Çin, sıcak para akışını nasıl etkileyecek?

Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı “Yükselen’ ülkelerin kaderinde kısa vadeli spekülatif sermayenin tercihlerinin önemli bir yeri var. Toplamı 2 trilyon dolar olarak tahmin edilen ve dünyanın , bu arada Türkiye’nin de, borsalarına girip çıkan bu sıcak paranın tercihleri, hareketliliği, ülkelerin kaderini de etkiliyor.
EPFR
Borsalarda hisse senedi ve tahvillere yaptıkları yatırım tutarları, haftalık giriş çıkışları , kısa adı EPFR olan Emerging Portfolio Fund Research adlı bir yatırım danışmanlık kuruluşu tarafından takip ediliyor ve haftalık olarak servis ediliyor. Bizde Merkez Bankası ve bazı resmi ,özel kuruluşlar da EPFR’ın abonesi ve dünyanın haftalık sıcak para hareketlerinin büyük fotoğrafını bu kuruluştan izliyorlar.
EPFR verileri, FED’in faiz artırma sinyali verdiği 2013 ortalarından itibaren sıcak paranın Türkiye benzeri ülkelere daha az girdiğini, hatta bazılarından hızla çıktıklarını gösteriyor.

aaYine EPFR verileri, Fed’deki tereddütler, gelen verilerden yapılan okumaların, bir birini izleyen ertelemelerin etkisiyle sıcak paranın ABD’ye yönelik iştahında kesilmeler olduğunu gösteriyor. O zaman da , örneğin 2014’ün büyük kısmında yeniden yükselen piyasalara sıcak para ilgisinin döndüğü gözleniyor.
2015’in ilk 8 ayında ise sıcak paranın yükselen ülkelerden çıkma yönünde tercih kullandığını görüyoruz. Rusya, 2014’ten 2015’e taşan krizi ile çok sıcak para kaçırdı ve ruble büyük değer kaybı yaşadı.
Brezilya, 2013’ten bu yana sıcak para nın önce iştahsızlaştığı, devamında uzaklaştığı ülke oldu ve Brezilya reali bu sürede büyük kayıp yaşadı.
Türkiye…
Türkiye Rusya ve Brezilya ile birlikte , sıcak paranın önce soğuduğu, sonra net çıkışlar yapmaya başladığı ülke görünümünde . 2012 ve 2013’e göre sıcak para girişlerinde önemli gerşlemeler yaşayan Türkiye, bu yıl ise gerileme bir yana, net çıkışlar yaşıyor ve Merkez Bankası, 14 Ağustos itibariyle bu net çıkışın kümülatifinin 5,5 milyar doları bulduğu görüldü. Dolar fiyatının 3 lirayı gördüğü geçen hafta, sıcak para çıkışlarının 6 milyar dolar nete ulaştığı tahmin edilebilir. Bunun sağlaması, yarın 27 Ağ ağustos ta , 21 Ağustos’a ait yurtdışı yerleşiklerin menkul kıymet verilerinden anlaşılacak.
Çin sonrası
Çin’in dünyaya yaşattığı Kara Pazartesi’nin ardından sermaye hareketlerinin yönelimi yine büyük merak konusu. Bilindiği gibi, Çin borsaları son 1 yılda yüzde 153 prim yaptıktan sonra 12 Haziran’da düşüşe geçti. 8 Temmuz’a gelindiğinde Çin Borsası’ndaki kayıplar yüzde 34’ü buldu. Hükümet yaptırımları gündeme geldi ve toprlanma ile kayıp ancak yüzde 22’de kaldı.
Ağustos ayının ortasına doğru da Çin yuanı yüzde 3’e varan değer kaybına uğradı. Çin’in bu hareketi piyasalar tarafından bir kur savaşı ve yeni devalüasyonlar ile dibe doğru yarış olarak algılandı. Nitekim Kazakistan’ın para biriminde yüzde 25’lik kayıp yaşaması, başka devalüasyonlar, bu öngörüyü doğruladı. Ardından, kâğıt paralara güvensizlik belirdi ve düşüş eğiliminde olan altın yeniden talep görmeye başladı.
FED faizi?
Geçen hafta çarşamba günü açıklanan FED tutanakları da Amerika’nın eylülde faiz artırımını zayıflattı. Bu da doların zayıflamasını beraberinde getirdi. Üzerine küresel piyasalardaki sert dalga gelince, FED’in faiz artırımı ihtimali iyice zayıfladı. Eylülde artırım ihtimali yüzde 50’ler düzeyinden yüzde 28’e düştü. Dolar Endeksi son dört günde yüzde 3.5 geriledi.
Çin ile gelen yeni dalgalanmanın küresel sermayenin ülke tercihlerini nasıl etkileyeceği büyük merak konusu ve Türkiye’de olacakları da çok ilgilendiriyor. Türkiye sırtındaki büyük risklere rağmen bu karambolde sıcak para çeker mi, yoksa karambolü ıskalar mı…İzleyip göreceğiz…

Genel kategorisine gönderildi | Çin, sıcak para akışını nasıl etkileyecek? için yorumlar kapalı

Rant için konuta yatırım …

TÜİK, tapu dairelerinden aldığı bilgilerle ,Temmuz ayında satılan konut sayılarını açıkladı. Geçen Temmuz’a göre, bu Temmuz’da satışlar yüzde 13,5 artmış. Böylece 7 ayın toplamında satışlar 732 bini buldu. Bu sayı, geçen yılın aynı 7 ayında 610 bindi. Demek ki, satışlar yüzde 20 artmış. 2014 durgun bir yıldı, 2013’ün ilk 7 ayına göre satışlar yüzde 10’a yakın düşmüştü, 2014 temmuzunun sonunda. Ama bu yıl satışlar yüksek seyrediyor. 2013’ün ilk 7 ayına göre de yüzde 8 artış yaşanıyor. Demek ki, bu yıl satışlar, hem 2013’e , hem 2014’e göre yüksek.

Hızla artıyor…
Bu kadar kargaşanın bilinmezliğin olduğu ortamda konuttaki bu satış furyası nasıl açıklanmalı?
Konut alımında ana saiklerden biri, barınma için, yani kullanmak, başını sokmak için konut almaktır. Kiracılıktan canına tak eden, biriktirdikleriyle, borçlanarak,(ipotekli) konut alır başını sokar. Türkiye’de aileler özellikle öncelik verir başını sokacak bir konutun olmasına ve büyükler, çocuklara ya yardım ederek, ya teşvik ederek öncelikle konut aldırırlar. Konut almada diğer saik, konutun değer artışından , kira getirisinden de yararlanmak için yatırım amaçlı konut almaktır. Yani rant için konut almak…

ss

TÜİK, son 3 yıldır,yani 2013’ten bu yana tüm Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar tapu dairelerinden bilgi toplayarak konut satışlarını veriyor. Bunların ipotekli mi olduğu, birinci el satış mı olduğunu da detaylarda bildiriyor. 2008-2012 dönemi verileri de var ama yanlış başlanmış, il merkezi ve merkez ilçeler alındığı için neredeyse yüzde 60 konut satışı kapsam alanı dışında kalmış, o nedenle 2013 ve sonrasını , önceki yıllarla kıyaslamak mümkün olmuyor.
2013 sonrasının satışları ortalama yılda 1 milyona yaklaşıyor. 2014’te 1 milyon 165 bini bulmuştu. Bu yıl ilk 7 ayın satış temposu korunur da yüzde 20 artış yaşanırsa satışlar yıllık 1 milyon 400 bini bulacak gibi. 2013’te de 1 milyon 158 bindi. Hatırı sayılır bir çıkış…
Neden artış?
Kuşkusuz bu kadar satın almanın ne kadarının barınma amaçlı, ne kadarının rant amaçlı, yani yatırım için yapıldığını anlamak kolay değil. TÜİK satışların 2013’te yüzde 43’ünün, izleyen yıl yüzde 32’sinin, bu yıl da yüzde 37’sinin kredi ile yapıldığını, ipotekli konut sayısından bize bildiriyor. Peki satışların artışında krediler mi cazibe unsuru? Hayır, konut kredileri 2014’ten bu yana pek de cazip değil. Ama yine de konut kredisi stoku, Temmuz itibariyle son 12 ayda yüzde 20 artarak 139 milyar TL’ye çıkmış. Faiz oranı düşük olmasa da satışların artışında konut kredileri, kaldıraç olarak önemli.
Öte yandan, krediyi ille de barınma amaçlılar kullanır diye bir kural yok, rant amaçlı yatırım için de faizi göze alarak kredi kullanabilirsiniz. Diyelim kendi eviniz var ve bankada da 300 bin liranız var . Araştırırken 500 bin liraya iyi yatırım sayılacak bir daire gördünüz, eldeki paranızı değerlendirmek için, 200 binini de bankadan borçlanarak o daireyi alabilirsiniz. Hem prim yapacağına inandınız, hem de kira getirisi umdunuz. Yani rant için yatırım yaptınız. Buradaki banka kredisini, kullanım amaçlı konut için değil, rant getirisi sağlamak için aldınız.
Dolayısıyla ipotekli konut satışının yüzde 35-40 dolayında olması, satın almaların barınma amaçlı olduğunu göstermiyor.
İstanbul rantı…
Başka bazı veriler, konut alımlarında, özellikle 3 büyük metropolde, hele ki İstanbul’da alımların “rant amaçlı” olduğu yönünde güçlü işaretler veriyor. Bunu teyit edecek bir veri Merkez Bankası’ndan geliyor. TCMB, her ay konut fiyatlarındaki artışları bölgelere göre saptıyor. Nasıl yapıyor bunu? Bankalar, konut kredisi açmadan ekspertizlere konutları değerlendirtip rapor istiyorlar. Merkez Bankası, bankalardan bu inceleme raporlarını alarak belli bir yöntemle fiyat artışlarını saptıyor.
Son veri Nisan ayına ait. Konut fiyatlarında Türkiye ortalaması yüzde 18,5. Yani tüketici fiyatlarının 10,5 puan üstünde. Her şeyin fiyatı yüzde 8 artarken konutunki neredeyse yüzde 19 artıyor. Hele İstanbul!…TCMB’ye göre İstanbul’daki konut fiyat artışlarının yıllığı yüzde 29’a yaklaşıyor. Yani, TÜFE yüzde 8 artarken İstanbul’da konut fiyatları yüzde 29 artıyor. 2014’te aldığınız konutu 12 ay sonra yüzde 30 primle satıyorsunuz. Ancak, dolara yatırım 12 ayda bu getiriyi sağladı, o bile riskli…Bu prim, satışların neden beşte birinin İstanbul’da gerçekleştiğini açıklamaya yetiyor…
Ama aynı pirim, diğer büyük illerde aynı boyutta değil, Yıllık konut fiyat artışı satışların yüzde 6’sının gerçekleştiği İzmir’de konut fiyatları yüzde 15 artmış, Ankara’nın, satışlardaki payı yüzde 12, yıllık fiyat artışı da yüzde 12…Ama yine TÜFE’den yüksek.
Adana-Mersin, Antalya aksında konut fiyat artışları yüzde 18-19 dolayında saptanmış. Aydın-Muğla-Denizli alt bölgesinde ise yüzde 24’ü buluyor konutta fiyat artışları…
Ayrıca kira gelirleri de konuta yatırımda önemli bir cazibe unsuru. Özellikle büyük kentlerde, hele ki İstanbul’da… Aylık kira gelirleri, mevduat faizinin hep üstünde. Birikimi 2+1 konut almaya yetenler bile, mevduattan konuta dönüş yapıyorlar, tereddütsüz…Ama burada esas olarak milyarlarca liralık birikimin mevduattan vb. den çözüp yüksek rantlı gayrimenkule bağlayan rantiyelerden söz etmeliyiz.
Özetle, konut üretim ve satın almalarında , rant faktörü, yatırım amaçlı konut faktörü önemli bir yer tutuyor. Bu kadar rantın vergisiz bir cennette gerçekleşmesine izin ise , Ak faşizmin birikim modelinin tercihi…

Genel kategorisine gönderildi | Rant için konuta yatırım … için yorumlar kapalı

Will a 3-lira dollar lead to an economic crisis in Turkey?

 

Mustafa Sönmez – Hürriyet Daily News, August-24-2015

There has been an acceleration in foreign investors’ exit from the Turkish market after coalition options failed, conflicts escalated in southeastern Anatolia and both the United States and Germany decided to remove their Patriot missiles from Turkey. The Turkish Lira has plunged to around 3 liras to the U.S. dollar. This dramatic loss in the currency’s value was not unexpected, but few expected such a rapid plunge. The

The lira plunged from 2.75 to around 2.9 in the last 10 days. It is likely we’ll see rates over the 3-lira threshold come mid-September, when the U.S. Federal Reserve (Fed) is expected to hike rates. The question is to what extent the economy will endure amid such low levels in the lira’s value. Can the real sector remain robust? Is Turkey falling into an economic crisis?

Ins and outs

The Central Bank has published how much foreign capital is invested and how much comes, stays or leaves every Thursday since 2005.

These short-term capital moves, which are called portfolio investments, play a great role in shaping the country’s financial balance in general and the exchange rates in particular. The more foreigners convert their own dollars into liras and buy stocks and bonds, the more foreign currency pours into the economy, pushing the value of the lira up. A cheaper dollar enables imports, production levels on imports and economic growth to rise.

The more these foreign investors sell these stocks and bonds and convert to the dollar to leave the country due to instability, the more the dollar’s value increases. This has a negative effect upon consumption, investments and economic growth, and creates serious contractions in the economy. Turkey has been rapidly moving toward this critical threshold in the economy.

Weaker dollar, economic growth

When Turkey was negatively affected by the global economic crisis in 2008 and 2009, there was a huge capital outflow from the country. While foreign investment was $94 billion in 2007, this figure decreased to $43 billion in the following year. With the outflow of foreign capital at $51 billion, the dollar-lira parity surged from 1.3 to 1.5. With the rise in foreign capital inflow in the second half of 2009, parity started to ease again. A total of $94 billion in foreign capital inflow was seen in 2010. This figure rose to record-high levels of $135 billion in 2012. This led to the valuation in the lira and high growth levels. Even the current account deficit increased to alarming levels at $77 billion and economic activities needed to slow down to decrease the gap. The foreign capital surplus was used to support foreign exchange reserves.

Time to exit

Following a gradual rate hike announcement by the Fed in mid-2013, the mode in foreign capital flows has changed for all emerging markets, including Turkey. Things have, however, worsened for Turkey this year. In addition to the rise in economic fragility, political risks and security concerns have been increasing, making Turkey dangerous for foreign capital. This week, foreign capital stocks decreased to $84 billion. On Aug. 8, 2014, a total of $114 billion in foreign capital was in Turkey. We have seen outflow of $30 billion in foreign capital from Turkey over the last year. While the lira was 2.16 against the U.S. dollar, this rate is between 2.9 and 3 today, representing a 34 percent plunge in the lira’s value.

The most foreign capital outflow was seen from Russia and Brazil in 2015 as well as Turkey. Due to this trend, the local currencies of these countries have seen dramatic decreases in value. Some other countries devaluated their own currencies to make them more competitive, such as China, which devaluated the Yuan by around 4 percent. Competitors of China have also made some changes.

The largest plunge was seen in the Brazilian real’s value against the U.S. dollar between January and Aug. 18 this year with around a 29 percent loss. This was followed by the Colombian peso and the lira by 25.2 and 24.5 percent, respectively.

The smallest loss was seen in the Indian rupee, which suffered a loss of just 3 percent. The currencies of Poland, Hungary and the Czech Republic also lost value of around 4-5 percent. Even the Russian ruble lost value at 5 percent this year after a freefall last year.

The Russian ruble, however, lost 83 percent of its value between Aug. 18, 2014, and Aug. 18 this year. This currency was followed by the Colombian peso and the real at 58 percent and 53 percent, respectively. Norway’s currency lost value of around 35 percent in this period after a devaluation in the country to offset the negative effects of the slump in oil prices. The lira followed it at around 34.3 percent in loss in value…

    

3 liras to the dollar

The fast outflow in foreign capital has specifically hit sectors which need to pay their debts of $168 billion in the short-term. This amount represents some 42 percent of the total debts. Who is indebted? Some $110 billion of these debts are owed by Turkey’s banks, $54 billion by non-financial companies and $4 billion by the state.

In order to be able to manage this debt burden, they need to refinance their debts at around 3 liras to the U.S. dollar, although parity was around just 2 liras when they took on the debt.

The real sector’s open position is expressed by the Central Bank at around $175 billion. Even with 10 kuruş in losses in the lira’s value, the loss rises by 20 billion liras, making it more difficult to pay debts back.

It is a common assumption that the Fed will most probably hike rates following the Yuan devaluation in September. This will push foreign investors to exit Turkey amid rising political uncertainties and a possible election. The possibility of seeing the lira against the U.S. dollar at beyond 3 liras will rise in this scenario.

Rise in parity and crisis

The rapid rise in the value of the U.S. dollar used to bring real crises in the past. They were, however, no rises in time, but rather devaluations of up to 100 percent in one night. Such steep fluctuations led to serious political crises.

For instance, the 1979-1980 devaluation led to a serious economic crisis followed by the Sept. 12 coup in 1980. They were followed by another steep devaluation in 1994 and economic crisis, which ended the Tansu Çiller government. Turkey saw another plunge in the lira in 1999 and 2001, followed by a serious economic contraction at around 5 percent and the end of Bülent Ecevit’s coalition government. As such, the central right wing collapsed.

It is not wrong to assume that each plunge in currency will lead to an economic crisis and that each crisis will lead to a political collapse. The latest example showing this was the 2009 economic crisis. The global economic crisis serious hit the Turkish economy in 2009, but the government was able to continue sailing thanks to a number of measures.

It is not right to use the term “crisis” to define the turbulence which the Justice and Development Party (AKP) has been experiencing. For instance, Turkey has not yet faced a serious crisis, as opposed to what occurred in 1994 or 2001. The country has, however, been displaying insipid growth numbers. In order to be able to talk about a crisis, there must be negative growth. Turkey has not seen a negative growth trend yet. The country has regressed to 2-3 percent in growth for the last four years, but that is it. We can just talk about the rise of insipid conditions for a country, which used to grow at an average of 5 percent in recent years, but is now growing at just 2-3 percent. This is not a crisis.

General trends

It is obvious that both the rising economic, political and geopolitical risks have made foreign investors uncomfortable. Even if there is not much appealing abroad for investors, the Fed’s possible rate hike in September has attracted all attention. There are also some emerging markets which promise better conditions than Turkey do right now.

It should always be remembered that political actors have the tools to say “no” to the rising negativities, as public finances can especially be used as they were in 2009. The government may not have unlimited powers, but it has the capacity to extinguish possible fires in the economy. Therefore, the government has tightened public finances, limited public spending and eyed new privatization opportunities to find new financial resources.

Nevertheless, the Turkish economy has serious fragilities. The risks to the economy are rising, and at some point, the fire may burn out of control despite all efforts by the Central Bank and resource injections from public finances. This is always a possibility, and this September will especially be very critical.

Araştırma - Haber, English kategorisine gönderildi | Will a 3-lira dollar lead to an economic crisis in Turkey? için yorumlar kapalı

Korkuya, yeise yer yok…

Durup durup şu soruları hayretle sormadan edemiyorum; Günün birinde iktidarı kaybedebileceklerini, nasıl düşünmediler? Nasıl bu kadar mutlak ve sonsuz iktidar olabilecekleri fikrine kapıldılar ? Bu gazı birbirlerine nasıl verdiler? Bülent Arınç’ın kullandığı “iktidara mahkumluk” inancına nasıl kaptırdılar kendilerini de bu kadar yasa, Anayasa ihlalini göze aldılar? Bunun mutlaka psikolojik, hatta teolojik açıklamaları vardır, ona da uzmanlar cevap arasın, ama gerçek şu ki, 7 Haziran onları bu gaflet uykusundan fena halde uyandırdı ve baktılar ki, iktidar elden gitmiş.

B plansız…
Oysa, böyle bir (b) ihtimali olabileceğini düşünmeleri ve (b) planı yapmaları gerekiyordu; tek başına iktidar olamamak, koalisyonla iktidarı başka bir partiyle paylaşmak…Sonuçta Türkiye kırık dökük de olsa 1950’den bu yana bunu tecrübe ediyor, seçmeninin alışık olduğu şey bu…Bunu atladılar, ya da atlamak işlerine geldi, her şeyin on küsur yıl yolunda gidiyor görünmesini, iç ve dış rüzgarların hep lehlerine esmesini bir “Takdiri ilahi” olarak görmüş ve birbirlerini de öyle dolduruşa getirmiş olmalılar.
Bunun sonucudur ki, o kadar yolsuzluk, usulsüzlük, hile, hurda, yalan dolanla dolu bir iktidarı, günün birinde hesabı sorulmayacakmış gibi göze aldılar ve doludizgin gittiler. Ama nereye geldiler? Uçurumun kenarına…Fark ettiler ki yalanmış, öyle değilmiş, o kadar da mutlak iktidar yokmuş ve rüzgar ters esip şemsiyeyi de tersyüz edebiliyormuş…Buna inanmak istemeyenleri var, ama öyle… Ne olacak şimdi?

Çırpınmak…
Bu durumu kabullenmeyenlerin başını RTE , aile fertleri, yakın çevresi çekiyor…Mutlak iktidardan hiç koparılmayacaklarını, 2071’lerin hayallerini kuranlar…Oysa, şemsiye ters dönmüş durumda, suç iddiaları 17-25 Aralık soruşturmalarıyla ortada, tapeler ortada, diz boyu Anayasal ihlaller ortada. Ve birileri şimdi hesap verme zamanınız, diyor. 7 Haziran seçim sonuçları da tek başına iktidarınız buraya kadar, dedi. Ne yapacaksınız? İki yol var; ya, tarafsız, bağımsız bir yargıya gidip teslim olup yargılanmak ve sonuçlara boyun eğmek, ya da çıkmayan canla çırpınmak…
İşte onu yapmaya karar verdi Kaçak saray…Her tür koalisyon ihtimalinin bile yumuşak karnını deleceği korkusuyla çırpınmayı seçti, “yeniden seçim” dedi…Yeniden, olur a, belki mucizevi bir şey olur, yeniden tek başımıza iktidar oluruz, bir süre daha bagajımızdaki cesetlerle yol alırız…
Üstelik bu yeniden seçimi de bir savaş ortamında götürelim ki, oyunumuzu bozan Kürt seçmenlere, onların partisi HDP’ye oyun yapalım, o oyuna hayran kalan MHP’nin seçmenlerinin oylarını da kendimize çekelim ve ne yapıp edip tek parti iktidarını yeniden kuralım…
Bu oyunun gereği, savaş başlattılar, IŞİD, Suriye sınırı, sınırda Kürt devleti vs. bulamacına sarılı bir gerekçe ile onlarca insan ölmeye başladı. Cenazeler şehirden şehire taşındı, sandıklardan naftalinli pankartlar çıkarılıp tribünlere taşındı;”Şehitler ölmez, vatan bölünmez”…
HDP üçüncü parti ?…
Ama işe yaramıyor. Devam edilirse yarayamayacağı belli olunca, çeşitli korku ve yeis yüklü senaryolar da birbiri ile yarışıyor. Metropoll Araştırma’nın kurucusu Özer Sencar, Ağustos ayında yaptıkları son araştırmanın verilerini Twitter’dan duyurdu. Son araştırmaya göre, oyunu artıran tek partinin HDP olduğunu ve MHP’yi geçerek Türkiye’nin 3. partisi konumuna geldiğini söyleyen Sencar, HDP’ye yeni gelen oyların yüzde 75’i protest seçmenlerden, yüzde 25’i diğer partilerden diyordu. Eldeki verilere göre yapılacak seçimde AKP’nin tek başına iktidar olma şansı yoktu. Bu netleşirse Sencar, AKP seçime bile gitmeyi önler, diyordu…
Darbe?
Nasıl olacaktı seçime gitmemek? 1 Kasım tarihi telaffuz edilmeye başlandı bile. Korku ve yeis yüklü yorumcular, MHP lideri Bahçeli’nin “sıkıyönetim daveti”ni, giderek askeri darbe ihtimalini konuşmaya başladılar; İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Deniz Ülke Arıboğan, “Türkiye 90’lara değil 1980 askeri darbesi sürecine dönüyor” iddiasında bulunuyor “Askeri darbe ima etmeye çalıştım o anda” diyordu. Darbeye gerekçeyi de işaret ediyordu; Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda daha yaygın bir ayaklanmaya yönelebilir oradaki toplumsal tavır…

Mutlak iktidar rüyasından 7 Haziran çuvaldız darbesi ile uyanan Kaçak saray’ın tutunduğu savaş konsepti de işe yaramayınca, başvurulacak senaryo gerçekten askeri darbe midir? Bu kadar kolay mıdır? Böyle bir serüvenin Türkiye’ye neler, kaç yıllar kaybettireceğini bilenler, bunu göze alacak gafil ve maceraperestlerden güçsüz , akılsız ve çaresizler midir? Sıkıyönetimi, askeri darbeyi göze alacak olanlar, geçmişten hiç bilmezler mi, bu işler NATO onayı, CIA planı olmadan olmaz. ABD’nin, Türkiye’de RTE için bu oyuna onay vereceğini düşünebiliyor musunuz? Çeşitli batı medyasının sabah akşam, IŞİD destekçisi, cihatçı, diktatör olarak nitelediği RTE için, ABD askeri darbeye onay verecek, öyle mi? Geçiniz…
PKK’ya dur!…
Geriye bir şey kalıyor ve onu Demirtaş ifade etti; PKK’nin “amasız” bir şekilde silâhlı eylemleri durdurması…Postal yolu gözleyenlere “Güneydoğu’da ayaklanma v.b” gerekçelerinin verilmemesi, inadına barış, inadına barışın dilden düşürülmemesi…Seçimse seçim, deyip tıpkı 7 Haziran’daki gibi “Seni yine başkan yaptırmayacağız” sloganıyla despotun kimyasının bozulması…Oy ve ötesinin hızla hazırlıklara girmesi, sandıklara sahip çıkılması ve 7 Haziran’dan ders alamayana bir ders daha verilmesi, hatta bir mars ile tarihin çöplüğüne postalanması…
Korku ve yeis değil, umut ve mücadele zamanı. Hem de her zamankinden daha inançla, umutla, sabırla ve zafer azmiyle…

Genel kategorisine gönderildi | Korkuya, yeise yer yok… için yorumlar kapalı

Döviz spekülatörlerine gün doğdu…

Ekonominin nabzını dolardan alıyoruz. Doların iniş çıkışları, hastanın nabzı gibi…Artan ekonomik iç ve dış sarsıntının yanında iç siyasette kaçak saraylının, “kardeşi kardeşe kırdırma” diye halkın isyanına neden olan savaş serüveni, riskleri iyice yükseltti. Jeopolitik riskler zaten malum. Turizm bu yüzden ağır darbe yedi, turizmle beraber yeme-içme, giyim, gıda sektörlerinin hepsi darbe aldı.
Yabancı kaçar…
Bu durumdaki bir ülkede yabancı yatırımcı olsanız ne yaparsınız ? Dış dünyayı da kolaçan eder, akıllı bir yer değiştirme yaparsınız. Nitekim öyle oluyor. Bizde, borsada hisse senedine, devlet kağıdına yatırım yapmış, bugünkü durumda içeride hala 84 milyar dolarlık yatırımı kalan yabancılar (yurtdışı yerleşik deniyor resmi olarak) var ve bunlar, en uygun zamanı kollayıp çıkıyorlar. Bazen borsada fiyatlar düşerse, burunlarını mandallayıp geri de geliyor düşükken alıp yükselince satıp yine çıkıyorlar. Bütün bu yabancı tercihine bağlı olarak dolar da tırmanıyor. Çıkışlar artıp piyasada dolara talep yükselince, doların TL karşısında fiyatı da yükseliyor…
10 günlük ralli…
Son 10 günde de böyle oldu ve piyasa diliyle dolar 10 günlük bir ralli yaptı. 13 ağustos Perşembe günü 2,79 TL olan dolar , 20 Ağustos’ta, 3 TL’ye kadar zıpladı. 20 ağustos öğleden sonra da 2.90 TL’ye kadar geriledi.
Zıplamanın ardından sert bir düşüş. Hafta kapanırken yani 21 ağustos Cuma ise 2.93-95 TL aralığında gezindi…Haftaya ne olacağı belli olmaz ama sakinlemiş görünüp yeni spekülasyonlara da açık..
Dolardaki bu sert çıkış ve artından geri çekilişi Merkez Bankası kontrol edebilirdi teorik olarak. Elindeki döviz rezervleri ve faiz silahını kullanarak bunu yapabilirdi kağıt üstünde. Ama fiilen yapamadı. 18 Ağustos’ta toplanan Para Kurulu, faizlere dokunmayacağını açıkladı. Zaten o açıklamanın ardından dövize atak iyice belirginleşti ve Çarşamba günü dolar fiyatı kayıtlara 2.89 olarak girdi. İzleyen Çarşamba ve perşembe basamak basamak ilerledi ve 3 TL’nin tozunu alıp bir tık aşağı indi, sonra da iyece gevşedi…
untitledFaiz etkisiz
Merkez Bankası neden faiz silahını kullanamadı. Şimdilerde MHP milletvekili olan eski başkan Durmuş Yılmaz iyi açıkladı durumu, normalde kura karşı faiz artırımının gerekli olduğunu, ancak şıı anki koşullarda işe yaramayacağını söyledi. “Faiz artışı koalisyonun kurulmasını sağlamayacağına göre anlamsız” diyen Yılmaz, ‘”Verilecek bir politika tepkisi bu nedenle etkisiz olur” diye konuştu.
Doğru söze ne denir…Gerçekten de hiçbir faiz önlemi, politik ortamın bu kadar batağa saptandığı koşullarda dövize yönelişi önleyemezdi. Bunu ne Merkez becerebilirdi, ne de doların yükselişini kıvranarak izleyen kaçak saray ve çevresi…Merkez, döviz satışı ile de süreci yönetmeye kalkmadı. Çünkü bu da işe yaramayacağı gibi, gün gün azalan rezerv cephanesinin berhava edilmesi olacaktı.
Spekülasyon
Merkez’i bu kadar teslim almışken, döviz piyasasının spekülatörleri ne yapar bu havada? Tabi ki vurgununu vurur. Bu işin fıtratında vardır spekülasyon. Öyle de yaptılar. Zaten yükselme eğilimi gösteren dolar, Merkez’in faiz artırmama ve piyasaya dokunmama duruşunu görünce, ateşin altına birkaç odun daha attılar ve fiyatı birkaç rakam daha yükseğe çektiler. Perşembe dolar sabah saatlerinde 3’ü gördü, Avro 27 Ocak 2014 sonrasında 3,3 ile tarihi en yüksek düzeyine çıktı, Sepet bazındaki kur da 3,17’ye yükseldi, Yılbaşında 2,34 olan doların, 8 aya yakın süredeki artışı yüzde 28’i buldu.. İşte kâr satışları da tam bu noktada geldi…
Dolardaki artışın bizzat satışları teşvik edecek düzeye gelmesinin yanında, Hazine faizleri de yüzde 11’e çıkarak dövizden faize geçişleri özendirdi. Ama yükselen hazine faizleri de dövizde çözülmeyle durdu ve ardından gevşedi…
3 TL’yi gören doları sakinleştiren bir başka gelişme Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim tarihini 1 Kasım olarak önermesi oldu…
Ya sonra?
Cuma günü 2.93 TL’dolayında dolaşan dolar kuru için bir süre sakin gider değerlendirmesi yapılıyor. Bir günde 5 kuruş artmış önce, sonra 10 kuruş inmişti; bir basamak zıplayıp iki basamak geri düşmüştü…Belirsizlik, kimilerine göre tavan yaptı, yeni spekülasyonlar bir süre olmaz. İnanmalı mı?
Kolay değil. Ne içeride ekonomik ve siyasi olarak yaşadıklarımız ne de dış dünyada olup bitenler, belirsizliğin tavan yaptığı risklerin azaldığı yönünde güven veriyor. Her şey her an yeni tavanlara vurabilir, hele ki spekülasyonun tadını alanlar, Merkez’in zaafını da fırsat bilip yeni vurgunlar için yola çıkabilir.
Bütün bunların Türkiye’nin geleceğinden çaldığını, dolardaki tırmanıışın yüksek enflasyon, düşük büyüme, artan işsizlik olarak yoksullaşma olarak topluma fatura edildiğini ve edileceğini bilmek ve buna yol açanlardan mutlaka hesap sormak gerekiyor.

Genel kategorisine gönderildi | Döviz spekülatörlerine gün doğdu… için yorumlar kapalı

6 milyar dolar çıktı…

Doğrusu, Pazartesi günkü yazımın başlığında “3 TL’lik dolara az kaldı” derken hemen bu hafta içinde 3 TL’nin görüleceğini kastetmemiştim. Ama her şey o kadar hızlı sarsıldı ki, dün 3 TL görüldü ve sonra çekildi. Bu satırların yazıldığı sırada da 3 TL basamağına yerleşmek an meselesiydi.
Merkez’e yansımayanlar…
Merkez Bankası dün, saat 14.30’da yabancıların ellerinde tutukları menkul kıymetleri açıkladığında veriler henüz 14 Ağustos’a aitti. Dünkü Merkez Bankası fotoğrafı, dünkü Türkiye fotoğrafını yansıtmıyor. Çünkü 14 Ağustos’tan sonraki haftada o kadar şey yaşandı ki, 14 Ağustos’ta yabancıların yatırımlarının değeri 84 milyar dolar ve dolar kuru henüz 2,78 TL düzeyindeydi . Oysa dünkü dolar kuru 3 TL’yi gördü. Varın, 14 ağustos sonrasında yabancı stokunda nelerin değiştiğini ve ne kadar dış kaynak çıktığını siz tahmin edin…
Islık çalanlar…
Fay hatlarının kıpırdanmasını henüz algılamayanlar var başını Ak faşizmin kadroları çekiyor. Başbakan dolardaki tırmanışa bakın ne demiş; “…bunlar refleksif tepkiler. Yapısal ve kalıcı kriz tepkileri değil. Birinde olumlu yönde, diğerinde olumsuz yönde. Eğer çok kaygılı olsaydım Sayın Bahçeli’yle görüşmeyi pazartesi akşamı yapmazdım yani cuma günü olsun diye haber gönderirdim, piyasaların kapanmasını gözetirdim. Bu tür şoklara karşı ekonomimize ve piyasamıza güvendiğimiz için her an her görüşmeyi yapıyoruz. Yani burada kaygılandırıcı bir durum yok. Ama dünyada var. Bizim o trendleri takip ederek doğru kararlar almamız lazım”…İçeride risk yok, dışarıda olanlara karşı önlem gerek diyor…Miyopluğun böylesi…
Enerji zammı…
Şaşkınlığından mı nedir, “Şehit olmak istiyorum” diye demeçler vermekten de eksik kalmayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da , “Dolardaki artış nedeniyle yıl başından bu yana doğalgazdaki maliyet artışının 11 milyar TL olduğunu” söylemiş…Enerji fiyatları dünyada düşerken döviz karşısında eriyen TL yüzünden, değil maliyet düşüşü, bir de 11 milyar TL’lik fatura kabarması…Ne demeli? Yıldız bu maliyet artışını şu anda vatandaşa yansıtmayı düşünmediklerini belirtmiş. Seçime giderken herhalde düşünmezler. Ama kim iktidar olursa olsun kasım sonrasında Botaş’ın biriktirdiği bu maliyeti zam olarak tüketiciye yansıtmak zorunda. Seçim ertesi ilk icraatlardan biri enerji zamları olacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın…
Spekülatifmiş…
İnci yumurtlama mevsimi açılır da Ekonomi Bakanı Zeybekçi eksik kalır mı? O da şunları söylemiş…
” Dolar dün en az 6 kez rekor kırdı. Doların değer kazanması tamamen spekülatif, birilerinin aradaki hareketlerden menfaat sağlamasından başka bir şey değil. Faiz artırılmalı diye ekonomi adına ahkam kesmek Türkiye’ye iyilik değildir .”
Hala, başlarına gelenin farkında değiller. Şöyle resmi büyütüp bu yıl, önceki yıllardan farklı ne yaşanıyor diye baksalar, gerçeğin nal gibi ortada olduğunu anlayacaklar. Bu yıl, geçen yıllardan farklı olan ve ivmesi artan, yabancıların müthiş risk birikimi görüp , olmadık boyutlarda satıp çıkmaları. Bunu Merkez Bankası’nın en güncel verileri ile tekrar görmekte yarar var.
Çıkış, 6 milyar $
Yabancıların, sadece Türkiye’den değil, tüm yükselen ülkelerden Fed faiz artışı sinyali alarak çıkmaya başladıkları 2013 ve sonrasında azalan yabancı girişi bu yıl bırakın azalmayı, negatife geçti ve sadece 7,5 ayda 5,5 milyar doları buldu çıkışlar. 2010 ve 2011 ‘de bol keseden yılda 14 milyar dolar giriş gerçekleşirken 2012’de 8 milyar dolara inen sıcak para girişi 2013’te yaklaşık 6 milyar dolara 2014’te 2,6 milyar dolara düştükten sonra, bu yıl giriş yerine çıkışı yeğlemiş durumda ve her hafta çoğunlukla çıkış gözleniyor. Bu, 7,5 ayın toplamı olarak alındığında şimdiden 5,5 milyar dolara ulaşmış durumda. Bunun sonucudur ki, daha 14 ağustos’ta 2,78 TL olan dolar, bir hafta sonra hızlı çıkışlarla 3 TL’yi gördü. Bir haftada ne kadar çıktı? İşte onu bize 21 ağustos tarihli Merkez Bankası bülteni gösterecek haftaya ve sert bir çıkış olduğunu o zaman sayılarla ifade edebileceğiz. Tahminler 14 Ağustos’ta 5,5 milyar dolar olan çıkışın 21 Ağustos itibariyle 6 milyar dolara çıkmış olduğu üstüne…kk
Görünen o ki, çıkışlar sürecek ve dolar/TL de tırmanış da artarak devam edecek. Bunun maliyet enflasyonu olarak tüketiciye, yatırım çekilmesi olarak herkese, özellikle işsizlere, iş bekleyenlere büyük yükü olacak. Bu dolar kuru ile yıllık yüzde 2 büyüme yaşanırsa öpüp başına koysun herkes, ama 2016 bu kur düzeyi ile nasıl olacak, esas mesele o. 2015’in kaybının üstüne 2016 kaybı…Kaçınılmaz maliyet esas bu…

Genel kategorisine gönderildi | 6 milyar dolar çıktı… için yorumlar kapalı

ABD-Almanya-PKK ve RTE

Türkiye’de olan bitenlerin, özellikle de kaçak saraylının ipe sapa artık gelmez hezeyanlarının nereye varacağını bilemeyenler, iç aktörlerin manevra alanlarıyla sınırlı analizlerde donuyor, kısırlaşıyorlar. Unutulan, dış dinamikler… Özellikle Türkiye gibi ülkelerde tarihi sadece iç aktörler yapmaz, dış güçler hiçbir zaman devre dışı kalmaz ve çoğunlukla da düğüm çözen, yol belirleyen olurlar. Bunun o kadar çok örneğine sahibiz ki… Sözü dış güç olarak ABD’ye ve müttefiklerine getirmek istiyorum.

ABD ve RTE…

Sıkça soruluyor; ABD, RTE konusunda ne düşünüyor? Tutturduğu başkanlık sıtmasına nasıl bakıyor? Kestirmeden yanıtlayalım; ABD, özellikle 2011 seçimi sonrasının AKP rejiminden ve RTE’sinden hiç hazzetmiyor. 2002 seçimlerinde sandıktan çıkışlarına hayırhah davranan, sonrasında , delikten süpürmeyin, kullanın, sözlerine kulak veren ABD, Irak’ı işgali sırasında AKP’ye bir şans tanıdı ama gördü ki, esas sorun, TSK’ye yön verenler… Onlar politik İslam için de çıban başıydı. El ele verip Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile bu vesayeti sonlandırdılar. “Ilımlı islam” modelini RTE uygulatabilir ve tüm Ortadoğu bu modelle yönetilebilirdi.

Ama zamanla anlaşıldı ki, öyle olmuyor. RTE palazlandıkça, “bölgesel güç” olma ihtirasına kapıldı. Petrolü için gidip Erbil ile Bağdat’ın arasını açmaya, Irak’ın toprak bütünlüğüne kastetmeye vardırdı işi. “One minute” çekip Ortadoğu’nun yeni Osmanlısı hayalleri kurmaya başladı. ABD’nin onay vereceği şeyler değildi bunlar. Mısır, bardağı taşıran son damla oldu. RTE AKP’si dizginlenmeliydi. Ama bunu demek yetmiyordu. Sonuçta AKP rejiminin arkasındaki oy yüzde 45-50’ye çıkmıştı. Çirkin Amerikalılılk yapmanın zamanı değildi. Beklendi. Ama kucak açılmadı. Soğuk duruldu.

2013 Haziran Gezi, 17-25 Aralık yolsuzluk depremlerinde AKP’nin hep kulağı çekildi. Ama daha fazla-en azından açıktan- üstüne gidilmedi. 2015 yazının iran yakınlaşması, ABD için Türkiye’ye ilişkin manevra alanına yeni imkânlar getirdi. Öteden beri IŞİD’e alttan destek veren Türkiye’ye açıktan “tarafını seç” çağrısı yapıldı, incirlik kozu ele geçirildi. IŞİD’e karşı kara gücü desteği saydığı PYD’ye ise dokunulmaması istendi. İran kırılmasının ardından Yeni Osmanlıcılık hayali tuz buz olan AK faşizm, ABD ile uzlaşır göründü ama kendi iç gündeminin gereklerinden geri durmadı. 7 Haziran sonuçlarına katlanamayıp yeniden seçim mızıkçılığında tutturmanın gereği, Kürt hareketine, PKK’ye savaş açtı. ABD, “Yapma!” uyarısında bulunduğu halde bunu yaptı ve yapıyor. ABD bu durumda uyarıcı mahiyette, Almanya ile birlikte Patriot füzelerini kaldırdı…

Patriot….

Neydi Patriot meselesi, hatırlatalım; Esad rejimi Türkiye ile dalaşırken, Ankara NATO’ya başvurmuş ve bir füze saldırısına karşı “Patriot” savunma sisteminin kurulmasını istemişti. NATO bu çağrıyı kabul etmiş, ABD, Almanya ve Hollanda bu görevi üstlenmişti. “Patriot’ların caydırıcılığı Türkiye’ye ve tabii NATO’ya rahat bir nefes aldırdı. Suriye’nin geleceğinin ne olacağı belli değilken, iki müttefik bu önemli NATO misyonuna son verdi. Ne denirse denilsin, gerekçe “siyasi”.

ABD, özellikle de Almanya, Ak faşizmin savaş konseptinden, ondan umduğu RTE projelerinden rahatsız. Saray da Almanlardan…

Almanya’ya veryansın…

Son günlerde Saray medyası manşetten Almanya’ya veryansın ediyor. Önceki gün Akşam, birinci sayfasından şöyle diyordu; ” DAEŞ ile savaşta İrak’taki peşmerge birliklerini MILAN anti tank füzeleri ve tahrip gücü yüksek ‘DM51 Al’ model el bombalanyla donatan Almanya’nın bu silahlan PKK’nın eline geçmiş olabilir.”

Bu salvonun arkasında Patriot yanığı olduğu gizlenmiyor, savcılar Zekeriya Öz ile Celal Kara’nın Almanya’da bulunmaları bardağı taşıran son damla olarak niteleniyordu. Star şöyle yazıyordu, “Paralelin darbeci savcısını bağrına basan, DHKP-C’ye kol kanat geren Almanya, Patriotları PKK için çektiğini itiraf etti. Merkel’in ortağı SDP, “Karar, operasyonlar nedeniyle alındı” elerken, PKK’nın hamisi ana muhalefet ise teröre destek hamlesini memnuniyetle karşıladı.”…

Dahası vardı, Saray medyası anlatıyordu, “Öz’ün devletin gizli belge ve bilgilerini de yanında götürdüğü öğrenildi. Öz’ün özellikle hükümete karşı kullanılabilecek belgeleri Türkiye’ye iade edilmemesi karşılığında Alman istihbarat birimleriyle paylaşacağı değerlendiriliyor.”

Koroya Akit de şöyle katıldı Salı günü, “Gezi Parkı eylemlerinde medya desteği ve birçok ajanıyla olayları körükleyen Almanya’nın, kaçak paralel savcılar üzerinden yeni bir kirli plan peşinde olduğu belirtiliyor. Akit’e konuşan araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, Almanya’nın FETÖ’nün kaçak savcılarını Türkiye’ye karşı kullanacağını söyledi. Karlıbel, “Almanya, Erdoğan’ı Lahey’de yargılatmak istiyor” dedi.

ABD-PKK

IŞİD ile savaşında PKK-PYD güçleri ile ittifak kuran ABD’nin Kaçak Saray’ı sıkıştırması önümüzdeki günlerde hızlanabilir. Batı medyasında ABD-PKK görüşmelerinin yoğunlaştığı haberi yer aldı. Daily Telegraph’a konuşan Cemil Bayık, “Mesajlar gidip geliyor. Toplantılar yapılıyor. Mektuplaşmalar var ve bu ilişkinin gelişmesi de olası” dedi. Ayrıca yayımlanan haberde Bayık’ın “Eğer ABD Türkiye’nin politikalarını desteklemeye devam ederse Kürtleri kaybetmesi olası. Eğer ABD Kürtleri kaybederse, IŞİD’İ yenilgiye uğratması da zorlaşır” sözlerine yer verildi.

Ak faşizm , ABD, Almanya gibi güçlerin kafalarındaki Türkiye formatına uymuyor. Hukuksuzluk, kutuplaştırıcılık, tek tipçilik ve oradan ortaya çıkan kaos, iç savaş riski, nüfusu 80 milyonu, milli geliri 800 milyar doları bulmuş bir “yükselen kapitalizm”in yeniden üretimini zorlaştırıyor. Öysa, küresel kapitalizmin bu eklentiye ihtiyacı var ve seyirci kalamazlar. Onlar da kafalarındakini fiiliyata geçirmek üzere oyunlarını oynamaya devam ediyorlar ve edecekler…

Genel kategorisine gönderildi | ABD-Almanya-PKK ve RTE için yorumlar kapalı

Resmi işsiz 3 milyonu geçti…

TÜİK, Mayıs ayı işgücü verilerini yayınladı. Ağustos’un yarısını geçtik ama elde mayıs verisi var. Kolay değil tabii, data toplamak ve sunmak….
Sunmak demişken, bu konuda sonuç açıklayan TÜİK’in haber bülteni, ister istemez medyayı yönlendiriyor. Burada hep aynı taraflı tercih yapılıyor; mevsim etkisinden arındırılmamış veriler haber bülteninin başına çekiliyor. Bu olmamalı. Ya ne olmalı? Mevsimsellikten arındırılmış sonuçlar öne çekilip açıklanmalı. Neden mi?

Mevsim etkisi
İşgücünde “mevsim ve takvim etkisi” işin çapağıdır, brütüdür. İşin gerçeği mevsimlerin ve takvimin etkisi arındırılarak görülür. Ne demek mi istiyorum, daha açıkça ?
Hepimiz biliriz; Özellikle ülkemizde Nisan’dan başlayarak Eylül sonuna kadar, tarımda, turizmde, inşaatta iş bulmak daha mümkün hale gelir. Kendi hesabına çalışanlar “istihdama katılır”, işçi olanlar ücretli iş bulur vs. Ama Eylül sonu gelince bunlar işgücü olmaktan çıkarlar, köylerine, kahvelerine dönerler. O nedenle bu Nisan-Eylül dönemlerinin ayıklanmamış mevsimsel etkisi yanıltıcıdır, çapaktır. Ekonominin kalıcı iş üretip üretmediğini bize anlatmaz.
Bu bilindiği için, mevsim etkisinden arındırılmış işgücü, istihdam, işsizlik verileri ayrıca üretilir ve tablolaştırılır. Doğru olan, arındırılmış bu verilerdir. Ama her nedense, TÜİK, bu arındırılmış, çapağı ayıklanmış verileri öne çekmekte ayak diretmektedir ve gerçeği istese de istemese de saklamaktadır. Bakın çapaklı ve çapaksız veri farkı Mayıs’ta nasıl çıkmış…

vvÇapaklı…
Mevsime bağlı turizm, inşaat, tarım işlerinin arttığı Mayıs ayında mevsimlik işlerde çalışanlar dahil , sayı 27 milyon 72 bin kişi. Ama mevsimsel etkiyi dışarıda tutarsanız, istihdam 26,6 milyon. Demek ki, bu nedenle istihdamda en az 400 bin kişi fark oluşuyor. İşsiz sayısı da buna göre değişiyor. Çapaklı haliyle 2 milyon 790 bin ve işsizlik oranı yüzde 9,3…Nisan ayında yüzde 9,6 görünüyor. Neredeyse, Nisan’dan mayıs’a işsizlik düştü , yüzde 9,6’dan yüzde 9,3’e, sayı olarak da 2 milyon 821 binden 2 milyon 790 bine…Yani 30 bin kişi mayıs’ta iş buldu deseler, başları ağrımaz…Ama nerede iş? Tarımda, turizmde, inşaatta, yani Eylül ayında son bulacak işler…
Çapaksız tablo ne diyor ? Orada Nisan ayında 2 milyon 926 bin olan işsiz sayısının mayıs ayında 3 milyon 14 bine çıktığını söylüyor. Yani çapaksız haliyle işsizliğin Nisan’daki yüzde 9,9’luk orandan yüzde 10,2’ye çıktığını söylüyor. Bu, 2014 mayıs ayına göre de 0,6 puanlık bir artış. Geçen yılın mayıs ayında 2 milyon 755 bin imiş işsiz sayısı. Bu yıl 3 milyon 14 bin. Yani 260 bine yakın yeni işsiz eklenmiş işsizler ordusuna….Buna bir de tarım dışı işsizlik, ya da daha geniş bir ifadeyle kent işsizliği diye bakarsanız, bir yılda yüzde 11,6’dan yüzde 12,3’e çıkmış bir işsizlikten söz etmemiz gerekli…

Devam edecek…
Çapaklı verileri bir yana bırakıp mevsim etkilerinden arındırılmış olanla devam edersek, Mayıs ayında 3 milyonu geçen işsiz sayısının izleyen aylarda Haziran –Ağustos döneminde azalmadığını ve önümüzdeki aylarda da sürmüş olabileceğini söylememiz mümkün.
Çünkü, kısmi canlanma göstergelerine rağmen, ekonomide istihdam yaratıcı bir büyüme yaşanmıyor. Yıllık büyüme yüzde 3’te kalsa öpüp başına koyacak herkes…Bu durumda, özel yatırımların neredeyse sıfırlandığını, sanayide zor zamanlar yaşandığını, bunun da istihdam yaratmadığını biliyoruz. Hizmetler kesiminde istihdam varsa var, bir de AKP’nin devlete kadro yığması varsa, var…İnşaat, stok eritme derdinde ve alınan inşaat ruhsat sayısından anlıyoruz ki, herkes özellikle siyasetteki tıkanığın akibetini beklemede…
Resmi olmayan…
Deminden beri, mevsim etkisinden arındırılmış işsizlerden ve sayılarının 3 milyon 14 bini bulduğundan söz ederken, bunların TÜİK’ce “tescilli, resmi” işsizler olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Bu işsizlerin dışında bir işsiz ordusu olduğunu daha biliyoruz. Bunlara işgücüne katılmayan ama iş olursa çalışırım diyen ve TÜİK formatına göre iş aramayan işsizler deniyor. Sayıları ise 2,3 milyon…Az buz değil, resmilerin dörtte üçü…Şimdi bir de bunları eklesek 3 milyon resmi işsize, ediyor, 5 milyon 3 00 bin işsiz ve işsizlik oranı da ediyor yüzde 10 yerine, yüzde 16,5…
Resmi nasıl görmek isterseniz, öyle…Gerçekle yüzleşmekten korkmuyorsanız, gerçek işsizlik resmi yüzde 16,5 ve sayıları en azından 5 milyondur…Ama resmisi beni bağlar, diyorsanız 3 milyon işsiz ve yüzde 10’dan yukarıya çıkan bir işsizlik gerçeği var…
Bu da önümüzdeki zaman diliminde “Sistem değişti, padişah oldum” diye ortalıkta dolaşanın rejimini sıkıştıracak bir başka mengenedir, bilinsin…

Genel kategorisine gönderildi | Resmi işsiz 3 milyonu geçti… için yorumlar kapalı

3 TL’lik dolara az kaldı…

Sistemi değiştirdim, fiili başkanlık teraneme gelin Anayasal bir kılıf uydurun, saçmalığıyla yatıp kalkan bir Kaçak saraylının yargılanmaktan köşe bucak kaçarak bu uğurda ülkeyi kana boğduğu bir ülkede, aklı başında yabancı yatırımcı durur mu? Durmaz, nitekim durmuyor, hızla ayrılıyorlar. Hızla ayrıldıkça dolar da başını alıp gidiyor.
Daha 10 günü bulmadan 2.75’TL’den 2.85 TL basamağına sıçradıktan sonra, dolar, bu hafta 2.90’ı aşarsa kimse şaşırmayacak. Daha şimdiden psikolojik sınırın aşıldığı ve Fed’in faiz artırma kararını alması muhtemel Eylül ortalarında 3 TL’yi bulmasının kaçınılmaz olduğu tahmini yaygınca paylaşılmaktadır.

Girişler-çıkışlar…
Yabancı sermayenin sıcak para türünün hisse senedi ve devlet borç senetlerine yaptığı yatırımları, girişleri, çıkışlarını ve elde kalan stoku , her hafta Perşembe günü Merkez Bankası yayımlıyor. Bunu, 2005’ten beri yapıyor.
Portföy yatırımı denilen bu kısa vadeli sermaye hareketleri, ülkedeki dengelerde önemli rol oynuyor ve her şeyden önce döviz kurunun kaderini tayin edici özellikte. Yabancılar ülke borsasına gelip dolarlarını TL’ye çevirerek hisse senedi ve devlet kağıtlarına yatırımı artırdıkça döviz bollaşıyor ve fiyatlar geriliyor. Bu gerilemenin devamında ucuzlayan dolar ile ithalat, ithal girdi ile üretim, büyüme de canlanageldi bu zamana kadar.
Ama ne zaman ki, aynı yabancı yatırımcılar, içeride ve/veya dünyadaki ahvalden huysuzlanıp ellerindeki hisse senetlerini, devlet kağıtlarını dolara çevirip dışarı çıkmaya başlarlarsa, birden dolar pahalanıyor, TL hızla değer kaybediyor. Tırmanan dolar kuru tüketimi, yatırımları, büyümeyi de olumsuz etkiliyor ve kriz değilse de, ciddi daralmalar yaşanıyor.
Şimdi Türkiye tam da bu kritik daralmanın eşiğine doğru hızla yol alıyor.

rrr

Düşük dolar ve büyüme…
Türkiye’nin küresel krizden hızla etkilendiği yıllarda 2008 ve 2009’da yabancı sıcak para bir anda çekip gitmiş, 2007’de 94 milyar dolarlık yatırımını 2008’de 43 milyar dolara kadar indirmişti. Dile kolay 51 milyar dolar çekip gitmiş ve dolar kuru hızla 1,30’lardan 1,50’lere çıkmıştı. 2009’un ikinci yarısında geri dönüşler başlayınca kur da gevşemişti. Yabancıların girişi 2010’da yeniden 94 milyar dolara kadar tırmandı, hele ki 2012’de 135 milyar dolar gibi rekor bir düzeye ulaştı. Bu da düşük kuru ve yüksek büyümeyi getirdi, hatta cari açık 77 milyar dolara tırmanacak kadar tehlikeli bir hararete neden olunca 2012’den sonra vites küçültüldü, gelen yabancı kaynak döviz rezervlerinin tahkimatında kullanıldı.

Çıkış zamanı
2013 ortalarından, yani Fed faiz artırım kararından bu yana sıcak paranın da havası değişti. Sadece Türkiye’den değil, benzer ülkelerden çekilmeye yöneldi. Fed yalpaladıkça o da yalpaladı. Ama bu yıl, sadece Fed’i gözlemekle kalmıyor, Türkiye’den fena halde soğuyor. Artan ekonomik kırılganlığın yanı sıra politikada biriken riskleri ağır buluyor, sınırımızdaki serüvenleri tehlikeli buluyor ve her hafta biraz daha satıp çıkıyor. İşte son haftaya geldiğimizde stokun 84 milyar dolara indiğini görüyoruz.
Düşünün, 8 Ağustos 2014’te 62 milyar dolarlık hisse senedi, 52 milyar dolarlık devlet kağıdı olmak üzere 114 milyar dolarlık yabancı sıcak para varmış, bugün ise 84 milyar dolar kalmış. Yani 30 milyar dolarlık çıkış. Bir yıl önce 2.16 TL olan dolar, bugün 2.85, yani dolar karşısında yüzde 32 değer kaybı…

3 TL’ye doğru…
Bu hızlı çekilme, vadesine 12 ay kalan 168 milyar dolarlık borçlulara uyku uyutmuyor. Bu kısa vadeli sayılacak borç, toplam dış borçların yüzde 42’si…Kim peki borçlular? 110 milyar doları bankaların borçları, 54 milyar doları banka dışındaki şirketlerin, 4 milyar doları da devletin…
Bu borcun çevrilmesi demek, doların 2 TL dolayında iken alınıp kullandırıldığı borç yükünü şimdi neredeyse 3 TL’den yeniden borçlanarak çevirmek demek. Bunun hem bankalara hem şirketlere yükünü varın siz düşünün. Reel sektörün açık pozisyonu 175 milyar dolar olarak Merkez Bankası’nca ifade ediliyor. Bu, her 10 kuruşluk dolar/TL oynamasının 20 milyar TL kur zararı yazması demek. Şirketlerin her on kuruşta 20 milyar TL zararı sineye çekmeleri, bilançolarının kararması demek. Bankalara borçlarını geri ödemede zorlanmaları demek.

Çin devalüasyonunun Fed’i faiz kararında sıkıştıracağı ve Eylül ayında faiz artırmaya daha çok zorlayacağı, yaygın bir yorum. Bu, içerideki politik gerilim ve seçim karambolü ile birlikte, yabancıları daha çok dışarı taşıyacak bir hava demek ve çıkışla birlikte 3 TL’lik doları görme ihtimalinin yükselmesi demek.

Genel kategorisine gönderildi | 3 TL’lik dolara az kaldı… için yorumlar kapalı

Turkey’s banks at ease while industry stresses

 

Mustafa Sönmez – Hürriyet Daily News, August/ 17 /2015

 Turkey’s economy is going through a tough period with the buildup of risks in the economic, political and geopolitical climate. Nevertheless, concerns about the future of the economy vary from sector to sector. As a matter of fact, it also varies depending on the size of the enterprise. For instance, big holding companies that are operating in various sectors have relatively minimized their risk by putting their eggs in different baskets. Even if they lose in industry, they win in finance or real estate…

The banking sector is especially less affected by the ongoing tension and has been able to maintain its profitability at a certain level.

The situation for the 50 banks that make up the backbone of finance is for instance not as sorrowful and gloomy as industry. On the contrary, the banking system rapidly recovered from the interest rate turbulence of 2014 and has been able to increase its net interest rate income from 52 billion Turkish Liras in 2013 to 57 billion liras in 2014, maintaining its period income at 24.7 billion liras.

From the bank profits data of the first half of this year, we understand that the banks are doing well.

According to data from the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK), the first half profit of the banking sector increased 11 percent compared to the same period last year and reached 13.8 billion liras. This is regarded as a sign that this entire year will end with a net profit of over 26 billion liras.

The banking system, with its 12,213 domestic branches and 87 branches operating abroad, is hiring more than 218,000 personnel, including the overseas ones. The system has around 45,000 ATMs and it is known that private and foreign banks in particular have a high rate of profit.

Statements made by bank managements in the first half also pointed out that they were quite content. For instance, in the first six months of the year, İş Bank General Manager Adnan Bali – the net period profit of the first six months of the year was 1.82 billion liras – said, “İş Bank, also in the second quarter of the year has successfully applied its growth policy and has raised it size of assets to 268.3 billion liras, continuing to be the biggest private bank of Turkey.”

Other banks, including Akbank, Garanti Bank and Finansbank, are all also happy… But, only for now…

Under control

Turkey, in the economic crises it went through in 1994 and in 2011, received big blows in the banking sector. In the 1994 crisis five banks and in the 2011 crisis 20 banks were handed over to the Treasury with public intervention, undertaking heavy public damages. With lessons drawn from these experiences, the banking system is now much more under control.

In the sector, the activities of 50 banks, 33 of them deposit banks, 13 of them development and investment banks and four of them participation banks, are under daily scrutiny.

The size of assets of the sector was 2 trillion liras as of the end of 2014, which increased 8.4 percent in the U.S. dollar base, corresponding to $862 billion.

The share of public banks in the sector’s total assets was 31.4 percent, while local private banks had a share of 49.5 percent and foreign capital banks had a 19.1-percent share. In terms of assets, deposit banks had 90.4-percent share, participation banks 5.3 percent and development and investment banks 4.3 percent.

Regarded as the boss of the banking system, according to the BDDK, with the stress tests done, with its strong capital structure and other indicators related to its risks, the sector continues to prove resilient to macroeconomic shocks.

Industrialists

Messages saying “Everything is under control” for the banking system have been received, but can the same thing be said for industry? Istanbul Chamber of Industry (İSO) head Erdal Bahçıvan said the situation was not so bright for those firms who have anchored in industry. He also said, “One of the most significant parameters on whether the financial structure of companies is healthy is the ratio of total debts to equity capitals. This ratio was high, as it was last year at 132 percent.” He also drew attention to the emphasis on low-technology in industry.

According to 2014 data, low-technology usage was 40 percent, medium-low technology usage was 37 percent, medium-high technology usage was 19 percent and high technology usage was 3 percent. Not even 1 percent of sales were allocated for research and development (only 0.7 percent). The number of joint foreign capital institutions fell to 126 in 2014.

The operating profits of the top 500 major industry companies decreased 6.4 percent to 30 billion liras compared to the previous year. Bahçıvan said, “The main factor for us is the operating profit of the industrialist. It is quite thought-provoking that this figure has gone back. Non-operating means had a positive effect on the increase of profits of industrialists. However, the profitability from the main activity of industry should never be pushed into the background.”

Many industrialists, with a correct estimation that the dollar would gain value against the lira, have compensated a portion of their losses by investing in the dollar. This is the non-operating profit Bahçıvan referred to.

While profits directly from business reached 36 billion liras in 2013, this figure went down to 30 billion liras in 2014. If you also take into consideration inflation, it is a fall from real profits.

External commitments

The net exchange position which shows the difference between foreign exchange as assets and liabilities of non-financial companies, in other words the real sector, has a structure which leaves many sleepless.
Real sector companies had $94 billion in assets 12 months ago and this figure went up to only $100.2 billion in May 2015, but in the same period their liabilities reached $279.4 billion.

In other words, the asset-liability difference is $179.1 billion. Even if the real sector wanted to use all its assets to pay off all its liabilities, it will again have a debt of $179 billion.

At the end of May, the dollar exchange rate was around 2.66 liras. The average of August is around 2.76 liras. In other words, the 10 kuruş increase in the dollar has increased the net foreign exchange position of the real sector at least 18-19 billion liras. This much of an exchange rate loss has been recorded in balance sheets…

At this rate, it is possible to have the dollar/lira rate to settle at the 2.80 band, as a matter of fact, according to some others at the 3 lira band. The problem is not at the band but that this band was reached in a very short time.

With the policies adopted for years, the government directed the private sector to loan in foreign currency and to use foreign loans, and then this time very different domestic and external developments caused the exchange rates to hike rapidly.

Inevitably, there will be stumbles in the real sector, industry and construction. There are stumbles already but no high-profile knockouts. But it is known that a serious knockout would turn into a chain accident and the banking system would be damaged.

Political measures, primarily political stability, is a must to curb the uncontrollable hike in exchange rates, and then the economic and geopolitical risks have to be decreased so that at least a part of the outgoing foreign investors would come back, decreasing the risks, enabling the dollar rate to remain in a less problematic band…

 

Araştırma - Haber, English kategorisine gönderildi | Turkey’s banks at ease while industry stresses için yorumlar kapalı