Merkez Bankası’nda itibar kanaması (Al Monitor, 13 Kasım 2019)

Özerk olması beklenen Merkez Bankası’nın özellikle son iki yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahaleleri ile tamamen Saray’a bağlı bir kuruma dönüştürülmesi, önemli bir itibar kaybı olarak iç ve dış piyasalarda kayda geçiyor. Özerk-bağımsız, hatta göreli bağımsız tanımından bile iyice uzaklaşan Merkez Bankası’nın üstünde sadece Erdoğan’ın hakimiyeti var ve artık her dediğinin yapıldığını Erdoğan da gizlemiyor. Cumhurbaşkanı sisteminin tek adamı, önceki Merkez Başkanı’nın sözlerini dinlemediği için azledildiğini de açıkça söyledi. 

Şimdi gerek para politikalarında, gerekse hiç yapmaması gerekirken döviz piyasalarına müdahalede Merkez Bankası yönetimi Saray ne derse onu yapıyor. 

Read more: https://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2019/11/turkish-central-bank-suffers-big-credibility-loss.html#ixzz65G9n1VA7

Genel kategorisine gönderildi | Merkez Bankası’nda itibar kanaması (Al Monitor, 13 Kasım 2019) için yorumlar kapalı

Turkish Central Bank suffers big credibility loss (Al Monitor, Nov. 13, 2019)

Turkey’s Central Bank has seen its credibility wane both at home and abroad after coming under full government control as a result of a series of moves by President Recep Tayyip Erdogan in the past two years. The bank could hardly be described as autonomous, independent or even relatively independent any longer. Erdogan himself makes no secret of the bank’s descent into obedience, asserting publicly that its former governor was sacked because he refused to heed his demands.

The Central Bank management is now doing what the government wants — not only in terms of monetary policy, but also by intervening in the foreign exchange market, something it is supposed to never do.

Read more: https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/11/turkish-central-bank-suffers-big-credibility-loss.html#ixzz65G8vz2vf

Araştırma - Haber, English kategorisine gönderildi | Turkish Central Bank suffers big credibility loss (Al Monitor, Nov. 13, 2019) için yorumlar kapalı

Suriyelilere 40 milyar dolar harcandı mı? (Al Monitor, 2 Kasım 2019)

Ekim ayı başında Türkiye’nin ABD ile tartışmalı bir konsensüs içinde Suriye sınırını geçerek başlattığı askeri harekâtın gerekçelerinden biri, “Türkiye’deki 3,7 milyon sığınmacının önemli bir kısmına, oluşturulacak güvenlikli bölgede yerleşim yeri açmak” idi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sık sık sığınmacılar için Türkiye’nin bugüne kadar 40 milyar dolar harcadığını, Batı’nın ise neredeyse hiç katkıda bulunmadığını ifade ediyor. Gerçekten 40 milyar dolar harcandı mı? Sığınmacılar bu gelirle mi ayakta duruyorlar yoksa çok zor koşullarda Türkiye’de çalışarak mı hayatlarını idame ettiriyorlar? İddia edilen 40 milyar dolar kayıtlarda net görünmüyor. Sadece resmen açıklanan yıllara yayılmış bazı harcamalar var ama toplamı 40 milyar doların çok altında. Bu muğlaklık, anayasal denetim kuruluşu Sayıştay raporlarına da yansımış durumda. 

MAKALENİN DEVAMI İÇİN
https://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/originals/2019/10/turkey-syria-40-billion-refugee-bill-calls-for-explanation.html

Genel kategorisine gönderildi | Suriyelilere 40 milyar dolar harcandı mı? (Al Monitor, 2 Kasım 2019) için yorumlar kapalı

Mystery surrounds Turkey’s $40 billion refugee bill (Al Monitor, November 2, 2019)

When Turkey launched Operation Peace Spring into northeastern Syria on Oct. 9, one of the objectives cited was the creation of a safe zone to accommodate a good part of the nearly 3.7 million Syrian refugees the country hosts. President Recep Tayyip Erdogan has repeatedly asserted that the refugees have cost Ankara $40 billion and slammed Western countries for allegedly contributing next to nothing. Did Turkey really spend $40 billion on Syrian refugees? Are the Syrians living off of assistance or working under harsh conditions to earn a living?

The alleged $40 billion is not clearly identifiable in official records. Certain expenditures have been officially cited over the years, but the total is nowhere close to $40 billion. Even the Court of Accounts, the country’s top public auditor, has flagged ambiguities in spending and documentation. CONTINUE READING THIS ARTICLE
https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/09/turkey-crisis-hit-economy-suffers-erosion-in-investments.html

English, Genel kategorisine gönderildi | Mystery surrounds Turkey’s $40 billion refugee bill (Al Monitor, November 2, 2019) için yorumlar kapalı

ABD’nin ekonomik yaptırımları şok yaratmadı, çünkü… (Al Monitor, Ekim 22, 2019

ABD’nin Türkiye’nin Suriye’ye askeri operasyonları durdurması için aldığı ekonomik yaptırım kararları, Başkan Donald Trump’ın umduğu gibi ekonomide kur şoku yaratmadı. 2018 Ağustos ayında Rahip Brunson krizinde Trump’ın tweetleri tahrip edici etki yaratırken, bu kez yine Trump’ın tehditleri ve ardından gelen yaptırımlar, bir kur şoku ve devamında ciddi bir türbülansa henüz yol açmadı.

Bunun nedenlerinin başında yaklaşık bir yıldır ekonominin küçülmüş olması, hızla azalan ithalatın döviz talebini geriletmesi, tasarruf sahiplerinin kendilerini güvende hissetmek için zaten dövizde birikimlerini tutuyor olmaları, küçülen ekonomide yeni borçlanmaya gitmek yerine borç stokunun azaltılması, döviz ataklarına fırsat tanımayacak bazı Merkez Bankası önlemleri sayılabilir.

ABD’nin İran ambargosunu deldiği öne sürülen 2012 ve sonrasına ilişkin devlet bankası Halkbank işlemleri, bankanın yöneticileri ve bazı bakanlarını kapsayan iddianamenin açıklanmış olması da benzer şekilde bir kur şoku yaratmış değil. 

17 Ekim’de Türkiye ile ABD arasında varılan Suriye’nin kuzeydoğusunda 120 saatlik “ateşkes” anlaşmasında yaptırımların kaldırılması öngörülüyor ancak Kongre’deki yaptırım tehdidi henüz ortadan kalkmış değil. Devamında ne olacağını zaman gösterecek.

Yakın tarihinin önemli skandal belgeleri arasına girmeye aday 9 Ekim tarihli Trump’tan Erdoğan’a mektup şöyle başlıyordu: “Sayın Cumhurbaşkanı; Hadi iyi bir anlaşma yapmaya çalışalım. Siz binlerce kişinin öldürülmesinin sorumlusu olmak istemezsiniz, ben de Türk ekonomisini yok etmek istemem, ki yaparım. Yapabileceklerimin küçük bir örneğini Rahip Brunson konusunda zaten size göstermiştim.” 

Trump ekonomiyi yok etme tehdidine Twitter hesabında da yer vermişti. 2018 Ağustos başındaki tehdidinin Türkiye ekonomisinde yarattığı şoku ve devamındaki sert düşüşü, yine yaratabileceğini iddia ediyordu Trump.

Ne olmuştu Ağustos 2018’de, hatırlatalım. 2018’de Ağustos ayının ilk gününde ABD’nin uzun süredir tutuklu bulunan rahip Andrew Brunson nedeniyle adalet ve içişleri bakanlarına yaptırım kararı almasının ardından TL düştü ve günü 4,90 TL ile kapadı. ABD ile uzlaşma sağlanma ihtimalinin zayıfladığına dair inanç artınca dolar fiyatı tırmanmaya devam etti ve 5,50 TL eşiği de aşıldı. Kara bulutlar 10 Ağustos cuma sabahı önce Asya piyasalarında toplandı ve Türkiye’de etkisi erken saatlerde görüldü, anlık yüzde 10-15’e varan dalgalanmalarla doların fiyatı 6 lirayı aştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Bayburt mitinginde “Onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” gibi ajitasyon ifadeleriyle meydan okurken Trump’ın Twitter üzerinden “Türkiye ile ilişkilerimiz iyi değil” açıklaması yapmasıyla, bir ara 6,87’den dönen dolar kuru, kapanışı 6,43 TL ile yaptı. Böylece 10 Ağustos itibarıyla doların fiyatı yılbaşına göre yüzde 70, bir ay öncesine göre yüzde 37, gerilim haftasında yüzde 27 arttı. Bu kur şoku, devamında enflasyonun yıllık oranını yüzde 25’lere kadar çıkarırken, tüketimin hızla daralması ve ekonominin resesyona girişini de beraberinde getirdi.

Trump, aynı tehdidin bugün de benzer etkiyi yapacağını umuyordu ama bu kez öyle olmadı. Dolar kuru, 17 Ekim anlaşması öncesinde 5.70-5.90 TL arasında salındı. 17 Ekim’den sonra tansiyon düşünce 5.80 TL dolaylarına indi. Nedenler özetle şöyle sıralanabilir:

Ağustos 2018’de sekiz ayın cari açığı 31 milyar doları bulmuştu. Oysa 2019’un ilk sekiz ayında cari açık değil, 1 milyar dolar cari fazla verir durumda ekonomi. Nedeni, iyileşmeden değil, ekonominin daralmasıyla ilgili. Bu yıl en az yüzde 1 küçülme ile kapaması beklenen ekonominin, ithalat talebi çok hızlı düştü, buna karşılık fiyatlarda dampingin etkisiyle ihracat ve turizmde kısmi canlanma yaşandı ve ilk dokuz ayda cari denge, açık yerine 1 milyar doların üstünde fazla verdi.

Ekonomide yaşanan güven sorunu sebebiyle tasarruf sahipleri toplam mevduatlarının neredeyse yarısını dövizde tutuyor ve pek pozisyon değiştirmiyorlar. Dolayısıyla bankalarda döviz likiditesi sorunu görünmüyor. Ekonomik küçülme ile birlikte yatırımlar durdu, üretim kapasitesi düştü ve kredi talebi de geriledi. Kredi daralması yüzünden yurt dışından borçlanmaların yenilenme oranı da düştü.

Bunların yanı sıra, Merkez Bankası yurt dışı swap piyasasını işlevsiz kılacak, dolayısıyla döviz atağına imkan vermeyecek önlemler aldı. TL artık yabancı yatırımcıların açık pozisyon aldığı bir para değil. 

2018 kur şokunun ardından ekonomide yaşanan küçülme, yeni bir kur şokunun etkisini azaltırken Merkez Bankası’nın yönetimine Saray’ın ağırlığını koyması ve hukuku zorlayan kararlar aldırması, kamu bankalarını zarara uğratmayı göze alarak birer araç gibi kullanması da kur şoku etkisini azaltıyor.

Trump Twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD Ticaret Bakanlığı ile Türkiye arasında yürütülen 100 milyar dolarlık ticaret görüşmelerinin durdurulacağını ifade etmişti. Türkiye’nin dış ticaret hacminin 350-400 milyar dolar aralığında olduğu anımsandığında, 100 milyar dolarlık dış ticaret hedefinin bir “dilek”ten öte önem taşımadığı söylenebilir. 

Trump ayrıca Türkiye’den yapılan çelik ithalatında gümrük vergisinin yüzde 50’ye çıkarılacağını da yaptırımlar arasında gösterdi. Söz konusu kararı 15 Ekim’de DW Türkçe’ye değerlendiren Çelik Federasyonu Başkanı Namık Ekinci, ABD yönetiminin açıkladığı yaptırımların tam olarak uygulanıp uygulanmayacağının henüz belirsiz olduğunu söylüyordu. ABD’nin zaten Türk çelik sektörüne uyguladığı gümrük vergilerini geçen yıl yüzde 50’ye çıkardığını hatırlatan Ekinci, “İkili görüşmeler sonrasında, Mayıs 2019’da vergiyi yüzde 25’e indirmişlerdi. Şimdi tekrar vergiyi artırmasının bizim için bir anlamı yok” dedi.

ABD’nin ilk parti yaptırımları, ilk elde bir kur şoku ve bunun etkisiyle ekonomide sert bir türbülans yaratamamış görünse de Türkiye ile ilgili risk algısı yükselmiş ve güven bunalımı artmış durumda. Türkiye’nin risk primi (CDS) zaman zaman 400’ün üzerine çıkarak yabancı kreditörlere uyarılar gönderiyor.

Türkiye, Fırat’ın doğusuna yaptığı askeri operasyonun faturası olarak dış dünyayla ilişkilerinde büyük bir sarsıntı yaşadı ve bu devam ediyor. Türkiye’nin dış ilişkilerinde en büyük hasar ABD cephesinde. 17 Ekim’de kararlaştırılan “ara” sonrasında neler olacağı da merakla bekleniyor.

Avrupa Birliği’nden Arap Birliği’ne, Çin’e kadar uluslararası camianın önemli bir bölümü, Türkiye’nin müdahalesinin karşısında yer aldı. Türkiye, çok geniş bir coğrafyada ve aynı zamanda uluslararası medyada ağır eleştirilerin hedefi. Bu sürecin sonunda Türkiye’nin ağır bir zemin kaybı yaşaması ihtimali yüksek.

ABD ve AB’de Türkiye ile iş yapan şirketlerin, finans kurumlarının yeni dönemde farklı pozisyon almaları muhtemel. Bunun bir örneği, Türkiye’ye yatırıma niyetlenen Volkswagen’in yatırım kararını askıya almış olmasıdır. Türkiye’yi son iki yıldır zaten gerilemiş olan ekonomik kaynak girişlerinin iyice zayıflaması ve ekonomik krizden çıkışın belirsiz bir tarihe ötelenmesine yol açması çok muhtemel görünüyor.

Genel kategorisine gönderildi | ABD’nin ekonomik yaptırımları şok yaratmadı, çünkü… (Al Monitor, Ekim 22, 2019 için yorumlar kapalı

Why Trump’s sanctions failed to shock Turkey’s economy (al Monitor, Octobre 22, 2019)

The sanctions Washington slapped on Ankara last week over its military operation in northeastern Syria failed to produce the currency shock that President Donald Trump had hoped for, drawing on last year’s precedent. In the summer of 2018, amid a row over Turkey’s detention of an American pastor, Trump’s Twitter outbursts and ensuing sanctions had a devastating impact on the Turkish lira. This time, however, Washington failed to trigger a serious turbulence and has already agreed to withdraw the measures in the coming days under a deal with Ankara, reached Oct. 17. Why did the threats and sanctions fail to produce the same impact this time?

The main reasons have to do with the contraction the Turkish economy has been undergoing for almost a year. The crisis has curbed imports, lowering the demand for hard currency, and savings holders had already put their money in foreign exchange against the volatility of the lira. Also, the shrinking economy has discouraged borrowing and the central bank has taken measures to fend off currency shocks. 

In another tension-raising move last week, US prosecutors brought a criminal case against Turkey’s state-owned Halkbank for aiding a multibillion-dollar scheme to evade sanctions against Iran, charging that senior Turkish officials protected the scheme in return for kickbacks. Although the move hit Halkbank shares, it did not trigger a currency shock either.

In a brash letter to President Recep Tayyip Erdogan, Trump had threatened to “destroy” the Turkish economy, recalling the row over the Rev. Andrew Brunson. “You don’t want to be responsible for slaughtering thousands of people, and I don’t want to be responsible for destroying the Turkish economy — and I will. I’ve already given you a little sample with respect to Pastor Brunson. … Don’t be a fool!” Trump wrote in the Oct. 9 missive, widely seen as a diplomatic scandal to remember.

udging by the letter and Trump’s similar threats on Twitter, the US president was apparently confident he could repeat the shock he had set off in Turkey’s economy in August 2018.

Let’s recall briefly what had happened at the time. On Aug. 1, 2018, Washington announced sanctions against Turkey’s justice and interior ministers over Ankara’s refusal to release the pastor, who was held on charges of links to the putschists behind the coup attempt in 2016. The move sent the Turkish lira into a tailspin that continued for days as tensions between Washington and Ankara simmered on. On Aug. 10, 2018, the currency lost about 17% of its value in a single day as Trump doubled steel and aluminum tariffs on Turkey, gloating that “the Turkish Lira slides rapidly downward against our very strong Dollar!” As of Aug. 10, the increase in the price of the dollar stood at 70% against the lira since the beginning of 2018, 37% over a month and 27% over a week. 

The currency shock fueled inflation to up to 25% on a year-on-year basis, leading to a sharp decline in consumption and eventually an economic recession.

Hoping for a similar impact again, Trump fired threats and then authorized sanctions Oct. 14 in a bid to deter Turkey. Although the military thrust in Syria was not free of financial jitters, the lira fluctuated in the 5.7-5.9 region against the dollar, far from the record lows it had hit last year. Following the Oct. 17 deal, sealed during Vice President Mike Pence’s visit to Ankara, the rate eased to below 5.8.

A major reason for the different outcome this time is that Turkey’s current account deficit, standing at $31 billion in August 2018, had evolved into a surplus of $1 billion by August of this year — not because of some economic progress, but as a result of contraction. The Turkish economy is expected to shrink at least 1% this year. The current account surplus owes to a sharp decline in the demand for imported goods, combined with some uptick in exports and tourism, albeit at the expense of price cutting.

Also, savings holders in Turkey have already put about half their deposits into hard currency because of eroded confidence in the economy. As a result, banks appear free of any foreign-exchange liquidity problem. Furthermore, the economic contraction has curbed loan demand amid a standstill in investments and a decrease in production capacities. Because of the loan shrinkage, the rollover ratio of external borrowings has also fallen.

Additionally, the central bank has taken measures neutralizing the impact of the foreign swap market and thus precluding any foreign-exchange attacks. Foreign investors are no longer short-selling the lira. 

In sum, the economic contraction that followed last year’s currency shock has cushioned the impact of any new ones. An additional shield has resulted from government moves such as imposing control over the central bank and forcing it to make decisions bending the rules and using public banks as tools, albeit at the expense of inflicting them with losses. 

Trump’s decision to suspend talks aimed at boosting bilateral trade to $100 billion was rather irrelevant, too. Given that Turkey’s total foreign trade is worth $350 billion to $400 billion, the $100 billion target amounted to no more than wishful thinking in the first place.

Trump’s sanctions included also hiking tariffs on Turkish steel to 50%, but representatives of the sector appeared unimpressed. In remarks to Deutsche Welle on Oct. 15, Namik Ekinci, the head of Turkey’s Steel Federation, voiced doubts on whether the sanctions would be fully implemented. He recalled that Washington had raised tariffs on Turkish steel to 50% last year before retracting the measure. “They lowered the tariff back to 25% in May 2019 after bilateral talks. That they are now hiking the tariff again means nothing to us,” Ekinci said.

Trump’s sanctions may have not led to a currency shock and a big economic turmoil, but perceptions of risk vis-a-vis Turkey have heightened and the confidence crisis has deepened. Turkey’s risk premium, reflected in credit default swaps, has at times shot up above 400 basis points in recent days, sending warning signals to foreign creditors.

Turkey’s military operation in Syria has cost it also harsh reactions from the international community, from the European Union to the Arab League and China. The greatest damage is, no doubt, in ties with the United States, where Congress members have slammed the administration for going easy on Ankara. A bipartisan bill calling for tougher sanctions remains on the table after the Oct. 17 deal, under which Turkey agreed to a five-day pause in its offensive to let Kurdish militia withdraw from a border stretch controlled by Turkish forces.

How the deal will transpire remains to be seen, but the widespread outcry over the operation threatens to damage Turkey’s international standing in general. As a result, US and European companies and financial institutions might reconsider their dealings with Turkey at a time its economy needs foreign funds to recover and start growing again. German carmaker Volkswagen has already paused a major investment plan in the country. 

English, Genel kategorisine gönderildi | Why Trump’s sanctions failed to shock Turkey’s economy (al Monitor, Octobre 22, 2019) için yorumlar kapalı

Savaş iklimi ile ekonomide yeni türbülans (Al Monitor, 14 Ekim, 2019)

Türkiye’yi 17 yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) rejiminin ABD’nin onayının ardından Suriye’nin kuzeydoğusuna dönük askeri harekâtıyla çalmaya başlayan savaş tamtamları, ekonominin havasını da olumsuz yönde etkiledi. Zaten kırılgan bir halde olan ve bir yıla yakındır küçülme sürecinde olan Türkiye ekonomisi, savaş iklimi ile yeni bir türbülans yaşadı. Dolar ve Euro karşısında Türk Lirası’nın sert düşüş göstermesi, Türkiye’nin risk katsayısının (CDS) hızla yükselmesi, bir süredir filizlenen krizden çıkış umutlarını zayıflatmışa benziyor.

“Kürt ve IŞİD terör örgütlerine karşı güvenlikli bölge oluşturmak” savıyla ABD’den yeşil ışık alarak Suriye sınırını geçme kararının, ekonomide belirsizliklere yol açmaya başladığı, tüketim ve yatırım niyetlerini yeniden rafa kaldırdığı gözleniyor. Bu durumun büyüme eğilimlerini de zayıflatacağı, duyulan endişeler arasında. Özellikle Hazine’nin büyüyen açıklarının, savaş harcamaları ile daha da artacağı, kamu borçlanma ihtiyacının tırmanmasıyla, büyümeye ayrılabilecek kaynakların azalacağı endişesi de öne çıkıyor. Harekâtın, Türkiye’nin en büyük ticari partneri Avrupa Birliği’nden sert tepki görmesinin, ekonomiye de yansımaları olacak. Avrupa Birliği ile dış ticaretin, borçlanmanın, yatırım çekmenin de karşılıklı restleşmeden olumsuz etkileneceğinden endişe duyuluyor. 

Askeri harekât ile ilgili koordinasyon dışı tasarruflar olduğunu ileri süren ABD’nin, Türkiye’ye uygulayacağını ilettiği yaptırımların da ekonomiye ağır yükler getirmesi muhtemel. 

Senatör Lindsey Graham tarafından Twitter’da paylaşılan yaptırım paketi taslağında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yardımcısı Fuat Oktay ve çok sayıda bakan yer aldı. Pakette ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne herhangi bir satış veya destek yapan yabancı unsurlara da yaptırım konulması öngörüldü. Enerji ve petrol satışı konusunda Türkiye’ye ve Türkiye ile işbirliği yapan yabancı ülke ve kuruluşlara yaptırım uygulanması teklif edilen pakette, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alımı kapsamında da yaptırım istendi. Tasarıda Türk yetkililere ABD vizesi kısıtlamasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mal varlığının tespiti de yer alıyor.

Askeri harekâtın başlayacağı haberleriyle birlikte, yukarı doğru seyreden Amerikan Doları (USD), Türk Lirası (TL) karşısında değerlenmesini sürdürdü. Artan belirsizlik ile birlikte güvenli liman arayışı, birikim sahiplerini yeniden dövize yönlendirdi. Merkez Bankası’nın kamu bankaları üstünden yaptığı hamlelerle 5.60 TL dolayında tutulmaya çalışılan dolar fiyatı, kısa sürede 5.70 TL basamağına, oradan 5.80-5.90 TL aralığına yerleşmeye başladı. 

ABD yaptırımları haberini takiben, döviz fiyatında bir gevşeme yerine yukarı doğru yöneliş daha muhtemel görünüyor. Bunu tersine çevirecek rüzgâr, borsaya yabancı yatırımcıların gelişi olabilirdi ama savaş iklimine geçiş yapmadan önce bile borsaya uzun zamandır yabancıların gelmediği, tersine çıkış yaptıkları görülüyor. Merkez Bankası verilerine göre son iki yıldır üst üste borsadan yabancılar çıkıyor. Yabancı yatırımcılar 2018’in ilk dokuz ayında net 2.3 milyar dolarlık menkul kıymet satıp Türkiye’den çıkmıştı. Yabancılar bu yıl da yine aynı dönemde net 1.6 milyar dolarlık satış yapmış görünüyorlar.

Savaş rüzgârlarının esmesi ile birlikte Türkiye’nin risk primi (CDS) de hızla arttı. 1 Ekim’de 350’ye kadar inmiş olan risk primi, askeri harekâtla birlikte 10 Ekim’de 400’e yaklaştı. Türkiye’nin risk priminin emsal yükselen ülkelerden oldukça ayrıştığını, en yakınındaki Güney Afrika’nın risk priminin bir kat üstünde olduğunu geçerken hatırlatmak yerinde olur. Bu kadar yüksek risk primine sahip olmak demek, daha yüksek maliyetle ancak borçlanabilmek anlamı taşıyor.

Döviz fiyatlarının yükselmesi ve risk priminin artması, Merkez Bankası’nın bir süre önce başlattığı faizleri indirme hevesine de son vermiş bulunuyor. 24 Ekim’de toplanacak Merkez Bankası Para Kurulu, savaşın estirdiği soğuk hava yüzünden yeni bir faiz indirimine gitmek yerine faizleri artırmak zorunda kalabilir. Çünkü özellikle devlet kâğıtlarına yabancı yatırımcı çekilmek isteniyorsa, faizleri artırmak gerekecek. 

Artan döviz fiyatı, ithalatı yeniden pahalandırıp düşme sürecine girdiği söylenen enflasyonu tekrar yukarı doğru kıpırdatacak bir etken olacak. Bu türbülansın iç tüketimi kısacağı, yatırımları erteleteceği, dolayısıyla büyümeyi aşağıda tutacağı da açık. Bunun en önemli sonucu yüzde 14 oranına ulaşmış işsizliğin, sayıları 4,5 milyonu bulmuş iş arayan işsizlerin artacak olması. 

Bütün bu olumsuzlukların yanında en çok endişe edilen bir konu da Hazine açıkları ve kamu borçlarını çevirmede yaşanacak zor zamanlar. Yaşanmakta olan krizi daha sancısız götürme ve krizin derinleşmesini frenlemek üzere AKP rejiminin iki yıldır sürdürdüğü genişlemeci kamu politikaları sonuçta Hazine açıklarının tırmanışını getirdi. 

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 2019’un ilk dokuz aylık döneminde bütçe açığı yaklaşık 90 milyar lirayı buldu. Oysa Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yakın zamanda açıkladığı Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP), 2019’un 12 aylık bütçe açığı 80,6 milyar lira olarak hedeflenmişti. Yılın bitmesine daha üç ay varken açığın 90 milyar TL’yi bulması, kamu açığının vahametini ortaya koyuyor. 

Küçülen ekonomi kamu gelirlerini, özellikle tüketimden alınan vergileri azaltırken, gelir açığı bir defalık gelirlerle kapatılmaya çalışıldı. Bedelli askerlik, imar affı gibi yollarla elde edilen gelirlerin yanında en önemli tek defalık gelir Merkez Bankası temettülerinden ve bankanın yedek akçelerinden sağlanmaya çalışıldı. Ama yine de kamu açıklarının tırmanışı yavaşlatılamadı. 

Kamu açıklarını azaltmak için kamu mal ve hizmetlerine yapılan zamlara seçmen tepkisi ise büyüyor. Doğal gaz ve elektrik fiyatlarına yapılan ağır zamların ardından köprü ve otoyol geçişlerine, tren, posta fiyatlarına yapılan zamlar tepkiye yol açtı. Bu zamları, yenilerinin ve salınacak yeni vergilerin izlemesi için çalışmalar yapıldığı da bildiriliyor. Askeri operasyonun, seçmende gözlenen zamlara tepkiyi soğutucu, gündemden düşürücü etkisi olup olmadığını ise zaman gösterecek. 

Artan Hazine açığının endişe verici uzantısı, kamu borçlarının çevrilmesindeki güçlük. 2020 yılında geri ödenecek iç borç miktarı şu anda tahminen 300 milyar TL’ye ulaşmış durumda. 2020’de Suriye’nin kuzeyine operasyon harcamaların artmasının da etkisiyle yüzde 2 dolayında faiz dışı açık verilmesi durumunda, oradan da 90 milyar TL kadar bir ek finansman açığı ortaya çıkabilecek. Dış borç tamamen yine dış borçla yenilense de çevrilmesi gereken iç borç bu durumda 390-400 milyar TL’ye çıkıyor. Yani neredeyse aylık ortalama 33 milyar TL. Oysa tüm iç borç stoku ağustos sonunda 692 milyar TL idi. Yani tüm iç borcun yüzde 60’ına yakın bir tutarı 2020 yılı içinde çevrilmek zorunda. Bu da Hazine’nin, bankaları, piyasaya kredi açmak yerine kendisini finanse etmeye zorlaması anlamına gelecek. Üretim ve yatırım için kredi arayışındaki özel kesim, iç borcunu çevirme telaşındaki devletle kaynak çekişmesi yaşayacak ve bu çekişme ekonomik büyüme önünde ciddi bir engel oluşturacak. 

Ağırlaşması muhtemel ekonomik koşullara karşılık AKP rejimi, “Suriye fethi”nin seçmene pahalılık ve işsizliği unutturacağını umuyor. AKP rejimi, “fetih” konusunda seçmeninin önemli bir kısmını Kürtlerin oluşturduğu Halkların Demokratik Partisi (HDP) dışındaki muhalefet partilerinin desteğini almış olduğu için, yerel seçimlerde ekonomik nedenlerle uğradığı seçim hezimetini “fetih” ile telafi edebileceğini umuyor. AKP lideri Erdoğan’ın belki buna da güvenerek bir baskın erken seçim kararı alabileceği daha sıkça konuşulmaya başlandı.

Genel kategorisine gönderildi | Savaş iklimi ile ekonomide yeni türbülans (Al Monitor, 14 Ekim, 2019) için yorumlar kapalı

Turkish economy faces fresh turmoil over Syrian operation (Al Monitor, October 14, 2019)

Ankara’s launch of a long-expected military move into Kurdish-held areas in northeastern Syria has worsened the prospects of the already ailing Turkish economy, drawing threats of sanctions by the United States and the European Union (EU), atop the country’s currency woes and swelling debt. The Turkish lira has tumbled and Turkey’s risk premium has shot up since the operation kicked off Oct. 9, triggering fresh financial jitters that seem to weaken newfound hopes of an economic rebound after almost a year of contraction. 

The military campaign — launched after a perceived green light from Washington and with the stated aim of creating a safe zone against terrorist threats by Kurdish groups and the Islamic State — creates fresh uncertainties for the economy, threatening to stymie any fledgling prospects of renewed growth. Fears are rife that military expenditures will aggravate the Treasury’s deficits, fuel borrowing needs and eat into funds that could be otherwise used to stimulate the economy.

The EU, Turkey’s top trading partner, is expected to discuss sanctions against Ankara this week after the operation generated harsh reactions from member countries. Showdowns with the EU threaten to bear on Turkey’s foreign trade, borrowing means and investment appeal. 

The US administration, too, has raised the specter of “very powerful sanctions” that could cripple the Turkish economy, in addition to a bipartisan sanction move in Congress. According to the outline of a planned bill, shared by Republican Sen. Lindsey Graham on Twitter, the sanctions would target Turkey’s energy and defense sectors and top officials, including President Recep Tayyip Erdogan, as well as foreigners who “provide financial, material or technological support” or engage in any transactions with the Turkish military. The legislation would call also for visa restrictions for Turkish leaders and a report on Erdogan’s wealth.

The economic uncertainty fueled by the operation has pushed saving holders to seek safety in hard currency, with the Turkish lira falling to the region of 5.8-5.9 against the dollar from about 5.6 before the operation. The threat of US sanctions is likely to further weaken the currency. Foreign investment in Turkish stocks could normally help offset such trends, but foreign investors had already lost appetite in the Turkish market before the operation. According to central bank data, the stock exchange saw a net foreign sale of $1.6 billion in the first nine months of the year, barely better than the net foreign sale of $2.3 billion in the same period last year. 

In another setback, the drums of war have pushed up Turkey’s risk premium. The country’s credit default swaps — a key risk indicator — climbed close to 400 basis points Oct. 10 from about 350 basis points in the beginning of the month, having decoupled sharply from those of emerging economy peers. Such a high risk premium means that borrowing is becoming harder and costlier for Turkey.

The slump of the lira and the increase of the risk premium are likely to hamper the central bank’s recent shift toward lowering interest rates. The bank’s monetary policy board might be forced to hike back the rates at its Oct. 24 meeting as higher yields are the way to lure foreign money, especially into government bonds. 

The slump of the lira would make imports more expensive, which, in turn, would rekindle inflation. The turbulence threatens fresh blows on domestic consumption and investments, which would obviously impede economic growth. The most crucial consequence of such a setback would be an increase in the unemployment rate, which has already reached 14%, with some 4.5 million people looking for jobs. 

Another major cause for alarm is the hardening task of rolling over the public debt, which has notably swelled over the past two years as a result of the government’s expansionary policies aimed at cushioning the impact of the economic crisis. According to official figures, the budget deficit reached some 90 billion liras ($15.2 billion) in the first nine months of the year, overshooting the 80.6 billion lira target for the year, set by Treasury and Finance Minister Berat Albayrak not long ago. 

Efforts to manage the gaps have resulted in a series of hefty price hikes on public services and commodities, including electricity, gas, road and bridge tolls, trains and postal services. Despite the electorate’s growing resentment, the authorities are reportedly considering more price hikes and some new taxes. Time will show whether the military operation and the nationalist passions it stirs will cool or overshadow the public anger over the hikes. 

The amount of domestic debt that will mature in 2020 is estimated at about 300 billion liras ($51 billion) at present. There will be an additional financing gap stemming from the budget, which can be expected to reach some 90 billion liras under the impact of growing military expenditures because of the Syrian campaign. Hence, Ankara will have a domestic debt of up to 400 billion liras ($67.4 billion) to manage next year, even if all external debt is managed through external borrowing. To give a better idea of the gravity of the figure, it amounts to about 60% of the entire domestic debt stock of 692 billion liras ($116.6 billion) at the end of August. 

This means that banks will come under pressure to finance the Treasury instead of opening credit channels to the private sector, which needs loans to revive investments and boost production. A competition for funds between the government and the private sector would constitute a serious snag impeding economic growth.

Despite the prospect of further economic gloom, the ruling Justice and Development Party (AKP) hopes that military victories in Syria will make voters forget about price hikes and joblessness. The operation has received support from major opposition parties, except the Kurdish-dominated Peoples’ Democratic Party. Reeling from a big debacle in the local polls earlier this year, the AKP hopes to boost its political fortunes through a “conquest” in Syria. Speculation is already rife that Erdogan might even opt for snap elections, counting on the cross-border venture. 

English, Genel kategorisine gönderildi | Turkish economy faces fresh turmoil over Syrian operation (Al Monitor, October 14, 2019) için yorumlar kapalı

‘Kirli’ üretici Volkswagen’e Türk daveti (Al Monitor, Ekim 8, 2019)

Ürettiği dizel ve benzin motorlu araçlarla çevreyi, kabul edilen standart değerden çok fazla kirlettiği tespit edilen ve bu nedenle ağır para cezalarına çarptırılan, 450 bin kullanıcı ile davalık olan Volkswagen’in, Batı’da artık kolay kullanamayacağı teknolojiyle Türkiye’de yatırım düğmesine bastığı ve AKP rejimi ile son rötuşlar üstünde çalıştığı, son günlerin en çok konuşulan konulardan birisi oldu. 

Bir süredir Volkswagen ile yatırım konusunda sürdürülen görüşmelerin ilk adımı olarak Volkswagen’in Manisa merkezli bir şirket kurduğu duyuruldu. 

Hükümetin Volkswagen’e sağlayacağı teşvikler, yapılacak yatırımın niteliği, üretim, ihracat, istihdam taahhütlerinin netleşmesi biraz daha zaman alacak gibi. Ama çevre ihlalleri ile başı bu kadar belada bir uluslararası şirkete AKP rejiminin adeta kucak açması endişe verici bulunuyor. 

Otomotiv yatırımlarıyla ilgili hassasiyet ve yaratacağı sonuçlarla ilgili endişe boşuna değil. Çünkü sektör özellikle gelişmiş ülkelerde çevre kirliliği boyutunda önemli bir dönüşüme zorlanıyor ve bu dönüşümde demode olan teknolojinin Türkiye gibi yükselen çevre ülkelere aktarılarak yeniden değerlendirilmek istenmesi hassasiyeti artırıyor.

Kasım 2016’da yürürlüğe giren ve imzacı sayısı 197’ye ulaşan Paris İklim Değişikliği Anlaşması ile küresel ortalama ısı artışını 2100’de sanayi öncesi döneme göre iki ilâ bir buçuk derece arasında sınırlandırma hedefi ortaya konuldu. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nda belirlenen hedefe ulaşılabilmesi için 2040 yılında kullanılan araçlardan elektrikli olanların sayısı 600 milyona ulaşmalı. 

Bu dönüşüm stratejisi çerçevesinde, başta Avrupa Birliği (AB) üyeleri olmak üzere, birçok ülke ulusal hedefler belirlemiş durumda. Türkiye’nin de ana ihracat pazarı olan Avrupa’da İngiltere ve Fransa 2040, Hollanda 2025 yılı itibarıyla tüm benzinli ve dizel araçların satışının yasaklanmasını onayladı. Avusturya, Danimarka, İrlanda ve Portekiz gibi birçok ülke elektrikli araçlara yönelik çeşitli ara hedefler belirledi. Almanya ise BM İklim Eylemi Zirvesi’nde elektrikli araç yatırımlarını artıracağını, ülkede 2030’a kadar elektrikli şarj istasyonu sayısının 1 milyona çıkacağını açıkladı. Ayrıca, benzinli araçlara karbon vergisi gelmesi de gündemde.

AB çevreyi kirleten egzoz gazı emisyonunu kontrol altında tutmak için 2021’den itibaren satılan araçlarda karbondioksit miktarını kilometre başına ortalama 95 grama indirdi. 2025 yılına kadar emisyon, 2021 yılı seviyesinin yüzde 15, 2030’da ise 2021 yılı seviyelerinin yüzde 35 altına inecek.

Bu zorunluluk, Türkiye’deki satışlar için geçerli değil ama ihracatının yüzde 80’ini Avrupa’ya yapan Türkiye’deki otomotiv üreticileri, buna uymak zorunda. Bununla bitmiyor; emisyon standartlarını tutturamayan otomotiv üreticileri 2021 itibarıyla sattıkları her araç için karbon miktarı başına ceza ödeyecekler. Yapılan hesaplamalara göre bu da markaların en az 500 milyon ilâ 1 milyar Euro arasında değişen para cezası ödemesi anlamına geliyor. 

Dünya otomotivde dizel ve benzin motorlu araçtan elektrikli araca yönelirken sektörün küresel büyük oyuncularından dünyanın yedinci büyük şirketi Volkswagen’in skandal üretimleri ve tüketici istismarı ise bir başka sahnede izlendi. 

Alman otomotiv devi Volkswagen’in 2015’te karıştığı “Dieselgate” adlı dizel araçlardaki emisyon skandalı, firmanın başını şimdiden çok ağrıttı. ABD’deki Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) emisyon testlerini yanıltmaya yönelik olarak Volkswagen’in dizel yakıtla çalışan araçlarına bir yazılım yüklediği ortaya çıkmıştı. Bir dizi inkâr sürecinden sonra Volkswagen Eylül 2015’te dünya genelinde 11 milyon aracın bu tür yazılımla donatıldığını kabul etmişti. 

“Dieselgate” ile ilgili Almanya’da 450 bin kişi Volkswagen’den davacı oldu ve tarihi dava geçtiğimiz günlerde başladı. Avrupa’nın dört bir yanından gelen dizel araç sahipleri yaşadıkları mağduriyetin tazminini talep ediyor.

Volkswagen Mayıs 2019’da emisyon skandalı sebebiyle zararının 30 milyar Euro’yu bulduğunu açıkladı. Şirket Haziran 2016’da yaklaşık 15 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etmişti. Volkswagen ABD Adalet Bakanlığı ile anlaşma yoluna giderek sadece ABD’de 475 bin dizel araç için her araç sahibine 10 bin dolara kadar tazminat ödemeyi de kabul etmişti.

Volkswagen kâr hırsı ile başına bu işleri açarken otomotivdeki dönüşüm sürecine uyum için de çeşitli programlar izliyor. Özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde elektrikli araç üretimi ve onun yan sanayilerinde yatırımlarını sürdürürken artık istenmeyen, cezaya maruz bırakılan teknolojili üretimi de başka ülkelere kaydırmaya çabalıyor. Dizel ve benzinli araç üretimini kaydıracağı ülkelerden biri olarak Türkiye’yi gözüne kestiren Volkswagen, bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin yatırım çekmek için neredeyse her şeyi göze alan iştahını kaçırmak istemiyor gibi. 

Volkswagen bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fiilen devrede olduğu bir davete yavaş yavaş katılma sürecine girdi. Otomotiv devi, Türkiye’de üretim yapacak bir şirketin kuruluşunu Ege Bölgesi’ndeki sanayi kenti Manisa’da duyurdu. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre 943,5 milyon lira sermaye ile kurulan “Volkswagen Turkey Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” Manisa’da üretim yapacak. 1,4 milyar Euro tutarında yatırımla Keçili Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulacak 300 bin adet/yıl kapasiteli üretim tesislerinin 2022 yılında üretime başlaması ve 4 bin kişilik istihdam yaratması bekleniyor. 

Volkswagen’in bu adımı, Türkiye otomotiv sektörüne 22 yıl sonra ilk kez dış sermayeli doğrudan yatırım özelliği de taşıyor. Bu nedenle de özellikle son zamanlardaki hukuk devletinden uzaklaşması, ekonomik ve siyasi riskleri yükseltmesi nedeniyle doğrudan yatırımların uzak durduğu AKP rejimi için bu yatırım kararı büyük önem taşıyor.

Şirket, 82 milyon nüfuslu, cömert teşvikler sağlanan, ucuz işçi maliyetli bir iç pazarda demode teknolojisiyle üretim yapmayı yeterince tatminkâr bulabilirdi. Ama bununla kalmayıp, AKP hükümetinden bazı ek garantiler, teşvikler aldığı da konuşuluyor. Bunlar arasında üretilen araçların her yıl 40 bininin hükümetçe satın alınacağı garantisi de var. Şirket ile yapılacak sözleşme konusunda Erdoğan, Sanayi Bakanlığı’nı yetkili kılan bir kararnameyi, şirketin kuruluş haberinin çıktığı gün Resmi Gazete’de yayınlattı. Sözleşme ne tür cömert teşvikler içerecek, merakla bekleniyor. 

Bunlar olurken, Avrupa Parlamentosu’ndan bir grup parlamenter de Türkiye’nin Volkswagen’in yeni fabrikası için 40 bin araçlık garanti ve 400 milyon Euro’luk teşvik taahhüt ettiğini belirtip, AB Komisyonu’nu harekete geçmeye çağırdı. Dilekçede imzası bulunanlardan Alman Yeşiller Partisi’nden Reinhard Bütikofer, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimi altında hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve demokrasi alanlarında giderek daha da kötüleşen durum göz önüne alındığında, Volkswagen yönetiminin kararı ciddi endişeye yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.

Parlamenterler Volkswagen’i AB düzenlemelerini göz göre göre ihlal ederek ve devlet teşviklerinden yararlanmak isteyerek süreçte yer alan diğer AB ülkelerine (bilhassa da Bulgaristan’a) zarar verdiğini ifade ettiler.

Genel kategorisine gönderildi | ‘Kirli’ üretici Volkswagen’e Türk daveti (Al Monitor, Ekim 8, 2019) için yorumlar kapalı

Volkswagen’s investment plan for Turkey fuels controversy (Al Monitor, October 8, 2019)

German automotive giant Volkswagen — still reeling from an emissions fraud scandal that has earned it hefty penalties and a mammoth class action lawsuit — is gearing up for a major investment in Turkey, eager to continue profiting from technology that it can no longer easily use in the West. The investment plan, which is in the final stage of talks with the Turkish government, has already sparked controversy, including political objections over Ankara’s deteriorating democratic record.

As a first step, Volkswagen established a subsidiary in the western Turkish province of Manisa. The details of the prospective plant, including its production capacity, number of employees and export plans as well as the incentives that Ankara has offered will take a bit more time to clear up, but the fact that the Justice and Development Party (AKP) government is eager to welcome a company mired in gross environmental breaches has already fueled misgivings.

The concerns are well founded. In developed countries in particular, the automotive industry is under growing pressure to transform itself in line with environmental concerns, and moving outdated technologies to emerging countries such as Turkey is attracting scrutiny.

The Paris climate accord, which entered into force in November 2016 and has been signed by 197 parties thus far, set a goal of keeping world temperatures “well below” two degrees Celsius (3.6 degrees Fahrenheit) above pre-industrial times and limiting the amount of greenhouse gases emitted by human activity to naturally absorbable levels, beginning at some point between 2050 and 2100. According to the International Energy Agency, the number of electric cars will need to reach 600 million by 2040 in order to attain the Paris goal.

European countries, which represent Turkey’s main export market, have set national targets for such transformation strategies. France and Britain plan to ban the sale of all gasoline and diesel cars by 2040, and the Netherlands even earlier. Austria, Denmark, Ireland and Portugal have set other intermediate targets related to electric cars. Germany aspires to have one million electric cars on the roads by 2022, with officials floating the idea of introducing a carbon tax

To keep automotive emissions under control, the European Union has set the average emission target for new cars at 95 grams of carbon dioxide per kilometer from 2021, with even lower targets planned for 2025 and 2030.

Such requirements do not cover car sales in Turkey, but apply indirectly to carmakers in the country as 80% of their exports go to Europe. Manufacturers risk paying hundreds of millions of euros in fines for missing emissions standards. 

Amid the tightening environmental rules, Volkswagen — the world’s seventh largest company, according to Fortune — failed its customers in a scandal that unfolded in the United States. In 2015, the US Environmental Protection Agency found that Volkswagen had used devices to cheat diesel emissions tests. Despite initial denials, the company admitted to using software to reduce apparent emissions in 11 million diesel engines worldwide. Last week, a German court began hearing a landmark case against the company, involving about 450,000 customers who are seeking refunds on the full purchase price of their vehicles. 

Volkswagen said in May that the scandal has cost it 30 billion euros (nearly $33 billion) thus far. The company had agreed to a nearly $15 billion settlement with US authorities in addition to compensation of up to $10,000 each to the owners of about 475,000 polluting cars in the United States. 

While grappling with the fallout, Volkswagen has been pursuing various programs in line with the transformation process in the automotive industry, including investments in the production of electric cars and related side industries. Technologies facing penalties, meanwhile, appear destined for transfer to other countries. Turkey has emerged as one of the locations to shift the production of gas and diesel cars as Volkswagen appears eager to make use of the AKP government’s desperation to attract foreign investors.

Upon invitation from President Recep Tayyip Erdogan, the German carmaker has set up a unit with a capital of 943.5 million Turkish liras ($165 million) in Manisa near Turkey’s Aegean coast, according to the Oct. 2 issue of the country’s trade registry gazette. It is reportedly planning to invest 1.4 billion euros ($1.5 billion) in a plant expected to become operational in 2022, have a production capacity of 300,000 cars per year and create 4,000 jobs.

The plant would be the first foreign direct investment in Turkey’s automotive sector in 22 years. It’s especially important for the AKP government as mounting concerns over the rule of law in Turkey, coupled with other political and economic risks, have largely discouraged foreign direct investments in recent years. 

Making use of outdated technology in a country of 82 million that offers cheap labor and generous incentives could have been good enough for the company, but the AKP government has reportedly offered additional benefits, including a guarantee to buy 40,000 vehicles per year. On the day the establishment of Volkswagen’s Turkish unit became public, Erdogan issued a decree authorizing the Industry Ministry on a prospective contract with the company.

In the European Parliament, meanwhile, a group of deputies urged the European Commission to probe whether Volkswagen’s investment plan conformed with EU competition regulations, claiming that Ankara had offered the company incentives worth 400 million euros ($439.3 million) in addition to the purchase guarantee of 40,000 vehicles per year. One of the sponsors of the move, Reinhard Butikofer from the German Green Party, said Volkswagen’s decision to invest in Turkey was “causing dismay” given “the increasingly deteriorating situation of the rule of law, media freedom and democracy under President Erdogan.” The parliamentarians believe that by choosing Turkey, Volkswagen has harmed an EU member state, referring especially to Bulgaria, which was the other main contender for the plant. 

English, Genel kategorisine gönderildi | Volkswagen’s investment plan for Turkey fuels controversy (Al Monitor, October 8, 2019) için yorumlar kapalı