Özellikle son zamanlarda artan Ak faşizmin  medya üstündeki  baskılarını  “Medya özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne baskı ” gibi sığ kavramlarla çözümlemeye kalkmak pek açıklayıcı olmuyor ve bir dizi gerçeği de gözden saklıyor.

Özünde, medya, ideolojik düzeyin ana aktörü olarak (eğitim, din diğerleridir) toplumdaki sınıflar mücadelesinin diğer iki düzeyinin-ekonomik ve politik- tamamlayıcısıdır. Her sınıf hakimiyeti, ekonomik sömürüsünü politik hakimiyetle tek başına sağlayamaz, “rıza”da gerekir, sömürüyü meşrulaştırmak için…Bu da ideolojik aygıtlar gerektirir. İşte medya bu aygıtların başında gelir.  Bir toplumda medyanın saflaşması, dizilişi , toplumdaki  sınıfların mevzilenişine paralel seyreder, onun izdüşümünü oluşturur.

Türkiye’de…

Bugünün Türkiye’sinde medyanın dizilişini sınıfların dizilişine göre tasnif edersek ortaya şu görüntü çıkar:

AKP, 2002’de iktidara gelişinden bu yana kendi  burjuva sınıf fraksiyonunun hakimiyetini inşa etmeye koyuldu. Sırtını dayayacağı hakim sınıf, kendi eliyle de hızla  palazlandıracağı İslami özellikli burjuva sınıf  olacaktı. Nitekim bunu özellikle inşaat odaklı ve devlet eliyle rant dağıtımının gerçekleştirildiği sektörler üstünden yaptı. Özelleştirmeler, kent rantları vs.nin dağıtımında özellikle yandaş burjuva kesimlerini kayırdı ve TÜSİAD’da örgütlü geleneksel egemen sınıfı da hep biata zorladı, biat etmeyenleri sindirme yolunu seçti.

On üç yıllık iktidarının önemli bir kısmında FG Cemaati ile el ele yürütülen bu yeni sınıf egemenliği inşasında, 2012’de yollar ayrıldı ve Cemaat karşı saflara geçerek hakim sınıf mücadelesinde  yeni  bir perdeye geçilirken Cemaat medyası da ittifaktan koparak muhalefete geçti.

Medya kümeleri

RTE liderliğindeki Ak faşizmin inşasında, başından beri medyada da yeni sınıf dizilişine paralel bir kümelenme yaşandı. AKP iktidara gelince bekleneceği gibi TRT ve AA kamu medyasını tamamen kontrolüne aldı. FG Cemaati, Zaman üstünden 1990’lı yıllardan başlayarak etkili bir medya donanımına sahipti. RTE tarafında Yeni Şafak ve Kanal 7 gibi TV  kanalları vardı. 2007’ye kadar olan iktidarında, geleneksel hakim burjuvazi ve onların kontrolündeki Doğan Grubu medyası ile iyi ilişkiler içinde olan, onların da bazen beklentilerini karşılayan Ak faşizm, bu tarihten sonra, hem tehdit olarak gördüğü geleneksel sivil-asker bürokrasiyi tasfiye etme, hem de ona arka çıkabilecek geleneksel(laik) sermaye kesimini etkisiz kılacak bir atağa geçti.

Başlatılan Ergenekon, Balyoz vb. operasyonlarını kitlelere meşru göstermek ve onlardan rıza almada,  medyaya önemli görevler düşecekti. Taraf gazetesi

sırf  bu amaçla  tetikçi olarak kullanılmak üzere Altan-Çongar ikilisine kurduruldu ve altına bir dizi saftirik sol liberal toplatıldı.Bu tarihten başlayarak hem RTE cenahı hem FG Cemaati yeni medyalarla donandılar, yeni biatlar sağladılar.

FG cenahında Tuncay Özkan’dan alınan Kanaltürk çekirdeğinde Akın İpek, Cemaatin hizmetinde Bugün Grubu’nu kurdu. Zaman, yeni gazete, dergi ve kanallarla takviye yaptı.

RTE, TMSF elindeki Sabah-ATV’yi damadının başında olduğu Çalık’a zimmetledi. Uzan’lardan alınan Star ile , Yeni Şafak’a atakla takviyeler yapıldı, Akit, en saldırgan gazete olarak görevlendirildi. Türkiye grubu zaten baştan biat etmişti. Şahenk, Ciner, Demirören  ellerindeki NTV, Habertürk ve Milliyet-Vatan ile RTE’ye biat ettiler …

Böylece Ak faşizm; 1) RTE’ye doğrudan bağlı, içinde kamu medyasının da olduğu  bir küme, 2)FG Cemaati üstünden bir küme ; 3) RTE’ye biat etmişlerden bir küme olarak 3 kümeden oluşan  olağanüstü bir medya desteği sağladı.

AK faşizmin karşısındakiler

Bu 3 kümenin karşısında ise “dördüncü küme” olarak,  sürekli biata zorlanan geleneksel büyük sermayeye daha yakın gruplar var; Bunlar TÜSİAD’ın da arkasında olduğu Doğan Grubu medyası, Sözcü, Fox TV, Kanal B, Halk TV, kısmen Cumhuriyet diye sıralanabilir. MHP ise  Yeniçağ, Orta Doğu, Bengütürk gibi medyalarla  alanda faal.

Bu 4 kümenin dışında kalanları ise “Beşinci küme” olarak adlandırmak mümkün. Bunlar, Kürt siyaseti  ve değişik sosyalist grupların düşük imkanlı gazete, dergi, kanal ve digital medyalarından oluşuyor (Birgün, Evrensel, Yurt,, Cem TV, Oda TV, Yön Radyo, İMC, Özgür Gündem, bianet, sendika.org .sol.org, Aydınlık-Ulusal Kanal  vb…)

Çatışmalar- çatlamalar

2012 başında, özellikle 17-25 Aralık operasyonları ile çatlayan AKP-Cemaat ittifakı ile birlikte medyalarında da yarılma yaşandı.  Akın İpek’in Bugün Grubu ile Zaman Grubu ve tetikçileri Taraf,  RTE rejimine cepheden muhalefete giriştiler.

Hegemonyadaki bu yarılma, Gezi direnişi ile ideolojik hegemonyası büyük yara alan RTE’yi yeni donanımlara itti. Sabah-ATV, Çalık’tan alınıp “Havuzcular” diye bilinen 5 li yandaş konsorsiyuma zimmetlenirken TMSF’deki Çukurova’nın elindeki medyalardan Akşam, yandaş Ethem Sancak’a aktarıldı, Show TV, biat eden Ciner’e verildi. Digitürk ise yakın zamanda kontroldeki bir Katar Grubu’na devredildi.

Bütün bunlar yapılırken RTE, Zaman’ın yazıişleri kadrosunu tutuklatacak saldırılardan geri durmadı ve son olarak “Terör örgütü” olarak nitelediği FG Cemaatinin medya uzantılarından Bugün Grubu’na  ekonomik kulp bularak mahkemeden el koydurdu ve  kayyuma teslimini sağladı.

Bu hukuk dışı saldırılar arsızca sürdürülürken aba altından değil açıkça, kendilerinden olmayan medyaya yenilerini gerçekleştireceklerini de açıkça ilan ettiler. Hürriyet’e yandaş bir savcı eliyle “ teröre destekçi “ davası  açılması, AKP MV Boynukalın öncülüğünde yapılan lümpen saldırı, Ahmet Hakan’ın dövdürülmesi, bu fütursuz saldırılardan bazı örnekler oluştururken sürekli olarak mahkemeler, muhalif yazarlara hakaret-iftira iddiaları  ile baskıya zorlandı.

Sınıf mücadelesinin izdüşümü 

Kürt siyaseti ve sosyalistleri temsil eden medya kümesi, sürekli baskılar ve dar ekonomik imkanlarla yaşam mücadelesi verirken hesapta olmayan bir başka muhalefet medya mecrası daha var; O da sosyal medya. Özellikle twitter  ve facebook üstünden sürdürülen “digital muhalefet”in RTE’nin korkulu rüyası olduğu ve bu mecraya sürekli saldırılar düzenlediği de biliniyor.

Siyasi olarak AKP rejimi ile ona muhalif olan burjuva ve halk sınıflarının ittifakı arasındaki mücadele 1 Kasım seçimleri ile bir hesaplaşmayı yaşadıktan sonra da devam edecek.

Ak faşizm cenahında yaşanabilecek bazı ayrışmaların izdüşümünü, medyalarında da izlemek söz konusu olabilecek. Daha şimdiden, “uzlaşma” kampanyası açan ve Davutoğlu’na daha yakın duran Yeni Şafak ile Kaçak Saray’ın sesi medyalar arasında  polemikler sessiz ve deniden gözlenmeye başlandı. Bunun 1 Kasım sonrası artmasını beklemek mümkün.

RTE’nin  biraz köşeye sıkışması halinde daha da saldırganlaşıp her tür muhalif medyaya daha açık saldırılara cüret edeceği söylenebilir. Bu saldırılar karşısında çıkış, sinmek değil, eldeki bütün imkanlarla, dayanışarak direnmek, bunu hayatın her alanında olduğu gibi, medya üstünden de gerçekleştirmektir.

Written by Mustafa Sönmez