı”!…Olmadı. Olmayacak duaya amin demekti. Aç tavuğun darı rüyasıydı.

ABD, AKP rejminin umduğu Irak parçalanmasına izin vermedi; Erbil ile Bağdat’ı kaynaştırdı. 29 Nisan’da iki taraf birbirlerine iyi niyet sözleşmesi uzattı, yarın ( 9 Haziran Pazar günü) Irak Bakanlar Kurulu Erbil’de yani Kürt bölgesinin başkentinde toplanıyor, sorunlarını konuşacak, sözleşmelere bağlayacak ve bütünlüklerini sürdürmeye karar verecekler. Bu, AKP rejiminin Kürt planının suya düşmesi demek. RTE-Davutoğlu, Suriye’de Esat’tan, Irak’ta Maliki’den şimşek çekmiş isimler. Şimdi rövanş zamanı onlarda. Haziran başında Washington’da Obama’dan  sıkı bir ayar  yediği belli oluyordu RTE’nin yurda dönerken.  Bu da sürpriz değildi.

 GÜRLER,YAĞAMAZ

RTE, Kuzey Afrika gezisi sonrası, yokluğunda Arınç’ın,  Gül’ün yatıştırıcı üslubunu dinamitledi, esti gürledi. Beklenen şeylerdi. İç savaş tehditi elindeki tek koz. Ama, yemezler. Bunu göze alamaz. 340 milyar dolarlık dış borç kamburu ile fena yakalandı bu politik krize…Faiz lobisi, şu, bu diyerek acizliğini dışa vuruyor. Her gerilim, ekonomide sermaye kaçışı ve imaj kaybı demek, göze alamaz. Ayrıca, ABD’den Allahın günü uyarı alıyor, aynı uyarıları AB’den de alıyor. Dünya kamuoyu aleyhine döndü. Dünya medyası yerden yere çalıyor. İçeride Cemaat fena sıkıştırdı, ya iktidarı benimle paylaş ya da yalnız kalırsın, uyarısı yapıyor durmadan. AKP, rejim ve parti olarak ciddi kan kaybına uğradı, RTE’nin her gerilim yükseltici davranışı, kendi kitlesini geriyor ve ondan uzaklaştırıyor. Rize’dekine benzer sahnelerin büyük kentlerde yaşanması söz konusu bile olamaz. Olacaktıysa bugüne kadar olurdu zaten.

“Çözüm süreci”nin zemini de çöktü ve Kürt hareketine, çekilme karşılığı yapılmış en ufak bir jest yok. Çözüm süreci hatırına Gezi patlamasının içinde görünmek istemeyen, İstanbul Taksim’de olanlara, başka bir ülkede yaşanan şeylermiş gibi davranan Kürt hareketi, yanlışını anladı; BDP’liler Taksim’e gelerek “çapulcular ile teröristler elele” demeye başladılar.

 Kısacası, yolcudur Abbas, kimse tutamaz…

Direnişçilerin artık savunmadan atağa geçmeleri gerekiyor. “Hep mi defans sol kanat”  (6 Nisan) serzenişimin yerini, umut aldı. Artık geleceği düşlememizin, , nasıl bir dünya istiyorsak onu kurgulamanın,  ona odaklanmanın zamanı…

 

 

 

Written by Mustafa Sönmez