CHP-HDP yakınlaşmalıdır…

Önceki gün yapılan Meclis Başkanlığı seçiminin en önemli sonuçlarından biri, “Yüzde 60 muhalefet bloku” diye bir şeyin olmadığını göstermesidir. Yüzde 60 oranında oya sahip muhalefet doğrudur, ama “blok” olmadığı ortaya çıkmıştır. Buradaki sorun kaynağı da MHP’dir.
MHP, Yüksek Seçim Kurumu ve TBMM gerçeğini adeta inkar ederek HDP’yi , çıkardığı 80 milletvekilini, arkasındaki 6 milyon oyu yok saymayı marifet sanıyor. “Milli irade” diye mangalda kül bırakmayanların 6 milyonun iradesini yok sayması, en hafif deyimle “akıl tutulması”dır.
7 Haziran seçimlerinin üstünden neredeyse 1 ay geçtikten sonra ortaya çıkan gerçek şudur: Seçimin sonuçlarından tatmin olmayan iki aktör vardır; birincisi kaçak Saray’daki RTE, diğeri MHP…

Mızıkçı…
RTE, tüm Anayasa ihlallerini göze alarak AKP için arşınladığı Türkiye’deki her meydandan istediği oranda oyu alamadı, yüzde 41’de kaldı ve geriledi. Kürt oylarını koruyarak/artırarak HDP’yi baraj altında bırakmak istedi, istediği olmadı ve HDP , yüzde 13 oyla 80 milletvekili çıkardı ve seçimin en önemli aktörü oldu.
Bu, RTE için bir bozgundur ve hazmedebilmiş değildir. Tıpkı oyunda mızıkçılık yapan çocuklar gibi, bu seçimi saymam yeniden seçim, diye tutturmuştur ve bütün oyun planı bunun üstünedir.
7 Haziran seçimleri AKP’nin tek başına iktidar olmasına imkan vermemiş, olası bir CHP ya da MHP ile koalisyondan da RTE’nin ödü kopmaktadır. Çünkü her iki parti de seçmenlerine 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının yeniden açılması sözü vermiştir ve bu yapıldığında oğlu Bilal’in kapısı çalınacaktır, oradan da kendisine ulaşılacaktır. O nedenle başından beri mızıkçı çocuk edasıyla, seçim de seçim, saplantısındadır.
Bunun şartlarını hazırlarken olası erken seçimde HDP’ye kaptırdığı Kürt oylarını ve MHP’den tırtıklaması muhtemel milliyetçi Kürt düşmanı oyları ve hatta istikrarsızlıktan ürken omurgasız oyları AKP’de toplamanın hesabı içindedir. Suriye’de Kürt Devleti şamatası bu nedenle koparılmıştır.

Suriye şamatası

Sınırın öte tarafında Kürt, Arap,Türkmen halkların Kanton tipi örgütlenmelerini ve Kürt siyasetinin liderliğinde İŞİD barbarlarına karşı özsavunma geliştirmelerini, “Sınırımızda Kürt devleti kuruyorlar, kurdurtmayız” şamatasıyla, sağ-sol milliyetçilerin de goygoyuyla savaş kulvarına çekme, tamamen iç siyasetle ilgilidir.
Amaç, Suriye’deki PYD üstünden PKK ve Kürt siyasetini, oradan HDP’yi hırpalamaktır. HDP’de toplanan Kürt oylarını tehdit etmek, ürkütmek, HDP’ye giden kimi CHP’li oyları kuşkuya düşürmektir. Dahası, Türkiye’yi büyük bir tehlike ile karşı karşıyaymış gibi gösteren bir algı operasyonu ile parlamenter rejimi aciz gösterip Başkanlığa imkan tanıyacak oy tercihlerine oynamaktır.

Beklenti, oyun, bu da, evdeki hesap çarşıya uyar mı? Kolay mı? Değil elbette, ama çıkmayan candan umut kesilmiyor, umut RTE’nin ekmeği, yesin, yiyebildiği kadar…Oyun planı budur. Ve bunu oynamaya devam edecek, en kısa sürede, yeniden sandık, diye kestirip atacak, yeniden tüm Anayasa ihlallerini göze alıp, devlet imkanlarını tepe tepe kullanıp meydan meydan dolaşarak 7 Haziran’daki kuyruk acısını dindirmek isteyecektir.
MHP…
7 Haziran seçimlerinden tatminsiz ve mutsuz çıkan, dolayısıyla “Yeniden seçim”i örtülü bir biçimde en çok arzulayan öteki aktör MHP’dir.
7 Haziran seçim sonuçları, Ak faşizmden , onun kurduğu rejimden, Anayasa, yasa ihlallerinden hesap sormanın, çivisi çıkan kurumları yerli yerine oturtmanın yüzde 60 ile koalisyon oluşturmanın potansiyel imkanını sundu. Tamamen hukuk devleti konseptine dayalı bir protokolle 3 muhalefet partisinin bir araya gelmesi, en azından CHP’nin azınlık iktidarı kurup diğer ikisinin dışarıdan destekleyerek hiç olmasa 1 yıllık bir icraat sürdürmeleri mümkün iken, MHP yüzünden bu olmadı, belli ki olmayacak.
MHP, burada tüm “kırmızı çizgi” diye nitelediği hesap sorma iddiasına rağmen, bunun icraatını mümkün kılacak bir araya gelmelerden uzak durmuştur. Kürt gerçeğini ve HDP’yi inkarı varlık nedeni sayan MHP, bu tutumuyla, son tahlilde hep AKP’nin değirmenine su taşır duruma düşmektedir.
Tarihi fırsatı, potansiyel iktidar imkanını dinamitleyen MHP’nin muradı, milliyetçi damarı, Kürt düşmanlığı ile kabartıp , bu konuda AKP’yi de zor durumlara sokup erken seçimde oyunu artırmak, HDP’yi baraj altına düşürerek Kürtlerin Mecliste temsiline imkan vermemektir.

Dayanışma…

RTE AKP’si ile MHP’nin , Kasım ayında yapılması muhtemel bir erken seçim ile ana hedeflerinin HDP’yi baraj altına itmek olacağı açıktır. Bu durum, RTE’yi kabuslardan kurtarabilir mi, MHP’nin ihtirasını tatmin eder mi, bilinmez. Ama HDP’nin Kürtlerin özgürleşme mücadelesini ve öteki demokrasi güçlerini Meclis’te temsil etme gücü, kazandığı mevziyi savunma, yeniden en önemli görev olacaktır.
Bu konuda HDP ile dayanışmak, CHP için de bu erken seçimde önemli bir demokratlık görevi olacaktır. Barış, bu ülkede sudan, ekmekten daha önemlidir. Kürtler Meclis’te temsil edilmezse, bu Ak faşizm ve MHP faşizmi tarafından engellenirse , ülkede huzur asla tesis edilemez.
Daha acımasız, daha belden aşağı vuruşlarla geçmesi muhtemel bir erken seçimde, CHP ile HDP’nin birbirini daha çok kollamaları ve dayanışmaları bir ihtiyaç haline gelirken sol-sosyalist, demokrasi yanlısı güçlerin de bu dayanışmaya omuz vermeleri daha yakıcı bir görev haline gelmektedir.

Genel kategorisine gönderildi | CHP-HDP yakınlaşmalıdır… için yorumlar kapalı

Komşuda “Hayır” zamanı…

Yunanistan, sürpriz olmayan bir biçimde dünya gündeminin başına oturdu. ATM’lerden 60 avro çekme sınırı, sermaye çıkışına konulan kontroller ve kilitlenilen 5 Temmuz referandumu…Evet mi , hayır mı?
Bu soruya 5 Temmuz’da Yunanistan halkı yanıt verecek. Evet, Troyka politikalarıyla didişmeyin, ne istiyorlarsa onu yapalım, demek. Hayır, bırakın Avro’yu, drahmiye dönelim, Troyka’yı reddedelim, zor da olsa yeni bir yol haritası çizelim, demek. Sonuç haliyle, büyük bir merak konusu.
Kriz ve sonrası
Yunanistan’ın 2015 itibariyle geldiği yer, biriken sorunların boyutları, hazmedilir, başedilir gibi değil. Yüzde 27 işsizlik ne demek!…Gençlerde yüzde 55 işsizlikle nasıl baş edilir? 2010’dan bu yana ekonomi sürekli küçülüyor.Beş yıl üst üste bir ekonominin küçülmesi ne demek? Toplamı 570 milyar doları bulan dış borç stoku, milli gelirin yüzde 230’u. Dile kolay…Borcun yüzde 70’i kamunun. Kamu zaten esas başağrısı…Kamunun borçları, çok değil 5 yılda yüzde 113’ten yüzde 180’e çıktı. Hem de reel ücretler düşüp ekonomi küçülürken. Ülke çarkını döndürmek için IMF’den Avrupa Merkez Bankası’ndan, Avrupa bankalarından alınan her kredi, borç stokuna yeni bir katman eklerken borcu ödeyecek ekonomik büyümeye bir türlü geçilemedi. Giderek boğazdan geçmeyen lokmanın şişmesi gibi, sorun büyüdü ve yutulmaz hale gedi.
Çelme…
Troyka ile sıkı pazarlıklar yapıp ülkeyi rahatlatma iddiası ile iktidara gelen Syriza, karşı taraftan bir türlü beklediği anlayışı göremiyor. Hatta tersine, sanki, aleme ders olsun diye Troyka’da bir anlayışsızlık, katılık hakim. Syriza da bunu bizzat yaşayarak ve yaşatarak Yunanistan halkına gösterdi, Şimdi de referandumda soruyor; Tamam mı, devam mı? Evet mi , hayır mı? Hayır çıkarsa referandumdan, Avrodan çıkış ve yeni bir yol haritası geçerli olacak artık. Sonrasında Yunanistan’da hayat kolay olmayacak, bu açık. Ama hayır tercihini kullananlar zaten bunu göze alarak hayır demiş olacaklar. Ulusal para drahmiye geçerek ve kendi yol haritasını, Troyka’ya meydan okuyarak çizecek olan Yunanistan, kendi seçiminin sonuçlarını yaşayacak. Ya, Avro alemi? Ya AB?
Toplam milli gelri 250 milyar doların altına inmiş Yunanistan’ı Avro alınından kaçırmak, AB için o kadar da önemli değil. Sonuçta AB aleminin yüzde 1’lik bir dilimi Yunanistan. Almanya’nın 4 trilyon dolara , Fransa’nın 3 trilyon dolara yaklaşıyor ulusal gelirleri…Türkiye’nin bile ulusal gelirinin üçte biri Yunanistan milli geliri…Ama Yunanistan’ın çıkışı, AB projesine derin bir karizma çiziği , hayallerin sarsılması olacak …Tek Avrupa hayali, siyasi birliğin en önemli aracı olan Avro’dan Yunanistan’ın çıkışı ile derin bir darbe alır. Hele ki, Yunanistan durumu bir şekilde toparlarsa, İspanya, Portekiz, hatta İtalya’yı kim tutabilir Avro alanında ?
Evet mi?
5 Temmuz’da, korku,kaos propogandalarından etkilenirse seçmen ve ‘evet’ derse Troyka programlarına, ilk 6 ayda milli gelirin yüzde l,7’si kadar bir tutarda bir “kemer sıkmaya” evet demiş olacak. Referandumda “Evet”, 4 yılda Yunan milli geliri üzerindeki toplam olumsuz etkinin yüzde 10’u aşması demek. Üstelik., “evet”, Yunanistan borcunun milli gelir içindeki payını azalmayacak. Hatta, yüzde 200’e çıkaracak. Kamu borcunun milli gelir içindeki payının o kadar geri ödemeye rağmen yüzde 200 olması sürdürülebilir ve katlanılabilir bir durum değil. Zaten seçmen tam da bu tabloyu istemediği için Syriza’yı iktidara getirmemiş miydi? Ne değişti birkaç ayda? Hiç…
Hayırda hayır var...
İşte onun için referandumdan ‘hayır’ cevabının çıkması çok da zor görünmüyor .
Muhtemel bir “hayır” sonrasında Yunanistan ekonomisinde geçiş süreci hayli sorunlu olabilir ama sonunda o sıkıntı geçer de. Ulusal para drahmi ile ülkenin manevra alanı, politika yapma seçenekleri çoğalır.
AB’nin konu mankeni üyeleri de umalım kendilerini bu vesile ilgili sorgularlar. Yunanistan, Almanya ve Fransa’nın bankalarının riski gibi algılandı sadece. Yaklaşık 200 milyar avroluk bir risk…Troyka şu soruyu sordu: Bankaları mı düşüneceğiz, Yunanistan ve AB’nin geleceğini mi? Öyle görünüyor ki, bankalar tercih edildi, ikincisi kulak arkası edildi. Bu da bir tercihtir. Öteki AB üyelerine de bir derstir; tabii, anlamak isteyene…

Genel kategorisine gönderildi | Komşuda “Hayır” zamanı… için yorumlar kapalı

Komşuda iş çok zor Yonca…

 

Komşu Yunanistan’ın ekonomik verilerini alt alta sıraladağınızda, “Allah vermeye!…” diyesi geliyor insanın. Bu ülke bu duruma nasıl düşürüldü!…Ekonomi 2012’de yüzde 7, 2013’te yüzde 4 üstü üste küçülmüş. Resmi işsizlik yüzde 27, genç işsizliği yüzde 55. Dış borç stoku 570 milyar dolar. Yani milli gelirinin yüzde 234’ü…Dönüp Türkiye’nin hali ile karşılaştıralım da ne demek istediğimiz anlaşılsın. Türkiye’nin dış borç stoku 403 milyar dolar ve milli gelirinn yüzde 53’ü…Varın siz düşünün halleri…
Borç kabusu
Komşuda içeriye de dışarıya da esas borçlu devlet, kamu kuruluşları. Kamunun borçlarının milli gelire oranı yüzde 175!…AB normu yüzde 60’ı geçme diyor…O nedenle bütün kemer sıkma, kuşatma programları, kamu gelirleri ve giderleri üstüne yapılıyor.
Adına Troyka denen IMF,Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu, Yunanistan’ın ağırlıkla Avrupa bankalarına olan borçlarının çevrilmesi için, “Kamu gelirlerini artır, harcamalarını düşür” ekseni üstünden komutlar yağdırıyorlar.
Bir ülkede kamunun borçta başaktör olması, hükümetin doğrudan doğruya seçmenin cebini ilgilendiren icraatlar yapması demek. Vergi artırılacak, vergi yükü kaydırılacak, kamu harcamalarında kısıntı yapılacak,mesela kamu personel sayısı azaltılacak, maaşlar disipline edilecek…Mesela eğitim,sağlık harcamaları kısılacak, sosyal yardımlar azaltılacak.
Merkezi bütçenin dışında, sosyal güvenlik sistemi üstünden icraatlar gerekir. Primler artırılacak, harcamalar azaltılacak, emekli maaşları düşürülecek, emeklililk yaşı yükseltilecek vb…Yanısıra belediyeler…Belediyelerin gelirleri-giderleri üstünden tasarrruflar…
Bilek güreşi…
Şimdi aynı bilek güreşi sürüyor Troyka ile Yunanistan hükümeti arasında. Hükümet, şirketlerin ödediği kurumlar vergisini yüzde 29 düzeyine çıkarmak istiyor. Ayrıca bir defalık bir vergi getiriliyor. Troyka, Yunanistan’ın özel sektöre yüksek oranlı vergi yükü bindirmemesini, çünkü bunun işsizliği artıracağını savunuyor.
Troyka, ayrıca savunma sanayiine ayrılan fonun yarıya indirilmesini istiyor.Emeklilik maaş ödemelerin makul düzeylere indirilmesi isteniyor.
KDV ve diğer satış vergilerinde aşın artış yapılmaması da talep ediliyor.
Troyka tarafından satış vergilerinin ek tahsilatının GSYİH oranı olarak yüzde 1 artırılması isteniyor ama Tsipras ekibi yüzde 0.74 oranında diretiyor.
Tsipras tarafı emeklilik sisteminde işveren şirketlerin ödediği sosyal güvenlik primlerini artırmak ve böylece emeklilik maaşı ödemelerine dokunmamak istiyor. Troyka ise başta IMF olmak üzere emeklilik ödemelerindeki aşırılığın düşürülmesini talep ediyor. Ayrıca erken emekliliğin kaldırılması da Troyka’nın Yunanistan’dan talep ettiği ana başlıklar arasında.
Troyka, EKAS adı ile bilinen ve yoksul emeklilere, ek olarak verilen maaşın 2017’de kaldırılmasını isterken, Tsipras tarafı ancak 2018-2020 arasında bu adımı atabileceklerini söylüyor. Pazarlıklar böyle sürüp gidiyor…

Çıkış ?
Yunanistan, borç ödemek, borçları çevirmek için bu pazarlıkları sürdürürken bir türlü büyümeye geçemiyor. Ulusal parası yok ki devalüe edip rekabet gücü kazansın. Avrodan çıkmak bir yol. O da denenecek mi? Herkesin merak ettiği 5 Temmuz’da referandumdan ne çıkacak?…
Son olarak, Yunanistan’ın en çok rötuşlanmak istenen sosyal güvenlik sisteminin 2001 krizi öncesi Türkiye’nin de en önemli “kara deliği” olduğunu hatırlatalım. Diğer kamu “kara delikleri” ile birlikte 2001 krizinde Türkiye , borç yükünü azaltması için yüzde 6’nın üstünde bir faiz dışı fazla vermeye zorlanmıştı. Böyle bir kemer sıkmaydı, yani kemerde 6 delik birden sıkmak…Ya Yunanistan’dan istenen? İki delik sık yeter diyorlar, ama o bile çok geliyor Yunanistan’a…Türkiye’nin nasıl bir operasyona razı edildiğini varın siz hatırlayın. Ama sonuç ne mi oldu? Ekonomi düze çıktı, Derviş programı siyaseten kaybetti; 2002 seçiminde AKP iktidara, koalisyon ortakları baraj altına düştü…

Genel kategorisine gönderildi | Komşuda iş çok zor Yonca… için yorumlar kapalı

Suriye üstünden kaçış tüneli…

Türkiye siyasetinin gündemi, bir yandan bugün başlayacak Meclis Başkanlığı seçimi, ardından, koalisyon hükümeti kurma girişimleri ile şekillenirken öte yanda, özellikle RTE’nin hıkdeyicisi medya tarafından Suriye’ye askeri müdahale hazırlıkları ile çatallanıyor.
Suriye bahane
Suriye’ye askeri müdahale teranesi, aslında asli gündemden, yani yeni hükümet kurulması ya da RTE tarafından engellenip,oyalanıp Türkiye’nin erken seçime götürülmesi planlarından bağımsız değil.
Her gün yaşananlar, RTE’nin olasi her tür koalisyon oluşumundan işkillendiğini gösteriyor. Ahmet Davutoğlu’nun ister CHP, ister MHP ile kuracağı bir koalisyonun , ne kadar silik-soluk bir protokol yapılırsa yapılsın, eninde sonunda RTE’ye ve ailesine uzanan 17/25 Aralık soruşturmaları başta olmak üzere, geçmişte, nasılsa bize dokunulamaz , rahatlığı içinde ihlal edilmiş yasa ve Anayasa ihlallerini yargı önüne çekeceği biliniyor.
Bu da RTE’ye, koalisyon seçeneğini dinamitleyip son bir umut olarak bir erken seçime Türkiye’yi sürüklemekten başka bir çare bırakmıyor. Bu sürüklenmede Suriye ve Suriye’nin Türkiye sınırında güya kurulmakta olan Kürt devleti (!) en önemli bahanelerden biri olarak kullanılmak isteniyor, hem de umutsuzca…
RTE, Suriye oyununu çok tehlikeli oynuyor. Dünyanın lanetlediği İŞİD’in bu oyunda kullanılan en önemli aktör olduğu ve bunun hem içeride hem dışarıda nefretle anılışı yükseliyor. İŞİD şiddetinin, hem içeride Kürt muhalefete karşı, hem de Suriye’de potansiyel tehlike olarak, PKK’nın uzantısı olarak görülen PYD’ye karşı kullanıldığı iddialarına hiçbir doğrudan red cevabı verilmiyor, hatta zımni bir kabul seziliyor.
Kobani saldırısı
Kobani’ye geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen sinsi İŞİD saldırısı, birçok kesim tarafından yine Kaçak Saray ile ilişkilendirildi. Suriye Kürt siyasetinin silahlı gücü YPG’nin Tel Abyad’ı İŞİD’den temizlemesi ve bir zaferin kutlanmasının hemen ardından gerçekleştirilen bu saldırının daha çok rövanşist, psikolojik bir saldırı olduğu tahmin ediliyor. Tel Ebyad’ın intikamını almak, kendi militanlarına moral vermek, Kobani’nin güvende olmadığını göstermek gibi nedenlerin ötesinde IŞİD’in stratejik beklentisi, YPG ve müttefiklerinin İŞİD’in merkezi Rakka’ya saldırı planlarını bozguna uğratmak, ataktan savunmaya mecbur kılmak…
Kürt devleti!…
Suriye Kürt hareketinin, bölgedeki laik, demokrasi yanlısı diğer Arap ve Türkmen halklarla Kanton yapılanmalar içinde gündelik yaşamı örgütlemesi, bölgenin halklarını savaştan ve saldırı halindeki İŞİD tehlikesinden koruması, iç siyasette koz arayışındaki sağ ve sol milliyetçiler tarafından Kürtlerin Suriye’de Kürt devleti kurmaları biçiminde lanse ediliyor. Bunu son olarak önceki gün RTE de Kızılay’ın bir iftar yemeği toplantısında dile getirdi ve şöyle dedi , “Tüm dünyaya sesleniyorum: Suriye’nin kuzeyinde, güneyimizde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.” . Tabii, böyle seslenene tüm dünyanın da şöyle seslenme hakkı doğar; Sınırlarının dışına nasıl, ne hakla müdahale edersin? Sınırlarının dışındaki halkların kendi kaderleriyle ilgili tasarrufa sen , ne hakla müdahil olursun?
Barzani Devleti…
Aslında burada da iki yüzlülük hakim. Daha düne kadar yine sınırımızda bir Kürt devletinin kurulmasına ön ayak olanların başında RTE ve çevresi geliyordu. Nerede mi? Kuzey Irak’ta, Barzani ‘nin Bağdat’tan ayrılıp Kürt devleti kurmasında…İŞİD barbarlarının büyük taarruzlarının öncesine kadar, RTE , Barzani’yi sürekli Bağdat’tan kopma ve petrolünün kontrolünü Türkiye’ye bırakma karşılığı , bağımsızlaşma çabalarına cesaret veriyor, neredeyse kışkırtıyor, Irak’ın bütünlüğünden yana tavır koyan ABD ile sırf bu nedenle durmadan karşı karşıya kalıyor, hatta dışlanıyordu.
Kolay mı?
RTE medyası, TSK’nın “Suriye’ye gir” emrini beklediğini ve tüm hazırlıkların tamam olduğunu belirterek gündemi Suriye’ye çekiyor çekmesine ama kazın ayağının pek öyle olmayacağını da açık ediyor. Murat Kelkitlioğlu, dünkü Akşam’da Suriye serüveninine askerin çekincelerini sıralamaktan geri kalmamış. Şöyle yazıyordu; “TSK, bu hazırlıklarını yaparken çekincelerini de sıralıyor; Askeri bir müdahale yann uluslararası hukuk açısından sorun olmamalı. Suriye ile bir şekilde, dolaylı yollardan bir görüşme yapılarak, zımnen de olsa bilgi verilmeli. Bu yapılmazsa, askeri müdahale sonrası Esad Türkiye’ye bomba atarsa, uluslararası hukuk açısından bir şey diyemezsiniz.İkinci en önemli faktör; Rusya ve İran. Bu iki ülkenin Esad’a verdiği destek malum. Bu nedenle bir şekilde Rusya ve İran’a da harekatın gerekçeleri detaylarıyla anlatılmalı. TSK’nın en büyük çekincelerinden biri ise, ülke içindeki sıkıntılar. Bir anlamda askere göre; Türkiye birkaç cepheden tehdit altında. Askeri bir müdahale sonrası, bunu bahane ederek özellikle Güneydoğu’da başlaması muhtemel ayaklanmalar kaosa neden olabilir. Daha önce 6 – 7 Ekim’de bunun örneği yaşandı. Bugün de yine HDP’li yöneticiler tarafından ‘sokak’ çağrısı yapılıyor.”
Anlaşılan asker, serüvene geri duruyor ama RTE, kaos, kaostan kaçış tüneli kazma derdinde. Bakalım kaçabilecek mi?

Genel kategorisine gönderildi | Suriye üstünden kaçış tüneli… için yorumlar kapalı

Turkish business circles in-between debt calendar and snap election fears

 

Mustafa Sönmez – Hürriyet Daily News- June/ 29 /2015

Turkish business circles want to see the end of post-election uncertainties and express their concerns to politicians. Many of them are under huge debt burdens. Their biggest concern is the possibility of the non-establishment of any coalition government and entering a snap election period, which will both increase political risks.

Foreign pressures

The United States Federal Reserve (Fed) did not make any change in rates last week, parallel to expectations. The Fed, however, signaled a rate hike within 2015 again. This has triggered expectations about a rate hike in September. The bank’s signals about lower rates in slower than earlier expected has enable emerging markets, including Turkey, to save at least six months.

The negative effects due to the expected rate hike by the Fed have recently been limited. Some relatively good news is also resolving Greece’s bailout problems. We didn’t see a big investment rush out of Turkey, despite high political risks the country has. The Turkish Lira has gained some value after the elections, lowering to 2.65 against the dollar from the lira’s 2.75 exchange rate during the elections. Nevertheless, Turkey has a big volume of debt stocks at $164 billion, which must be paid back in the next 12 months. This huge amount represents around 40 percent of the country’s total external debt stock, $403 billion.

Due debts in 12 months

According to data from the Central Bank, around 86.3 percent of Turkey’s short term debts are from the private sector, 13 percent are from the public sector and 0.7 percent from the Central Bank.

Privately-owned banks have almost $90 billion of the sector’s short term debts at around $141 billion. Public bank’s debts also stand at $18 billion. The country’s banks need to repay around $108 billion in debts in the next 12 months. The non-banking financial institutions also need to pay $7 billion in the short term. Other (non-financial) companies need to repay $44 billion in debts, representing 27 percent of the total debts.

Around $56 billion of the banks’ short-term debt stocks are comprised of borrowed loans. Their foreign currency accounts stand at around $13 billion. Banks’ deposit liabilities are almost at $27 billion and their lira-based liabilities are around $13 billion.

The debts of the non-banking private companies are around $51 billion, around $26 billion of which is comprised of import debts. The remaining amount is loan debts.

As of the end of April, some 54.7 percent of the short-term debt stocks have been based on the dollar, 30.3 percent on the euro, 12.3 percent on the lira and 2.7 percent in other currencies.

It is very well known that the indebted companies will be negatively affected from the loss of value in the lira against foreign currencies when they are paying their short-term debts. Keeping in mind that the lira has lost 30 percent of value against the dollar last year, the companies which have external debt liabilities have faced losses in their balance of sheets; this will be seen in their year-end financial results.

Besides, the costs of the existing $163.4 billion of debts will increase when the lira loses more value with the expected rate move of the Fed.

Eyes on parliament

Turkey’s business world is closely following the ongoing coalition negotiations between the political parties. A parliamentary speaker will be selected June 29-July 3. At least 367 votes will be sought in the first two rounds and just 267 votes in a third round if any speaker does not get the required votes in the first two. If the candidates cannot get the required voted in the third round, the two candidates with the most votes will be put to a vote in a fourth round. The candidate who wins the most votes will be the parliament speaker.

Unless an eligible coalition choice rises up before the parliament speaker polls, this election will become of greater significance. If a coalition idea occurs during the parliament speaker elections, the markets will start to price this message. The markets, therefore, will be closely following these elections.

Fear of snap elections

A number of leading business organizations has already started to voice their requests for an immediate solution to the parties. A total of eight non-governmental business organizations, including the Union of Chambers and Commodity Exchanges of Turkey (TOBB) and Turkish Confederation of Employer Associations (TİSK) as well as two biggest employee confederations, Türk-İş and Hak-İş, planned to meet the leaders of the four political parties.

Under the shadow of the discussions over the launch of a coalition government, Turkey’s top business organization, the Industry and Business Association of Turkey (TÜSİAD), met the representatives from all four parties, while the representatives from TOBB, Confederation of Turkish Tradesmen and Craftsmen (TESK), Turkish Agricultural Chambers Union (TZOB), Türk-İş, Hak-İş, the Confederation of Public Servants’ Trade Unions (Memur-Sen) and TİSK visited Prime Minister Ahmet Davutoğlu as members of the EU-Turkey Joint Consultative Committee (KİK) in a private meeting at the Justice and  Development Party (AKP) headquarters. The KİK delegation reportedly gave the message that “the political parties should reconcile and a coalition government should be established. Any snap election may cost the economy and the social life a lot.” Davutoğlu called on the delegation to say the same to other parties as well.

TOBB President Rifat Hisarcıklıoğlu said in his speech that the poll results had given the parties a message of “reconciliation,” adding: “We believe that any snap election will not bring a permanent solution to our country’s structural problems, but will make Turkey lose time. We eye the establishment of a government within the existing arithmetical realities of the parliament.”

“Ant ship cannot be left without a captain when the waves are rising. The establishment of a coalition government in line with the peoples’ wills will prevent, in the short term, any domestic risks as the global economy becomes more and more fragile and, in the long-term, make a great contribution to the development of a reconciliation culture in our country. We need to remember that we are in the same ship. If we all work together in a reconciliatory manner, building dialogue and common sense, there will be nothing we cannot overcome,” he said.

In response to a question about whether the delegation had a preferred coalition government, Hisarcıklıoğlu said, “In the past, we saw how wrong it was for business organizations like us to intervene in political affairs and political engineer. Nobody should do such things today.”

Davutoğlu said the AKP has a positive attitude to any coalition possibility and party at the meeting. “I will try all alternatives and I believe this will last with reconciliation,” he added. In the meeting, President Erdoğan voiced his positive stance to the coalition negotiations. The employee and employer organizations also underlined the need of the immediate establishment of a coalition government for the sake of the citizens.

TÜSİAD: ‘Reconcile fast’

The TÜSİAD delegation had a 50-minute meeting with the Republican People’s Party (CHP) delegation in Ankara. TÜSİAD President Cansen Başaran Symes said Turkey is now experiencing a positive process, in her speech after the meeting. She said the delegation voiced its pleasure to CHP  leader Kemal Kılıçdaroğlu in the composition of the parliament, with a  public participation of around 95 percent. She noted the business world wants to see the establishment of a government immediately in a reconciliatory manner. “As the representatives of the business world, we have fairly positive expectations that our politicians will establish a government that will smooth the way for our country immediately in a reconciliatory way,” she said. Symes said the delegation exchanged ideas with Kılıçdaroğlu about turning the country’s attention to the reform agenda and economic matters with the immediate establishment of a government. She said their meetings would continue with the leaders of other parties. “I want to underline a significant point here. As the representatives of a non-governmental organization, we are definitely not here to urge any specific government formation. In fact, we are here to express the business world’s request, in our loudest voice, to concentrate on the economic matters again,” she said.

The TÜSİAD delegation then met Nationalist Movement Party (MHP) leader Devlet Bahçeli. Following the meeting, Symes said, “We discussed which reforms the business world wants to immediately make in a ‘warm’ environment. We had a very productive meeting.” The TÜSİAD delegation reportedly gave two important signals in the private meeting with the party. The delegation members said they want the continuation of the [Kurdish] peace process for the maintenance of democratic progress. The TÜSİAD delegation also underlined the fragile economic indicators both in the world and in Turkey when voicing its expectation about the establishment a new government. “A snap election may lead to delays in key economic decisions, and delays in the taking of structural measures will negatively affect the economy,” said delegation members.

MÜSİAD wants coalition as well

Nail Olpak, head of the Independent Industrialists’ and Businessmen’s Association (MÜSİAD), which is known as the closest business organization to the AKP, held meetings in Ankara as well, later speaking to Cansu Çamlıbel from daily Hürriyet. “We already told this to the political parties: If any of them extend the process to establish a new government too much, they will need to govern a blocked system. The bureaucracy is on hold right now. No signatures have been right now,” he said.

Upon a question about what MÜSİAD members think about the parliament decision’s to close the four 2013 graft probe ministers’ path to the Supreme Court, he said, “Any politician says anything during elections. If politicians give a favorable or unfavorable vote about the Supreme Court, we need to read this as a political decision. He or she will see the results of these decisions during elections. When the general public conscience is considered, it may be better for the ministers to be cleared in front of the courts, but not in the parliament. Some questions, however, must be kept in mind: Will there be any further political showdown exceeding the four ministers’ issue if the case is carried to the courts?” he said.

Upon a question about whether he meant President Erdoğan, he affirmed.

“Maybe…There are similar questions. Despite anything, we prefer such things are not covered. This is quite clear,” he said.

Responding to a question about the MÜSİAD members preferred coalition scenario, he said, “Our branch heads told me that a coalition government between the AKP and MHP will be easier to form. In my opinion, it is harder for the CHP and the AKP to form a coalition government, but then again it will also be a wider and longer government, too,” said Olpak, adding that a coalition between the AKP and Peoples’ Democratic Party (HDP) should not be overlooked in discussing possible scenarios.

“The HDP has the claim of being the party of [a wider segment of society in] Turkey. What is important is that the coalition should be formed rapidly but not without principles. Several of our members even proposed giving a required time for a coalition, saying [a coalition should stay in power] for at least two years. It is of importance to see the establishment of a government from this parliament. We have reached these conclusions following our meetings with President Erdoğan and the leaders of the three political parties. We said our members have seen the situation in this manner,” he said.

Many unknowns

In summary, Turkish business circles are concerned about the rise of political risks and agree that a permanent, stable coalition government should be established in a reconciliatory manner. On the opening of the corruption files that occurred during the AKP rule, even MÜSİAD is not negative, but the organization does not refrain from voicing its concerns about the extension of these probes to the president. According to some circles, the main element in the coalition government negotiations will be the 2013 graft probes; the president, who believes such investigations will extend to him and his family, will not pave a smooth way for any coalition choice. He will reportedly urge a snap election with the aim to establish a single party government run by the AKP. This, however, will mean confronting business circles, who oppose snap elections.

There are also some circles who talked about the AKP’s disintegration. Some businesspeople say there is nothing to fear from such disintegration as long as a coalition government is formed.
The current conjuncture seems to continue to attract attention as one of the most uncertain political periods of the country.

June/29/2015

English, Genel kategorisine gönderildi | Turkish business circles in-between debt calendar and snap election fears için yorumlar kapalı

Koalisyona “Ekonomik kriz” bahanesi…

AKP-CHP koalisyonu için çöpçatanlığa soyunan soyunana…Akıl veren verene… Dahası, bunu engellemesin diye RTE’ye “Rövanş yok, öç alma yok” diyen diyene…
En çok da bu öç alma taahhüdü insanın kanına dokunuyor. Sanki, “Kalkın kaçak sarayı basalım , hesap soralım” diyen var. Böyle birşey yok. Sadece hukuk devleti çalışsın, diyoruz. Hukuk işlevini yerine getirmeye başlayınca, yargı mensuplarına, “RTE’ye ve yakın çevresine hiç bir şekilde dokunmayın, kapatılmış dosyaların ucu RTE ile Bilal’e dokunursa orada durun” mu denilecektir? Böyle birşey, AKP’nin yaptığından farklı olur mu? Yargıya ayar vermek, herkesin yasalar önünde eşit olması gerekirken birilerini bundan ayrı tutmak, hukuk devleti ile , demokratikleşme iddiası ile bağdaşır mı?
Ekonomi bahanesi
AKP-CHP kolisyonuna çöpçatanlık gayreti en çok da iç ve dış sermaye kesiminden. Düne kadar AKP ile organik bağı olan ve RTE’nin kayırdığı MÜSİAD da, RTE’nin fırçalayıp durduğu AKP’nin iplemediği TÜSİAD da, orta yolcu TOBB da şimdi koalisyon mimarisi için çabalıyorlar. Ellerindeki en önemli argüman da ekonominin selameti. MÜSİAD, 2015’i kaybettik hiç olmasa 2016’yı kurtaralım, söylemini tekrarlayıp duruyor. Tüm sermaye kesimi RTE’nin planı olarak bilinen erken seçimin işe yaramayacağını söyleyerek kaçak saraydan ayrışıyor. Koalisyon için topluma aba altından gösterdikleri sopanın adı ise “ekonomi”. Ülkenin uzun süre siyasi belirsizlik yaşamasının faturasının ekonomiye ağır çıkacağı ve bu bedeli seçmenin ödeyeceği, tehditle karışık ifade ediliyor.
Sermayenin ekonomik kriz tehditi,bahanesi , bana, pek de mizaçları uyuşmadığı halde evlendirilmek istenen çocuklu boşanmış ya da dulları hatırlatıyor. Karakterler farklıdır, uyum olmayacağı da bellidir ama, çocuklar(ekonomi) daha fazla sürünmesin diye taraflar zoraki nikaha oturtulmak istenirler. Çocuklar belki mutsuzdur ama bu evlililğin onlara iyi geleceğinin hiçbir garantisi olmadığı gibi, belki onları daha da mutsuz edecektir…
Basınç mı?
Ekonominin, acil bir koalisyonu, hele ki AKP-CHP koalisyonunu dayattığı savı, tamamen bir safsatadır. Bir kere, özelilkle ABD’de olan bitenler ve genelde dünya ahvalinin etkisiyle, ekonomi tüm siyasi belirsizliklere ve risklere rağmen, krize sürüklenir halde değildir. Bunun göstergeleri de ortadadır. Seçim sonrası 2.80 TL’yi gören dolar kuru şu sıra 2.70 TL’nin altındadır. İstenen, bu parite değildir ama herkesi hop oturtup hop kaldıran bir yerde de seyretmemektedir. Dış sermaye, sanıldığı kadar çekip gitmemiştir, top çevirmektedir içeride. Konut alım talepleri öne çekildi, üretim yavaşlasa da stoklar eritilerek hizmet sektörü üstünden katma değer üretilmeye devam etmekte, işsizlik de dudak uçuklatıcı basamak artışları yaşamamaktadır. Yani ekonomi tıkırında değildir ama kriz hali de yoktur. Bu anlamda, koalisyon için bir ekonomi basıncı abartılı bir teşhistir.
Uyumsuzluk
Bir AKP-CHP koalisyon hükümetinin ortak bir ekonomik programda anlaşmalarında da bunun icrasında da çok erken çıngarlar çıkacaktır. Hatırlayın, CHP, sosyal devlet vaadlerinde bulunarak oy topladı. İki artı emekli maaşı, 1500 TL net asgari ücret, çiftçiye ucuz mazot…AKP ise bunları vermek bütçeyi deler dedi. Peki şimdi nerede buluşulacak? CHP’nin bu vaadlerle ilgili talebine AKP “bütçe disiplini” diye itiraz edecek. AKP’nin sağlığı, eğitimi metalaştırma eğilimlerine CHP nasıl karşı koyacak, SGK açıkları konusunda hangi önlemlerde birleşecekler. CHP taşeronlaşma ile ilgili vaadi konusunda AKP ile nasıl anlaşacak? AKP’nin mikro reform adı altında kıdem tazminatını budama ve tensikatları kolaylaştırma operasyonlarına CHP onay verecek mi?
CHP, hukuk devleti dedi. İstanbul’un kuzeyi ile ilgili projeler yargıda hukuksuz bulundu. Başta 3. Köprü, devamında 3. Havalimanı inşasının durdurulması, projelerin iptali gerek. AKP’nin yandaş sermayedarlarına yaptırdığı bu megaprojelerin hukuksuzluklarını CHP sineye çekerse partiyle, seçmenle nasıl baş edecek? Daha böyle bir dizi imar ihlali var. Hepsinde normalde hır çıkması gerekir.
CHP, Meclis’e getirilmeyen Sayıştay raporlarını isteyince bunlara ayak sürüyen AKP şimdi ne yapacak. Raporlarda işaret edilen usulsüzlüklerin yargıya taşınmasında neler olacak?
AKP, özelleştirmelerin dibini kazımaya devam etmek isteyince CHP ne yapacak? Kaçak Saray’ın finansmanı ve hatta kullanımı konusunda CHP’nin taleplerine AKP ne cevap verecek?
Tuzaktır…
Bakın, daha en az mayınlı bölgeden, ekonomiden başlayınca ne kadar kılçık çıktı ortaya…17/25 Aralık soruşturmalarına, Roboski, Reyhanlı dosyalarını, ,MİT tırlarını, İŞİD ile ilişkileri, Ağrı ,Diyarbakır provokasyonlarına, Gezi cinayetleri ile ilgili dosyalara ve diğer hukuksuzlukların soruşturulması ile ilgili çıkacak hırlara hiç girmedim bile. Tekrar da fayda var:AKP bir parti değildir, bir rejimdir. Bir rejim ile koalisyon, onun aparatı olmaktır, kaçınılmaz olarak. Rejimi dağıtmayan rejimin aleti olur..Bu böyle biline…CHP bu tuzağın eşiğindedir.

Genel kategorisine gönderildi | Koalisyona “Ekonomik kriz” bahanesi… için yorumlar kapalı

CHP de, AKP de, yarılabilir…

Büyük bir kırılma yaratan 7 Haziran seçimlerinin sonuçları, ortaya çok bilinmeyenli bir denklem çıkardı. Cevabı merakla beklenen soru, bundan sonra ne olacağı üstüne. Bir azınlık hükümeti mi, bir koalisyon mu, ya da ikisi de değil, bir erken seçim mi?
Yemin töreninin ardından TBMM Başkanlığı seçimi var ve bu seçim 29 Haziran-3 Temmuz tarihleri arasında yapılacak. Meclis Başkanı’nın seçimi için ilk iki turda 367 oy, seçim üçüncü tura kalırsa 276 oy aranacak. Üçüncü turda da adaylar gerekli oyu alamazsa dördüncü tura en çok oy alan iki aday kalacak ve bu turda en yüksek oy alan aday, Meclis Başkanı olacak.
Baykal
Pazartesi başlayacak olan Meclis Başkanlığı seçiminin bir koalisyon izlenimi oluşturma ihtimali var. Deniz Baykal’ın, RTE’nin daveti ile siyasette yeniden sahne alması, “kutuplaştırmaları azaltmak” iddiası ile misyon yüklenmesi, hem CHP içinde hem genelde Meclis içinde çok bilinmeyenli denkleme yeni bir parametre eklemiş durumda. Baykal’a, hem uluslararası güç odaklarının hem de içeride TÜSİAD’dan MÜSİAD’a, TOBB’a tüm sermayenin beklentisi olan AKP-CHP koalisyonunu kolaylaştırıcı bir misyon yüklendiği tahmin ediliyor.
Ortada koskoca bir “tuzun koktuğu” gerçeği var. Yargıdan söz ediyorum. Yürütme AK faşizmin elindeydi, yasamayı bir tür “bakanlığa çevirdi, torba yasalarla istediği düzenlemeyi yaptı. Yargı yı da özellikle 2010 sonrası istediği gibi dizayn etti. Neler yaptı; HSYK yasasını değiştirdi ve sulh ceza hâkimlikleri ihdas etti. Yargıç ve savcıları güdümü altına almak amacıyla Anayasa dışı müdahaleleri sürekli kıldı. Yetmedi; “iç güvenlik yasası”nı çıkardı. Bu sayede hâkim ve savcıları, kararları nedeniyle tutuklattı. 1 Mayıs gösterilerini hunharca bastırdı.
CHP’de yarılma
7 Haziran seçimlerinin sonuçları, yürütme-yasama-yargıda ortaya çıkan bu tekelleşmeyi kırma ve her birini yerli yerine oturtma şansı veriyor. Ama bunu AKP değil, muhalefet yapabilir. AKP, tek başına değil, yanına bir koalisyon ortağı, daha doğrusu “günah ortağı” alarak hükümet olmak istiyor. Böylece, yürütmeyi yine kontrolüne alırken yasamada muhalefetin belini de kırmış olacak. Böyle olunca yargıda yaptıklarına da dokundurtmayacak. Dolayısıyla Ak faşizm rejiminden birşey değişmeyecek. Kimin sayesinde? Koalisyona atlayan partinin sayesinde.
Bu partinin MHP’den çok, CHP olması isteniyor. Öyle görünüyor ki Deniz Baykal’dan da bu konuda çok şey bekleniyor. Ancak açık olan birşey var; CHP seçim meydanlarında sözünü verdiği ve parti dökümanları arasına koyduğu AKP’nin otoriterleşmesini kıracak adımlar atmak yerine, içi boş bir “kutuplaşmayı azaltmak” sevdasıyla koalisyon kurar ve Baykal’ın dümen suyuna giderse, birinci yarılma CHP ‘de olur. CHP çok geçmeden kendi içinden bir parti yaratır ve Meclis, 5 gruplu bir meclise döner. Bu birinci ihtimal…
AKP’de yarılma…
İkinci ihtimal ,AKP’de yarılmadır. Bu yarılmayı yaratacak olan da RTE’dir. Öyle anlaşılıyor ki, RTE, bırakın başkanlık hevesi, AKP’nin tek başına iktidarı hedefini de tutturamayınca iyice köşeye sıkışmış hissediyor kendini. Bir yandan her tür koalisyona karşı kuşku duyuyor. Bu nedenle de koalisyon formüllerinin tümünün işe yaramaması için çabalıyor, olası yakınlaşmaları bile dinamitliyor. Son Zarrab’a ödül, RTE’nin has adamı TİM Başkanı Büyükekşi eliyle uygulanmış bir sabotajdı. RTE’nin bu tutumunu sürdüreceğini söylemek mümkün.
Bir yandan Baykal üstünden CHP’yi karıştırıp etkisiz kılmak, bir yandan AKP’de kendi inisiyatifi dışında gelişmeleri engellemek ve özellikle 17/25 Aralık soruşturmalarının açılmasını taahhüt eden protokolleri afaroz etmek…Sonunda da umutsuzca da olsa erken seçime gitmek…Umutsuzca diyorum, çünkü yapılan son anket sonuçları(örneğin Metropol’ünki) ,AKP’nin oyunu artıramayacağını ve seçimlerden aşağı yukarı 7 Haziran sonuçlarının çıkacağını ortaya koyuyor. Buna rağmen RTE’nin AKP’yi erken seçime sürüklemesi, AKP’den tek gövde olarak arkasına düşmesini istemesi, AKP’yi yarabilir. Çünkü, son Zarrab fotoğrafı gösterdi ki, bir taraf, ödüle boyun bükerken (Nihat Zeybekçi), bir taraf bu fotoğrafta yer almaktan üzüntü duyduğunu (Numan Kurtulmuş) belirtti. Bu yarılmanın ipucudur.
Bakalım yarılma nerede olacak; CHP’de mi, AKP’de mi…

Genel kategorisine gönderildi | CHP de, AKP de, yarılabilir… için yorumlar kapalı

Rojava’ya bin selam …

Batı Kürdistan Rovaja’nın savunma gücü YPG’nin , Tel Ebyad’da IŞİD’i temizlemesi , Ak faşizmin ve ona paralel davrananların ezberini bozdu. Dört bir yandan, ‘Irak sınırından Hatay’a kadar bir Kürt kuşağı oluşturuluyor’ yaygarası basılıyor. Mutad, “Demedik mi, ABD ,YPG’ye yardım ediyor, bir Kürt devleti adım adım kuruluyor ve Türkiye seyrediyor”, feryat figanı savaş tamtamları eşliğinde usanmadan yükseltiliyor.

Hem Ak faşizmin yandaş medyasında, hem sağ-sol milliyetçi cenahta yaygara, , Kürtlerin Arap ve Türkmenlere etnik temizlik yaptığı iddiası eşliğinde yükseltiliyor. Böyle bir bölgede “etnik temizliğin mümkün olup olmadığını, Kürt siyasetinin bunu amaçlayıp amaçlamadığını sorgulamaya gerek bile duyulmuyor. Yandaş yaygaracılar, biraz da köşeye sıkışmış Kaçak saraylıyı kurtaracak bir askeri hamle ihtiyacından, durumu böyle takdim ediyorlar. Diğer sağ ve sol milliyetçilerin derdi ise geleneksel Kürt fobisi, Batı Kürdistan’daki her yükselişin Türkiye’de Kürt ayrımcılığının ayranını kabartacağı endişesi…
Kanton pratiği
Bir kere, Kuzey Suriye’de Kürtlerin etnik bir temizlikle bölgeyi tamamen kendi hakimiyetleri altına almak istedikleri savını, bugüne kadar ortaya koydukları “Kanton pratiği” yalanlıyor. Suriye Kürt siyaseti çok iyi farkında ki, bölgenin fiziksel ve demografik gerçekleri, yekpare bir Kürt entitesi yaratmanın önündeki en önemli engeldir. Ayrıca, bu siyaset, çok kimlikli, çok sesli ,laik ve demokratik bir toplumu kendine ilke edindiğini defalarca ortaya koydu.
PYD siyaseti 2012’den beri bu realiteye uygun bir pratiği, kanton sistemi ile sergiledi. PYD bilmez mi ki, en ufak bir etnik kayırmacılık ya da ayrımcılık eğilimi sadece Tel Ebyad’da Kürt-Arap ya da Kürt-Türkmen çatışmasına yol açmakla kalmaz, Rojava’nın özellikle Cezire kantonunda Araplarla kurulan ittifakı da dinamitler… Bu kantonlarda yönetim sadece Kürtlerde değil; yönetime Araplar, Süryaniler, Keldaniler, hatta Çeçenler de ortak.

ddYa sonra?
Merak edilen soru şu; Suriye Kürt güçleri, Tel Ebyad’la Kobani ile Cezire kantonlarını birleştirdikten sonra Fırat hattından batıya geçebilirler mi? Kürtler, IŞİD’i Cerablus’tan da çıkarıp Azez bölgesinden Afrin kantonuna ulaşır mı? Böylece bir “koridor” oluşur mu? Kürt hareketi bunu yaparsa, hangi koşullarda yapar?
YPG son atağı ile Ceylanpınar’ın karşısındaki Cezire’nin batı sınırı Serekaniye’den (Rasulayn) Mürşitpınar’ın karşısındaki Cerablus’a kadar 180 km’lik alanı birleştirdi. Böylece Güney Kürdistan sınırından Fırat’a yani Cerablus’a kadar yaklaşık 400 km’lik alan YPG’nin kontrolüne geçti.
Henüz IŞİD kontrolünde olan Cerablus ile Kürt bölgesi Afrin arasındaki mesafe ise 110 km.
Hatay’a yakın olan Afrin, 11 Temmuz 2012’de Esat rejiminden PYD liderliğindeki Kürt hareketinin kontrolüne geçmişti. 7 Haziran 2013’de YPG, Afrin etrafındaki Kürt köylerinin kontrolünü de muhalif güçlerden aldı ve doğuda Tel Rıfat’a kadar koridoru genişletti.
Afrin’in son göçlerle nüfusunun 1 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Kürt nüfusun ezici çoğunluğu oluşturduğu Afrin’in etrafında Arap ve Türkmen yerleşimleri var ve birlikte yaşıyorlar.
Afrin’i tek başına bırakmamanın, onları daha güvenli kılmanın yolu, Kobani ile Afrin arası coğrafyayı da kontrol altına alıp coğrafi bütünselliği tamamlamak, parçaları birleştirmek. Bunun olup olamayacağını birçok güç dengesi belirleyecek…

Dayanışma
İŞİD gibi bir barbar güruha can siperane mücadele veren YPG, bu mücadelesi ile aynı zamanda bölgenin yoksul halkları arasında çok kimlikli, çok sesli, demokratik, laik bir sistem kurma çabası içinde. Türkiye’nin egemenlerinin korkusu, böyle bir yönetim anlayışının uç verip gelişmesi. Onları ürküten yerelde, aşağıdan yukarıya yeşeren, mücadele içinde büyüyen bu laik-demokratik doğrudan demokrasi deneyimi.
Neden Irak’ın kuzeyinden, Barzani rejiminden kaygı duymuyorlar da , kendilerine biat etmeyen PYD’den endişe duyuyorlar? İşte bu yüzden…
Endişeleri, kaygıları, demokratikleşmeye, özyönetime ve özgürleşmeye…Türkiye halkları, IŞİD barbarlığına karşı amansız mücadele veren ve bu mücadele içinde yeni bir hayatı filizlendiren tüm halklarla dayanışma içinde olmalıdır. Çağdışı milliyetçilerin Kürt fobisinin, bölünme-parçalanma paranoyalarının birer hezeyandan ibaret olduğu bilinmelidir.

Genel kategorisine gönderildi | Rojava’ya bin selam … için yorumlar kapalı

Zarrab’a ödül, maraza çıkarmak için…

Kısa adı TİM olan Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin, “mücevher ihracatı birincisi” sıfatıyla 17/25 Aralık soruşturmalarının baş aktörü Reza Zarrab’a , RTE’nin katıldığı törende ödül vermesi, ödülü de iki bakanın sunması ortalığı ayağa kaldırdı.Nasıl kaldırmasın?
Birincisi, Zarrab hala önemli bir suç zannı altında.İkincisi, mücevher ihracatı devede kulak, esas olarak külçe altın dış ticareti işinde ve külçe altın TİM’in kayıtlarına girmez. Zarrab’ınkülçe altın ticareti ise devasa boyutlarda ve AKP’nin sonunu getirecek hacimde. Konu malum, ama özetleyelim
Fark nerede?
İran, en önemli ihraç maddesi olan enerjiyi satmada ABD engeli ile karşılaştı. Bankaları uyardı ABD, aracılık etmeyin diye. Türkiye, İran enerjisine muhtaç. 2009-2014 arasında yaklaşık 50 milyar dolarlık enerji almış Türkiye İran’dan.
Ödeme dolarla değilse neyle yapılacaktı? Yol bulundu; külçe altın…Sonuçta; 2009-2014 yıllarını kapsayan 6 yılda Türkiye, 40 milyar dolarlık altın ithal etti, yaklaşık 28 milyar dolarlık altın ihraç etti. İhracatın 8,3 milyar doları doğrudan İran’a yapılmıştı, İran’a transfer için BAE yolu da kullanıldı. Dubai (BAE)’ye yapılan ihracat da 7,4 milyar dolardı. Yani, İran’ın doğalgaz alacağının bir kısmını oluşturan 16 milyar dolar, bu yolla transfer edilmiş oluyordu. İran’ın öteki alacağı ödendi mi, ödendiyse hangi yolla, ödenmediyse, ne oldu, bunlar hep kalın bir sis perdesi ardında. uu
Babacan…
Peki bu altınla ödemenin mekanizması nasıl işledi ve rüşvet tezganhı nasıl kuruldu. Bunu da hatırlayalım. İran ile alışverişe aracılık eden Halkbank’ın bağlı olduğu bakan Ali Babacan’a, neler oluyor, diye sorulduğunda Babacan, 22 Kasım 2012’de bu konuya şöyle açıklık getirdi; “Türkiye olarak İran’dan aldığımız gazın parasını biz TL olarak İran’ın Türkiye’deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran’ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD’nin yaptırımları sebebiyle. Dolayısıyla İran, bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince, o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu.”.
3 Bakan
Babacan’ın “nasıl götürüyor, bilmiyorum” dediğini, bugün rüşvetle itham edilen öteki Bakan arkadaşları biliyordu. İran’ın alacağını külçe altınla ödeme , buna da İranlı Zarrab’ın aracılık etmesine bazı bakanlar kolaylık sağlıyor ve karşılığında da milyonlarca dolar rüşvet alıyorlardı. Zarrab’ın kolaylık sağlayan 3 AKP’li bakana, RTE’nin bilgisi haricinde rüşvet vermesi mümkün müydü? Buna kimse inanmıyordu. Soruşturma açan savcı ve yargıçlar anında “paralel”, paralel işbirlikçileri diyerek yediler darbeyi… Tabii bir süreliğine.
Seçim meydanları bu rüşvetle inledi. Şimdi koalisyon kuracaklar da önce 17/25 Aralık diyor ve soruşturmanın tarafsız, bağımsız yargıda görülmesini istiyor. Peki RTE ne yapıyor? Buna imkan vermemek için, koalisyon bile kurdurtmadan yeniden seçime gitmek istiyor..Belki erken seçimde AKP’yi tek başına iktidar yapar ve bir süre daha yırtarım umudunda.
Ödül
İşte bu nedenle TİM, Zarrab’ı, RTE’nin’in önünde ödüllendirdi. Maksat RTE’nin kıoalisyon ortağı olmaya aday muhalefeti kışkırtması. Neden bu provokasyon ? Çünkü, RTE’nin hedefi, koalisyon yaptırmamak. En taviz vermiş koalisyon ortağından bile işkilleniyor. Eline geçireceği bir adalet , bir içişleri bakanlığı ile başına neler gelebilir, biliyor. Bu nedenle, en ufak bir AKP-CHP ya da AKP-MHP yakınlaşması olursa dinamitliyor. İşte Zarrab’a ödül de kaos yaratmanın, halka bakın hükümet kuramıyorlar, erken seçime gidiyorum diyebilmeye yarayacak bir provokasyon, başka bir şey değil…

Genel kategorisine gönderildi | Zarrab’a ödül, maraza çıkarmak için… için yorumlar kapalı

AKP-CHP için liboş kampanya…

Kaçak Saray’dakinin ağırlaştırılmış müebbet hapis korkusuyla yeltendiği çılgınlıklardan biri, Suriye Kürt siyaseti PYD’ye saldırma planı. Sınırda Barzani’yi komşu kabul edenler, nedense PYD’yi edemiyorlar!… Yandaş gazeteler PYD’nin DAEŞ’ten (IŞİD) daha tehlikeli olduğunu ilan ediyorlar… Nedir yeni cinnet planı? RTE, orduyu Suriye’ye sokup
erken seçime mi gitmek istiyor?.. Ya da bunun için bir AKP-MHP koalisyonunu mu zorluyor? Ama Bahçeli, dolduruşa gelip bu “şerefe ortaklık” için koalisyona evet dese bile Saray’ı Çankaya’ya gönderme, Bilal’i yargıya çıkarma vaatlerinden geri duramaz. Durursa, kaybeder. AKP-MHP koalisyon planı hiç kolay değil.
RTE’ye dokunmamak
Kaçak Saray’da üretilen cinnet planlarından gözü yılanlar, tez elden bir AKP-CHP koalisyonunu kotarıp ilkesiz, omurgasız bir araya gelişle, çılgınlıkları önlemenin çabasındalar. Hatta bu konuda istenen her tür tavizi vermeye de yatkınlar. En başta da RTE’ye dokunulmayacağı taahhüdü…
AKP-CHP koalisyonunu, başta ABD’nin, TÜSİAD’ın ve öteki sermaye çevrelerinin oyun planı olmaktan çıkarıp “tek ve en akılcı çözüm” diye pişirmeye yeltenenlerin arasına her gün birkaç “sol liberal, yetmez ama evetçi “ de katılıyor, bu teslimiyetçi , sefil yaklaşım bir kampanyaya dönüştürülmek isteniyor ve HDP da yavaş yavaş bu oyuna dahil ediliyor.
Bu sol liberal kampanyadan birkaç örnek verelim; Yazarların ortak söylemi RTE’ye dokunulmaması, “öç duygusu” ile yaklaşılmaması….

Cumhuriyet yazarları
Cumhuriyet’in yazarları Ahmet İnsel ile Nuray Mert bir gün arayla yazdıkları yazılarda bunun altını çizdiler. İnsel, 18 Haziran tarihli, “Sorumluluk CHP ve MHP’nin Sırtında” başlıklı yazısında şöyle diyordu; “7 Haziran sonrası oluşan siyasal güç dengesi ve yeniden ön plana çıkan parlamenter demokrasi olanakları, Erdoğan ve AKP hükümetinin demokratik hukuk devleti alanında açtığı bazı yıkımları öncelikle tamir etmeye izin veriyor… Ancak bu noktada yatan tehlike, Erdoğan ve AKP yönetiminden hesap sormanın önümüzdeki dönemde CHP, MHP ve HDP saflarında ve seçmen tabanında asli beklenti haline gelmesidir. Hesap sormak ancak hukuk devleti ayakları üzerine yeniden oturtulup, demokratik ilkeler yeniden egemen kılınınca sağlıklı biçimde yapılabilecek bir iştir. Aksi durum hesap sormaya değil, öç almaya işi götürür. Öç almak siyasal bir eylem değildir. CHP, MHP ve HDP gruplarının oluşturduğu Meclis çoğunluğunun sırtında, Erdoğan ve Davutoğlu hükümetleri ve fiili başkanlık sevdasına kapılan son cumhurbaşkanının büyük tahribata uğrattıkları demokratik hukuk devletinin kurum ve kurallarını hızla tamir etme, ayakları üzerine dikme sorumluluğu var.”
Hukuk devletini RTE’ye dokunmadan yeniden inşa etme, barışı öne alma önerisi ertesi gün Nuray Mert’ten geldi; 19 Haziran tarihli Cumhuriyet’te “Çare Siyasi Restorasyon, Büyük Uzlaşma” başlıklı yazısında Nuray Mert’in cümleleri şöyleydi; “Olur olmaz bilemem, ama AK Parti’nin, Kürtler ile barışı da, “Türkler ile barışı” da birinci gündem haline getirmesi gerekiyor. Zira başta Cumhurbaşkanı, AK Parti’nin, toplumun düşman ilan ettiği kesimleri ile barış süreci başlatması gerekiyor. Bu çerçevede, muhalefet çevrelerinin de Erdoğan’ı “Lahey”e veya “hapse gönderme” aklından caymasında fayda var.”

Diğerleri
İnsel ve Mert’i, ertesi gün aynı “camia”dan Ali Bayramoğlu izledi. 20 Haziran tarihli Yeni Şafak’taki köşesinde “Ak Parti-CHP Koalisyonunun koşulları” başlıklı yazısında Bayramoğlu koşulların başına şu cümleyi koyuyordu; “ 1. CHP hesap sorma, bedel ödetme arayışını bir takıntı haline getirmekten uzaklaşmalıdır. 2. Yine CHP başbakanlık ya da dönüşümlü başbakanlık gibi işi imkansıza koşan irrasyonel koşullardan vazgeçmelidir. 3. Yolsuzluklar konusunda AK Parti tavrını değiştirmelidir. Bu çerçevede AK Parti’nin de gündeminde olan şeffaflık yasası üzerine açık ve 4 bakanın yüce divana gönderilmesi üzerine zımni bir mutabakat oluşturulabilir. Bu husus koalisyon protokolünde yer almazsa bile gündeme getirilmesinin koalisyonu etkilemeyeceği konusunda anlaşılabilir.”
“RTE’yi kurtarma” hamlesini en erken yapan Oral Çalışlar’ın da hakkını yememek gerek. O daha 12 Haziran’da Radikal’de aynı şeyleri savunuyordu.
Kürt zokası
RTE’yi yolsuzluk soruşturmalarından vareste tutma sözü ile koalisyon bina etmeye soyunan liberaller, hukuksuzlukları , yolsuzlukları soruşturmaktan çok, koalisyonun öncelikli meseleleri arasına “Kürt sorunu”nu yazmayı ihmal etmiyor, bu köylü kurnazlığı ile HDP’ye de göz kırpıyorlar. Ahlaksız teklif şu aslında : RTE’nin, dolayısıyla yolsuzlukların yakasını bırakmaya, buna karşılık “çözüm”ü almaya ne dersin, dostum?
Hukuku yeniden hakim kılmak, şeffaflık, barış, yolsuzlukları soruşturmak…İyi de, bütün bunlara girişirken işin ucu RTE’ye dokunuyorsa (ki, dokunmaması ne mümkün!) oraya kırmızı çizgi çekmek mi öneriliyor? Kanun önünde herkesin eşit olması ilkesine ne oldu? Bu nasıl bir ahlaktır, nasıl bir tutarlılıktır? Bu, tarafsız, bağımsız yargıya yön vermek, hem de AKP’lilerin yaptığını yapmak değilse, nedir?
Bakalım, CHP ve dahi HDP, sermayeden sonra liberallerin uzattıkları bu zokayı yutacaklar mı? RTE’nin cinnet tehditlerine pabuç bırakacaklar mı? Bakalım, omurgasız sermayeye, “Yetmez ama evet” ihanetini unutturduklarını sanan liberallere de hadleri bildirilerek , halkın beklediği Ak faşizmden hesap sorma göze alınabilecek mi…

Genel kategorisine gönderildi | AKP-CHP için liboş kampanya… için yorumlar kapalı