Savaş iklimi ile ekonomide yeni türbülans (Al Monitor, 14 Ekim, 2019)

Türkiye’yi 17 yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) rejiminin ABD’nin onayının ardından Suriye’nin kuzeydoğusuna dönük askeri harekâtıyla çalmaya başlayan savaş tamtamları, ekonominin havasını da olumsuz yönde etkiledi. Zaten kırılgan bir halde olan ve bir yıla yakındır küçülme sürecinde olan Türkiye ekonomisi, savaş iklimi ile yeni bir türbülans yaşadı. Dolar ve Euro karşısında Türk Lirası’nın sert düşüş göstermesi, Türkiye’nin risk katsayısının (CDS) hızla yükselmesi, bir süredir filizlenen krizden çıkış umutlarını zayıflatmışa benziyor.

“Kürt ve IŞİD terör örgütlerine karşı güvenlikli bölge oluşturmak” savıyla ABD’den yeşil ışık alarak Suriye sınırını geçme kararının, ekonomide belirsizliklere yol açmaya başladığı, tüketim ve yatırım niyetlerini yeniden rafa kaldırdığı gözleniyor. Bu durumun büyüme eğilimlerini de zayıflatacağı, duyulan endişeler arasında. Özellikle Hazine’nin büyüyen açıklarının, savaş harcamaları ile daha da artacağı, kamu borçlanma ihtiyacının tırmanmasıyla, büyümeye ayrılabilecek kaynakların azalacağı endişesi de öne çıkıyor. Harekâtın, Türkiye’nin en büyük ticari partneri Avrupa Birliği’nden sert tepki görmesinin, ekonomiye de yansımaları olacak. Avrupa Birliği ile dış ticaretin, borçlanmanın, yatırım çekmenin de karşılıklı restleşmeden olumsuz etkileneceğinden endişe duyuluyor. 

Askeri harekât ile ilgili koordinasyon dışı tasarruflar olduğunu ileri süren ABD’nin, Türkiye’ye uygulayacağını ilettiği yaptırımların da ekonomiye ağır yükler getirmesi muhtemel. 

Senatör Lindsey Graham tarafından Twitter’da paylaşılan yaptırım paketi taslağında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yardımcısı Fuat Oktay ve çok sayıda bakan yer aldı. Pakette ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne herhangi bir satış veya destek yapan yabancı unsurlara da yaptırım konulması öngörüldü. Enerji ve petrol satışı konusunda Türkiye’ye ve Türkiye ile işbirliği yapan yabancı ülke ve kuruluşlara yaptırım uygulanması teklif edilen pakette, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alımı kapsamında da yaptırım istendi. Tasarıda Türk yetkililere ABD vizesi kısıtlamasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mal varlığının tespiti de yer alıyor.

Askeri harekâtın başlayacağı haberleriyle birlikte, yukarı doğru seyreden Amerikan Doları (USD), Türk Lirası (TL) karşısında değerlenmesini sürdürdü. Artan belirsizlik ile birlikte güvenli liman arayışı, birikim sahiplerini yeniden dövize yönlendirdi. Merkez Bankası’nın kamu bankaları üstünden yaptığı hamlelerle 5.60 TL dolayında tutulmaya çalışılan dolar fiyatı, kısa sürede 5.70 TL basamağına, oradan 5.80-5.90 TL aralığına yerleşmeye başladı. 

ABD yaptırımları haberini takiben, döviz fiyatında bir gevşeme yerine yukarı doğru yöneliş daha muhtemel görünüyor. Bunu tersine çevirecek rüzgâr, borsaya yabancı yatırımcıların gelişi olabilirdi ama savaş iklimine geçiş yapmadan önce bile borsaya uzun zamandır yabancıların gelmediği, tersine çıkış yaptıkları görülüyor. Merkez Bankası verilerine göre son iki yıldır üst üste borsadan yabancılar çıkıyor. Yabancı yatırımcılar 2018’in ilk dokuz ayında net 2.3 milyar dolarlık menkul kıymet satıp Türkiye’den çıkmıştı. Yabancılar bu yıl da yine aynı dönemde net 1.6 milyar dolarlık satış yapmış görünüyorlar.

Savaş rüzgârlarının esmesi ile birlikte Türkiye’nin risk primi (CDS) de hızla arttı. 1 Ekim’de 350’ye kadar inmiş olan risk primi, askeri harekâtla birlikte 10 Ekim’de 400’e yaklaştı. Türkiye’nin risk priminin emsal yükselen ülkelerden oldukça ayrıştığını, en yakınındaki Güney Afrika’nın risk priminin bir kat üstünde olduğunu geçerken hatırlatmak yerinde olur. Bu kadar yüksek risk primine sahip olmak demek, daha yüksek maliyetle ancak borçlanabilmek anlamı taşıyor.

Döviz fiyatlarının yükselmesi ve risk priminin artması, Merkez Bankası’nın bir süre önce başlattığı faizleri indirme hevesine de son vermiş bulunuyor. 24 Ekim’de toplanacak Merkez Bankası Para Kurulu, savaşın estirdiği soğuk hava yüzünden yeni bir faiz indirimine gitmek yerine faizleri artırmak zorunda kalabilir. Çünkü özellikle devlet kâğıtlarına yabancı yatırımcı çekilmek isteniyorsa, faizleri artırmak gerekecek. 

Artan döviz fiyatı, ithalatı yeniden pahalandırıp düşme sürecine girdiği söylenen enflasyonu tekrar yukarı doğru kıpırdatacak bir etken olacak. Bu türbülansın iç tüketimi kısacağı, yatırımları erteleteceği, dolayısıyla büyümeyi aşağıda tutacağı da açık. Bunun en önemli sonucu yüzde 14 oranına ulaşmış işsizliğin, sayıları 4,5 milyonu bulmuş iş arayan işsizlerin artacak olması. 

Bütün bu olumsuzlukların yanında en çok endişe edilen bir konu da Hazine açıkları ve kamu borçlarını çevirmede yaşanacak zor zamanlar. Yaşanmakta olan krizi daha sancısız götürme ve krizin derinleşmesini frenlemek üzere AKP rejiminin iki yıldır sürdürdüğü genişlemeci kamu politikaları sonuçta Hazine açıklarının tırmanışını getirdi. 

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 2019’un ilk dokuz aylık döneminde bütçe açığı yaklaşık 90 milyar lirayı buldu. Oysa Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yakın zamanda açıkladığı Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP), 2019’un 12 aylık bütçe açığı 80,6 milyar lira olarak hedeflenmişti. Yılın bitmesine daha üç ay varken açığın 90 milyar TL’yi bulması, kamu açığının vahametini ortaya koyuyor. 

Küçülen ekonomi kamu gelirlerini, özellikle tüketimden alınan vergileri azaltırken, gelir açığı bir defalık gelirlerle kapatılmaya çalışıldı. Bedelli askerlik, imar affı gibi yollarla elde edilen gelirlerin yanında en önemli tek defalık gelir Merkez Bankası temettülerinden ve bankanın yedek akçelerinden sağlanmaya çalışıldı. Ama yine de kamu açıklarının tırmanışı yavaşlatılamadı. 

Kamu açıklarını azaltmak için kamu mal ve hizmetlerine yapılan zamlara seçmen tepkisi ise büyüyor. Doğal gaz ve elektrik fiyatlarına yapılan ağır zamların ardından köprü ve otoyol geçişlerine, tren, posta fiyatlarına yapılan zamlar tepkiye yol açtı. Bu zamları, yenilerinin ve salınacak yeni vergilerin izlemesi için çalışmalar yapıldığı da bildiriliyor. Askeri operasyonun, seçmende gözlenen zamlara tepkiyi soğutucu, gündemden düşürücü etkisi olup olmadığını ise zaman gösterecek. 

Artan Hazine açığının endişe verici uzantısı, kamu borçlarının çevrilmesindeki güçlük. 2020 yılında geri ödenecek iç borç miktarı şu anda tahminen 300 milyar TL’ye ulaşmış durumda. 2020’de Suriye’nin kuzeyine operasyon harcamaların artmasının da etkisiyle yüzde 2 dolayında faiz dışı açık verilmesi durumunda, oradan da 90 milyar TL kadar bir ek finansman açığı ortaya çıkabilecek. Dış borç tamamen yine dış borçla yenilense de çevrilmesi gereken iç borç bu durumda 390-400 milyar TL’ye çıkıyor. Yani neredeyse aylık ortalama 33 milyar TL. Oysa tüm iç borç stoku ağustos sonunda 692 milyar TL idi. Yani tüm iç borcun yüzde 60’ına yakın bir tutarı 2020 yılı içinde çevrilmek zorunda. Bu da Hazine’nin, bankaları, piyasaya kredi açmak yerine kendisini finanse etmeye zorlaması anlamına gelecek. Üretim ve yatırım için kredi arayışındaki özel kesim, iç borcunu çevirme telaşındaki devletle kaynak çekişmesi yaşayacak ve bu çekişme ekonomik büyüme önünde ciddi bir engel oluşturacak. 

Ağırlaşması muhtemel ekonomik koşullara karşılık AKP rejimi, “Suriye fethi”nin seçmene pahalılık ve işsizliği unutturacağını umuyor. AKP rejimi, “fetih” konusunda seçmeninin önemli bir kısmını Kürtlerin oluşturduğu Halkların Demokratik Partisi (HDP) dışındaki muhalefet partilerinin desteğini almış olduğu için, yerel seçimlerde ekonomik nedenlerle uğradığı seçim hezimetini “fetih” ile telafi edebileceğini umuyor. AKP lideri Erdoğan’ın belki buna da güvenerek bir baskın erken seçim kararı alabileceği daha sıkça konuşulmaya başlandı.

Genel kategorisine gönderildi | Savaş iklimi ile ekonomide yeni türbülans (Al Monitor, 14 Ekim, 2019) için yorumlar kapalı

Turkish economy faces fresh turmoil over Syrian operation (Al Monitor, October 14, 2019)

Ankara’s launch of a long-expected military move into Kurdish-held areas in northeastern Syria has worsened the prospects of the already ailing Turkish economy, drawing threats of sanctions by the United States and the European Union (EU), atop the country’s currency woes and swelling debt. The Turkish lira has tumbled and Turkey’s risk premium has shot up since the operation kicked off Oct. 9, triggering fresh financial jitters that seem to weaken newfound hopes of an economic rebound after almost a year of contraction. 

The military campaign — launched after a perceived green light from Washington and with the stated aim of creating a safe zone against terrorist threats by Kurdish groups and the Islamic State — creates fresh uncertainties for the economy, threatening to stymie any fledgling prospects of renewed growth. Fears are rife that military expenditures will aggravate the Treasury’s deficits, fuel borrowing needs and eat into funds that could be otherwise used to stimulate the economy.

The EU, Turkey’s top trading partner, is expected to discuss sanctions against Ankara this week after the operation generated harsh reactions from member countries. Showdowns with the EU threaten to bear on Turkey’s foreign trade, borrowing means and investment appeal. 

The US administration, too, has raised the specter of “very powerful sanctions” that could cripple the Turkish economy, in addition to a bipartisan sanction move in Congress. According to the outline of a planned bill, shared by Republican Sen. Lindsey Graham on Twitter, the sanctions would target Turkey’s energy and defense sectors and top officials, including President Recep Tayyip Erdogan, as well as foreigners who “provide financial, material or technological support” or engage in any transactions with the Turkish military. The legislation would call also for visa restrictions for Turkish leaders and a report on Erdogan’s wealth.

The economic uncertainty fueled by the operation has pushed saving holders to seek safety in hard currency, with the Turkish lira falling to the region of 5.8-5.9 against the dollar from about 5.6 before the operation. The threat of US sanctions is likely to further weaken the currency. Foreign investment in Turkish stocks could normally help offset such trends, but foreign investors had already lost appetite in the Turkish market before the operation. According to central bank data, the stock exchange saw a net foreign sale of $1.6 billion in the first nine months of the year, barely better than the net foreign sale of $2.3 billion in the same period last year. 

In another setback, the drums of war have pushed up Turkey’s risk premium. The country’s credit default swaps — a key risk indicator — climbed close to 400 basis points Oct. 10 from about 350 basis points in the beginning of the month, having decoupled sharply from those of emerging economy peers. Such a high risk premium means that borrowing is becoming harder and costlier for Turkey.

The slump of the lira and the increase of the risk premium are likely to hamper the central bank’s recent shift toward lowering interest rates. The bank’s monetary policy board might be forced to hike back the rates at its Oct. 24 meeting as higher yields are the way to lure foreign money, especially into government bonds. 

The slump of the lira would make imports more expensive, which, in turn, would rekindle inflation. The turbulence threatens fresh blows on domestic consumption and investments, which would obviously impede economic growth. The most crucial consequence of such a setback would be an increase in the unemployment rate, which has already reached 14%, with some 4.5 million people looking for jobs. 

Another major cause for alarm is the hardening task of rolling over the public debt, which has notably swelled over the past two years as a result of the government’s expansionary policies aimed at cushioning the impact of the economic crisis. According to official figures, the budget deficit reached some 90 billion liras ($15.2 billion) in the first nine months of the year, overshooting the 80.6 billion lira target for the year, set by Treasury and Finance Minister Berat Albayrak not long ago. 

Efforts to manage the gaps have resulted in a series of hefty price hikes on public services and commodities, including electricity, gas, road and bridge tolls, trains and postal services. Despite the electorate’s growing resentment, the authorities are reportedly considering more price hikes and some new taxes. Time will show whether the military operation and the nationalist passions it stirs will cool or overshadow the public anger over the hikes. 

The amount of domestic debt that will mature in 2020 is estimated at about 300 billion liras ($51 billion) at present. There will be an additional financing gap stemming from the budget, which can be expected to reach some 90 billion liras under the impact of growing military expenditures because of the Syrian campaign. Hence, Ankara will have a domestic debt of up to 400 billion liras ($67.4 billion) to manage next year, even if all external debt is managed through external borrowing. To give a better idea of the gravity of the figure, it amounts to about 60% of the entire domestic debt stock of 692 billion liras ($116.6 billion) at the end of August. 

This means that banks will come under pressure to finance the Treasury instead of opening credit channels to the private sector, which needs loans to revive investments and boost production. A competition for funds between the government and the private sector would constitute a serious snag impeding economic growth.

Despite the prospect of further economic gloom, the ruling Justice and Development Party (AKP) hopes that military victories in Syria will make voters forget about price hikes and joblessness. The operation has received support from major opposition parties, except the Kurdish-dominated Peoples’ Democratic Party. Reeling from a big debacle in the local polls earlier this year, the AKP hopes to boost its political fortunes through a “conquest” in Syria. Speculation is already rife that Erdogan might even opt for snap elections, counting on the cross-border venture. 

English, Genel kategorisine gönderildi | Turkish economy faces fresh turmoil over Syrian operation (Al Monitor, October 14, 2019) için yorumlar kapalı

‘Kirli’ üretici Volkswagen’e Türk daveti (Al Monitor, Ekim 8, 2019)

Ürettiği dizel ve benzin motorlu araçlarla çevreyi, kabul edilen standart değerden çok fazla kirlettiği tespit edilen ve bu nedenle ağır para cezalarına çarptırılan, 450 bin kullanıcı ile davalık olan Volkswagen’in, Batı’da artık kolay kullanamayacağı teknolojiyle Türkiye’de yatırım düğmesine bastığı ve AKP rejimi ile son rötuşlar üstünde çalıştığı, son günlerin en çok konuşulan konulardan birisi oldu. 

Bir süredir Volkswagen ile yatırım konusunda sürdürülen görüşmelerin ilk adımı olarak Volkswagen’in Manisa merkezli bir şirket kurduğu duyuruldu. 

Hükümetin Volkswagen’e sağlayacağı teşvikler, yapılacak yatırımın niteliği, üretim, ihracat, istihdam taahhütlerinin netleşmesi biraz daha zaman alacak gibi. Ama çevre ihlalleri ile başı bu kadar belada bir uluslararası şirkete AKP rejiminin adeta kucak açması endişe verici bulunuyor. 

Otomotiv yatırımlarıyla ilgili hassasiyet ve yaratacağı sonuçlarla ilgili endişe boşuna değil. Çünkü sektör özellikle gelişmiş ülkelerde çevre kirliliği boyutunda önemli bir dönüşüme zorlanıyor ve bu dönüşümde demode olan teknolojinin Türkiye gibi yükselen çevre ülkelere aktarılarak yeniden değerlendirilmek istenmesi hassasiyeti artırıyor.

Kasım 2016’da yürürlüğe giren ve imzacı sayısı 197’ye ulaşan Paris İklim Değişikliği Anlaşması ile küresel ortalama ısı artışını 2100’de sanayi öncesi döneme göre iki ilâ bir buçuk derece arasında sınırlandırma hedefi ortaya konuldu. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nda belirlenen hedefe ulaşılabilmesi için 2040 yılında kullanılan araçlardan elektrikli olanların sayısı 600 milyona ulaşmalı. 

Bu dönüşüm stratejisi çerçevesinde, başta Avrupa Birliği (AB) üyeleri olmak üzere, birçok ülke ulusal hedefler belirlemiş durumda. Türkiye’nin de ana ihracat pazarı olan Avrupa’da İngiltere ve Fransa 2040, Hollanda 2025 yılı itibarıyla tüm benzinli ve dizel araçların satışının yasaklanmasını onayladı. Avusturya, Danimarka, İrlanda ve Portekiz gibi birçok ülke elektrikli araçlara yönelik çeşitli ara hedefler belirledi. Almanya ise BM İklim Eylemi Zirvesi’nde elektrikli araç yatırımlarını artıracağını, ülkede 2030’a kadar elektrikli şarj istasyonu sayısının 1 milyona çıkacağını açıkladı. Ayrıca, benzinli araçlara karbon vergisi gelmesi de gündemde.

AB çevreyi kirleten egzoz gazı emisyonunu kontrol altında tutmak için 2021’den itibaren satılan araçlarda karbondioksit miktarını kilometre başına ortalama 95 grama indirdi. 2025 yılına kadar emisyon, 2021 yılı seviyesinin yüzde 15, 2030’da ise 2021 yılı seviyelerinin yüzde 35 altına inecek.

Bu zorunluluk, Türkiye’deki satışlar için geçerli değil ama ihracatının yüzde 80’ini Avrupa’ya yapan Türkiye’deki otomotiv üreticileri, buna uymak zorunda. Bununla bitmiyor; emisyon standartlarını tutturamayan otomotiv üreticileri 2021 itibarıyla sattıkları her araç için karbon miktarı başına ceza ödeyecekler. Yapılan hesaplamalara göre bu da markaların en az 500 milyon ilâ 1 milyar Euro arasında değişen para cezası ödemesi anlamına geliyor. 

Dünya otomotivde dizel ve benzin motorlu araçtan elektrikli araca yönelirken sektörün küresel büyük oyuncularından dünyanın yedinci büyük şirketi Volkswagen’in skandal üretimleri ve tüketici istismarı ise bir başka sahnede izlendi. 

Alman otomotiv devi Volkswagen’in 2015’te karıştığı “Dieselgate” adlı dizel araçlardaki emisyon skandalı, firmanın başını şimdiden çok ağrıttı. ABD’deki Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) emisyon testlerini yanıltmaya yönelik olarak Volkswagen’in dizel yakıtla çalışan araçlarına bir yazılım yüklediği ortaya çıkmıştı. Bir dizi inkâr sürecinden sonra Volkswagen Eylül 2015’te dünya genelinde 11 milyon aracın bu tür yazılımla donatıldığını kabul etmişti. 

“Dieselgate” ile ilgili Almanya’da 450 bin kişi Volkswagen’den davacı oldu ve tarihi dava geçtiğimiz günlerde başladı. Avrupa’nın dört bir yanından gelen dizel araç sahipleri yaşadıkları mağduriyetin tazminini talep ediyor.

Volkswagen Mayıs 2019’da emisyon skandalı sebebiyle zararının 30 milyar Euro’yu bulduğunu açıkladı. Şirket Haziran 2016’da yaklaşık 15 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etmişti. Volkswagen ABD Adalet Bakanlığı ile anlaşma yoluna giderek sadece ABD’de 475 bin dizel araç için her araç sahibine 10 bin dolara kadar tazminat ödemeyi de kabul etmişti.

Volkswagen kâr hırsı ile başına bu işleri açarken otomotivdeki dönüşüm sürecine uyum için de çeşitli programlar izliyor. Özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde elektrikli araç üretimi ve onun yan sanayilerinde yatırımlarını sürdürürken artık istenmeyen, cezaya maruz bırakılan teknolojili üretimi de başka ülkelere kaydırmaya çabalıyor. Dizel ve benzinli araç üretimini kaydıracağı ülkelerden biri olarak Türkiye’yi gözüne kestiren Volkswagen, bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin yatırım çekmek için neredeyse her şeyi göze alan iştahını kaçırmak istemiyor gibi. 

Volkswagen bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fiilen devrede olduğu bir davete yavaş yavaş katılma sürecine girdi. Otomotiv devi, Türkiye’de üretim yapacak bir şirketin kuruluşunu Ege Bölgesi’ndeki sanayi kenti Manisa’da duyurdu. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre 943,5 milyon lira sermaye ile kurulan “Volkswagen Turkey Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” Manisa’da üretim yapacak. 1,4 milyar Euro tutarında yatırımla Keçili Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulacak 300 bin adet/yıl kapasiteli üretim tesislerinin 2022 yılında üretime başlaması ve 4 bin kişilik istihdam yaratması bekleniyor. 

Volkswagen’in bu adımı, Türkiye otomotiv sektörüne 22 yıl sonra ilk kez dış sermayeli doğrudan yatırım özelliği de taşıyor. Bu nedenle de özellikle son zamanlardaki hukuk devletinden uzaklaşması, ekonomik ve siyasi riskleri yükseltmesi nedeniyle doğrudan yatırımların uzak durduğu AKP rejimi için bu yatırım kararı büyük önem taşıyor.

Şirket, 82 milyon nüfuslu, cömert teşvikler sağlanan, ucuz işçi maliyetli bir iç pazarda demode teknolojisiyle üretim yapmayı yeterince tatminkâr bulabilirdi. Ama bununla kalmayıp, AKP hükümetinden bazı ek garantiler, teşvikler aldığı da konuşuluyor. Bunlar arasında üretilen araçların her yıl 40 bininin hükümetçe satın alınacağı garantisi de var. Şirket ile yapılacak sözleşme konusunda Erdoğan, Sanayi Bakanlığı’nı yetkili kılan bir kararnameyi, şirketin kuruluş haberinin çıktığı gün Resmi Gazete’de yayınlattı. Sözleşme ne tür cömert teşvikler içerecek, merakla bekleniyor. 

Bunlar olurken, Avrupa Parlamentosu’ndan bir grup parlamenter de Türkiye’nin Volkswagen’in yeni fabrikası için 40 bin araçlık garanti ve 400 milyon Euro’luk teşvik taahhüt ettiğini belirtip, AB Komisyonu’nu harekete geçmeye çağırdı. Dilekçede imzası bulunanlardan Alman Yeşiller Partisi’nden Reinhard Bütikofer, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimi altında hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve demokrasi alanlarında giderek daha da kötüleşen durum göz önüne alındığında, Volkswagen yönetiminin kararı ciddi endişeye yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.

Parlamenterler Volkswagen’i AB düzenlemelerini göz göre göre ihlal ederek ve devlet teşviklerinden yararlanmak isteyerek süreçte yer alan diğer AB ülkelerine (bilhassa da Bulgaristan’a) zarar verdiğini ifade ettiler.

Genel kategorisine gönderildi | ‘Kirli’ üretici Volkswagen’e Türk daveti (Al Monitor, Ekim 8, 2019) için yorumlar kapalı

Volkswagen’s investment plan for Turkey fuels controversy (Al Monitor, October 8, 2019)

German automotive giant Volkswagen — still reeling from an emissions fraud scandal that has earned it hefty penalties and a mammoth class action lawsuit — is gearing up for a major investment in Turkey, eager to continue profiting from technology that it can no longer easily use in the West. The investment plan, which is in the final stage of talks with the Turkish government, has already sparked controversy, including political objections over Ankara’s deteriorating democratic record.

As a first step, Volkswagen established a subsidiary in the western Turkish province of Manisa. The details of the prospective plant, including its production capacity, number of employees and export plans as well as the incentives that Ankara has offered will take a bit more time to clear up, but the fact that the Justice and Development Party (AKP) government is eager to welcome a company mired in gross environmental breaches has already fueled misgivings.

The concerns are well founded. In developed countries in particular, the automotive industry is under growing pressure to transform itself in line with environmental concerns, and moving outdated technologies to emerging countries such as Turkey is attracting scrutiny.

The Paris climate accord, which entered into force in November 2016 and has been signed by 197 parties thus far, set a goal of keeping world temperatures “well below” two degrees Celsius (3.6 degrees Fahrenheit) above pre-industrial times and limiting the amount of greenhouse gases emitted by human activity to naturally absorbable levels, beginning at some point between 2050 and 2100. According to the International Energy Agency, the number of electric cars will need to reach 600 million by 2040 in order to attain the Paris goal.

European countries, which represent Turkey’s main export market, have set national targets for such transformation strategies. France and Britain plan to ban the sale of all gasoline and diesel cars by 2040, and the Netherlands even earlier. Austria, Denmark, Ireland and Portugal have set other intermediate targets related to electric cars. Germany aspires to have one million electric cars on the roads by 2022, with officials floating the idea of introducing a carbon tax

To keep automotive emissions under control, the European Union has set the average emission target for new cars at 95 grams of carbon dioxide per kilometer from 2021, with even lower targets planned for 2025 and 2030.

Such requirements do not cover car sales in Turkey, but apply indirectly to carmakers in the country as 80% of their exports go to Europe. Manufacturers risk paying hundreds of millions of euros in fines for missing emissions standards. 

Amid the tightening environmental rules, Volkswagen — the world’s seventh largest company, according to Fortune — failed its customers in a scandal that unfolded in the United States. In 2015, the US Environmental Protection Agency found that Volkswagen had used devices to cheat diesel emissions tests. Despite initial denials, the company admitted to using software to reduce apparent emissions in 11 million diesel engines worldwide. Last week, a German court began hearing a landmark case against the company, involving about 450,000 customers who are seeking refunds on the full purchase price of their vehicles. 

Volkswagen said in May that the scandal has cost it 30 billion euros (nearly $33 billion) thus far. The company had agreed to a nearly $15 billion settlement with US authorities in addition to compensation of up to $10,000 each to the owners of about 475,000 polluting cars in the United States. 

While grappling with the fallout, Volkswagen has been pursuing various programs in line with the transformation process in the automotive industry, including investments in the production of electric cars and related side industries. Technologies facing penalties, meanwhile, appear destined for transfer to other countries. Turkey has emerged as one of the locations to shift the production of gas and diesel cars as Volkswagen appears eager to make use of the AKP government’s desperation to attract foreign investors.

Upon invitation from President Recep Tayyip Erdogan, the German carmaker has set up a unit with a capital of 943.5 million Turkish liras ($165 million) in Manisa near Turkey’s Aegean coast, according to the Oct. 2 issue of the country’s trade registry gazette. It is reportedly planning to invest 1.4 billion euros ($1.5 billion) in a plant expected to become operational in 2022, have a production capacity of 300,000 cars per year and create 4,000 jobs.

The plant would be the first foreign direct investment in Turkey’s automotive sector in 22 years. It’s especially important for the AKP government as mounting concerns over the rule of law in Turkey, coupled with other political and economic risks, have largely discouraged foreign direct investments in recent years. 

Making use of outdated technology in a country of 82 million that offers cheap labor and generous incentives could have been good enough for the company, but the AKP government has reportedly offered additional benefits, including a guarantee to buy 40,000 vehicles per year. On the day the establishment of Volkswagen’s Turkish unit became public, Erdogan issued a decree authorizing the Industry Ministry on a prospective contract with the company.

In the European Parliament, meanwhile, a group of deputies urged the European Commission to probe whether Volkswagen’s investment plan conformed with EU competition regulations, claiming that Ankara had offered the company incentives worth 400 million euros ($439.3 million) in addition to the purchase guarantee of 40,000 vehicles per year. One of the sponsors of the move, Reinhard Butikofer from the German Green Party, said Volkswagen’s decision to invest in Turkey was “causing dismay” given “the increasingly deteriorating situation of the rule of law, media freedom and democracy under President Erdogan.” The parliamentarians believe that by choosing Turkey, Volkswagen has harmed an EU member state, referring especially to Bulgaria, which was the other main contender for the plant. 

English, Genel kategorisine gönderildi | Volkswagen’s investment plan for Turkey fuels controversy (Al Monitor, October 8, 2019) için yorumlar kapalı

Varlık fonu borçlanarak şirket kurtarıyor (Al Monitor, Ekim 1, 2019

Bundan üç yıl önce, 2016 yılında, büyük beklentilerle birçok kamu kuruluşunu bünyesinde toplayarak kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) tek icraatı, iki yıl önce Al-Monitor’da yazdığım üzere borçlanmak ve o parayla inşaat şirketlerini kurtarma çabası oldu. 

Başkanlığını bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üstlendiği fon, yakın zamanlarda Avrupa piyasalarından Hazine garantisi ile 1 milyar Euro’yu iki yıl vadeli olarak borçlandı. Fon bu parayla, uzun süredir yarıda kalan İstanbul Finans Merkezi (İFM) inşaatlarından yaklaşık 1.7 milyar TL’lik (yaklaşık 300 milyon dolar) “iş” aldığını açıkladı. Adı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dönemi ile anılan büyük müteahhit Ali Ağaoğlu’nu zor duruma sokan İFM projesinin inşaatına kurtarma sonrası fon tarafından alınan borç para ile devam edilebilecek.

Okurlar hatırlayacaktır; Türkiye Varlık Fonu kurulunca 9 Şubat 2017’de bu sütunlarda “Varlık Fonu Şirket Kurtarma Fonu” başlıklı bir makale kaleme almıştım. Fon, iki yıl gecikmeyle de olsa bu öngörüyü doğruladı. İlk önemli icraatı olarak piyasalardan borçlandığı 1 milyar Euro ile şirket kurtarma operasyonlarının ilkini gerçekleştirdi.

Fonun kuruluşu 2016 Ağustos ayında gösterişli ifadelerle gerçekleştirilmişti. Dönemin başbakanlığına bağlı Türkiye Varlık Fonu, “önemli kamu varlıklarında değer artışı sağlayarak ekonomik büyümeye katkıda bulunmak, katılım finansmanına uygun varlıkların gelişmesine destek olmak, sermaye piyasalarının araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, Türkiye’ye daha fazla yatırımcı ilgisini çekmek ve yeni yatırımlar için sermaye sağlamak, stratejik önem arz eden sektörlerin gelişmesine ve büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” amacıyla kurulmuştu.

Fona, Hazine bünyesinde bulunan bazı kamu sermayeli şirketler ile özelleştirme programında bulunan bazı şirketlere ait hisseler devredilmişti. Varlık fonu bünyesinde Ziraat Bankası, Halk Bankası ile Türk Telekom, Türk Hava Yolları (THY), PTT, Milli Piyango ve at yarışları, Borsa İstanbul, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri, Türksat, ÇAYKUR ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü gibi dev kuruluşlar yer alıyor.

Fondan başlangıçta pek umutlu olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 4 Kasım 2016’da şöyle konuşmuştu: “Şu anda varlık fonu bana göre Türkiye’nin çok geç kalmış bir projesidir. Şimdi varlık fonu ile beraber ortada oluşacak assetler inanıyorum ki bizim gücümüzü ulusal ve uluslararası bazda artıracak.”

Ne var ki dağ fare doğurmuş, aynı Erdoğan 2017 Eylül ayı başlarında şöyle konuşur olmuştu: “Varlık fonunda hedeflenen, arzulanan bir süreç olmadı.”

Peki ne yapılacaktı? Şöyle konuştu Cumhurbaşkanı: “Gelişmeleri gördük, böyle yürümeyeceğine karar verdik. Sayın Başbakan da bu konuda adımını attı, hayırlı olsun diyeceğiz. Varlık fonunu bizim yeniden bir reorganize etmemiz şart.”

“Reorganizasyon”dan kasıt, meğer Erdoğan’ın ve damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın fonun başına geçmeleriymiş. Öyle de oldu, 2018’de yönetim değiştirildi. Yönetim kuruluna ayrıca Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın ile iş dünyasının çatı örgütü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da alınarak vitrin parlatıldı. 

Peki sonra? Sonrasında en önemli icraat fonun dışarıdan borçlanması oldu. Fon genel müdürlüğüne getirilen Zafer Sönmez, yaklaşık 30 milyar dolarlık net değeri olan TVF’nin 2019 ortalarında 1 milyar Euro borçlandığını açıkladı. Fon Hazine’nin garantörlüğünde borçlanmıştı. Borçlanma sağlayan kreditörler Citibank N.A. London Branch ile Çin bankası ICBC liderliğindeki bir bankalar konsorsiyumuydu. 1 milyar Euro’luk kredi iki yıl vadeli verilmişti. 

Kısa sürede bu kaynakla ne yapılmak istendiği de anlaşıldı. Fon, batık durumdaki İstanbul Finans Merkezi projesinin üstlenici inşaat firmalarından “yükümlülük” satın almaya karar vermişti. Hem de 1,7 milyar TL’ye yakın bir meblağ tutarında. 

TVF Genel Müdürü Sönmez şöyle dedi: “TVF olarak 1,3 milyon metrekarelik kullanılabilir alanı olan projenin yaklaşık 465 bin metrekarelik kısmını proje, hafriyat, arsa bedelleri ve bugüne kadar tamamlanan inşaat maliyetleri dahil olmak üzere 1,67 milyar TL karşılığında devralacağız. Ofis ve çarşı alanlarını içeren bu kısımlardaki üç yüklenici firma ile anlaşmaları imzalıyoruz. İnşaatların bir an önce başlaması için Emlak Konut GYO ile birlikte ihale düzenleyeceğiz. En geç kasım ayında vinçlerin çalışmaya başlayacağının müjdesini şimdiden verebiliriz.”

Yükümlülükleri satın alınarak kurtarılan üç firma, adı AKP dönemi ile neredeyse özdeşleşen, hızla palazlandırılan Ağaoğlu İnşaat ile İntaş ve YDA. 

Yapımı yılan hikayesine dönen İstanbul Uluslararası Finans Merkezi’nin öyküsüne gelince, AKP hükümeti, İstanbul’u bir finans merkezi yapmak hevesi ve hayaliyle 2008’de İstanbul’da devasa bir finans mekanı planladı. Genel merkezleri Ankara’da bulunan kamu bankaları ve finans kuruluşlarının İstanbul’a taşınacağını da öngören proje, İstanbul’un Asya yakasında, Ümraniye’deki 300 bin metrekarelik dev araziyi adres olarak seçti. 

Strateji ve eylem planı Ekim 2009’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İFM’nin, mimari tasarımı ve proje hazırlama süreci, bir kamu kuruluşu olan Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) iştiraki Emlak Konut GYO tarafından başlatıldı. İFM için ilk yapım ihalesi Kasım 2012’de düzenlenirken ilk kazma 2014 yılında vurulabildi. 

Projenin açılış tarihi önce 2018 idi. Ancak, krizle birlikte inşaat aksadı, yeni açılış tarihi 2020’ye ertelendi. Yapımı üstlenen inşaat firmalarından Ağaoğlu kaba inşaatını tamamladı. Tahincioğlu ve İş GYO da kaba inşaatı bitirirken, üç şirket “ince işlere” geçmek için hâlâ diğer projelerin inşaat seviyesinin ilerlemesini bekliyor. Halihazırda Vakıfbank’ın iki bloklu projesi yükselirken, Ziraat Bankası’nın binasının temeli geçen yılın son çeyreğinde atılabildi. Halk Bankası, BDDK ve Sermaye Piyasası Kurulu’na ait yapıların inşaatı da sürüyor. İFM’de yer alacak en yüksek yapıya sahip olan Merkez Bankası binasının ise henüz temeli atılamadı. 

TVF, Ağaoğlu, YDA ve İntaş ile görüşerek şu ana kadar yapılan işlerin her birinin maliyetini ödedi ve ellerindeki tüm payın bedelini ödeyerek pili biten üç firmayı devreden çıkarmış, başka bir deyişle yükümlülüklerini üstlenerek “kurtarmış” oldu. 

Ağaoğlu, masraflarını TVF’den aldı, altı blokluk alanı da devrederek projeden “kurtuldu.” BDDK binasının yapımını üstlenen YDA ve SPK binasını yapacak olan İntaş da benzer şekilde masraflarını TVF’den aldılar. 

TVF’nin Ağaoğlu ve diğer iki şirketi kurtarma operasyonu ile başlayan misyonunun burada kalmayacağı ve yeni borçlanmalarla yeni kurtarma operasyonlarının devam edeceği hem bürokrasi hem emlak piyasalarında sıkça konuşuluyor.

Genel kategorisine gönderildi | Varlık fonu borçlanarak şirket kurtarıyor (Al Monitor, Ekim 1, 2019 için yorumlar kapalı

Turkey’s wealth fund borrows to rescue companies (Al Monitor, October 1, 2019)


ARTICLE SUMMARYHaving borrowed 1 billion euros from foreign lenders, Turkey’s controversial sovereign wealth fund has turned to rescuing troubled construction companies. REUTERS/Murad Sezer/File PhotoSarphan Finans Park (L), a project as part of the Istanbul Finance Center in the city’s new business and residential district of Atasehir, is pictured from a helicopter in Istanbul, Turkey, March 29, 2016.

Turkey’s sovereign wealth fund has remained largely inactive in the three years since its creation, though it was launched with high expectations and handed over major public assets. Borrowing has been the fund’s only noteworthy activity thus far in what has amounted to an effort to rescue big construction companies amid the country’s economic crisis.

Last week, the fund announced it was taking over a stake worth nearly 1.7 billion Turkish liras (some $300 million) in the partially built Istanbul Finance Center, a sprawling project where construction has stalled amid financial snags. The move, which came shortly after the fund secured a treasury-guaranteed loan of 1 billion euros from foreign lenders, appears to justify predictions outlined in an Al-Monitor article more than two years ago. 

The fund, called officially the Turkey Wealth Fund, was established with much fanfare in August 2016 as a body attached to the now-defunct prime minister’s office. Its main objectives were described as “contributing to economic growth by ensuring value increase of key public assets, supporting the development of assets suitable for participation financing, actively deepening capital markets by supporting introduction of a variety of products, attracting further investments to Turkey and providing capital for new investments and … further developing strategically important industries and participating in large-scale investments.”

President Recep Tayyip Erdogan said the creation of the fund was a “belated” move, but had high hopes over its future. “The assets to be generated there will increase our strength, both nationally and internationally,” he said in November 2016. 

Soon, the shares of major public capital companies, including some slated for privatization, were transferred to the fund. Among them are giant entities such as Ziraat Bank, Halk Bank, Turk Telekom, the Turkish Airlines, the PTT postal service, the National Lottery, the Istanbul stock exchange, pipeline operator BOTAS, oil company TPAO, satellite communications company Turksat, tea company CAYKUR and the mining enterprise Eti Maden.

By September 2017, however, Erdogan grew disappointed, grumbling that the fund had failed to progress as desired. “We have decided that things cannot go on like this,” he said. “Reorganizing the wealth fund is a must.” As it turned out, what Erdogan meant by reorganization was to appoint himself chairman of the fund and name Treasury and Finance Minister Berat Albayrak, who is also his son-in-law, as his deputy. In an apparent bid to varnish the overhaul, the heads of the country’s Banks Association and Union of Chambers and Commodity Exchanges were also appointed to the executive board. 

The fund’s most notable activity since then has been borrowing. In the middle of this year, the fund, which has a net value of about $30 billion, acquired a loan of 1 billion euros (some $1.1 billion), according to its director-general, Zafer Sonmez. The loan, which has a two-year maturity and is guaranteed by the treasury, was provided by a consortium of banks, led by Citibank NA/London and China’s ICBC.

It did not take long before it emerged what the money was intended for. The fund has decided to buy liabilities from the financially troubled contractors of the Istanbul Finance Center.

In a television interview Sept. 25, Sonmez said, “We’ll be taking over a section of about 465,000 square meters in the project, which has a usable area of 1.3 million square meters, in return for 1.67 million Turkish liras, including project design, earthworks, land prices and the cost of the construction completed thus far. We are now signing deals with the three contractor companies [which were building] those sections that contain offices and shopping areas.” The fund will shortly invite bids to complete the construction, Sonmez said, adding that “the cranes will start working in November at the latest.”

The builders that are being rescued through the fund’s takeover of their liabilities are Agaoglu Insaat — one of Turkey’s largest construction firms that saw its heyday under the Justice and Development Party (AKP) — and Intas and YDA. 

The construction of the Istanbul Finance Center is a long-winded story. It was planned as a giant complex in 2008 as part of the AKP government’s ambitions to make Istanbul an international financial hub. Public banks and financial institutions, which have their headquarters in the capital Ankara, are expected to be relocated to the center, which is being erected on a land of 300,000 square meters in the district of Umraniye on Istanbul’s Asian side. 

The strategy and action plan of the project was published in the Official Gazette in October 2009. Work on architectural design and other project preparations was launched by Emlak Konut, a subsidiary of state housing developer TOKI. The first tender was held in November 2012, but construction started only in 2014.

The inauguration of the center, set for 2016 originally, was first rescheduled to 2018 and then, under the impact of the economic crisis, was delayed further to 2020. Among the contractor companies, Agaoglu, Tahincioglu and Is GYO have completed the rough work in their sections, while other builders remain in the earlier stages of construction. The two-block building of the public VakifBank has been erected, while the foundation of Ziraat Bank’s building was laid only in the last quarter of 2018. The offices of Halk Bank, the Banking Regulation and Supervision Agency and the Capital Markets Board also remain under construction, while work on the central bank’s building, which will be the tallest structure in the complex, has yet to kick off. 

Under its deals with Agaoglu, YDA and Intas, the wealth fund pays for the cost of all work the companies have done thus far as well as their stakes, relieving the financially exhausted contractors from the project or, in other words, rescuing them by taking over their liabilities. The talk in bureaucracy and real estate quarters is that the fund’s borrowing and rescue operations will continue.

English, Genel kategorisine gönderildi | Turkey’s wealth fund borrows to rescue companies (Al Monitor, October 1, 2019) için yorumlar kapalı

Ucuza ihracat, ucuza turizm(Al Monitor, Eylül 25, 2019)

Türkiye ekonomisi son üç çeyrek ya da mevsim boyunca küçüldü. Buna temmuz-eylül dönemini içeren çeyreğin de eklenmesi muhtemel. Böylece son 12 ayda, bir önceki zaman dilimine göre küçülen bir ekonomiden söz ediyor olacağız. 

Bu küçülme, ağırlıkla yatırımların yere çakılmasından ileri geldi, bunu hane halkı harcamalarının yani özel iç talebin gerilemesi etkeni izledi. Ama ekonominin daha derin bir kriz yaşamasını da iki değişken önledi. Bunlardan biri devletin harcamalarını artırması, diğeri ise içeride daralan talep karşısında dışarıya mal satmak, daha çok turizm cirosu yapmak oldu. 

Ne var ki bu küçülmeyi telafi edici ihracat ve turizm faaliyeti mercek altına alındığında, bunun fiyat kırarak, ucuza mal ve hizmet satarak gerçekleştirilmiş bir performans olduğunu, dolayısıyla, literatürdeki adıyla “yoksullaştırıcı” ihracat ve turizm olduğunu görmek gerekiyor. 

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yönetimi, açıkça kriz olan bu konjonktüre bir türlü “kriz” deme samimiyetini gösteremedi. Ama sonuç olarak Türkiye ekonomisi milli gelirin son 12 ayda yüzde 1,1 küçüldüğü bir ekonomidir ve dolar üstünden büyüklüğü 722 milyar dolara inmiştir. Oysa 2013 yılında 950 milyar dolarlık bir ekonomi olarak ölçülmüştü. 

Bu milli gelir pastası nüfusa bölündüğünde de sert bir düşüş gözleniyor. 2014’te 12 bin dolar olan kişi başına gelir, 2019’da 8 bin 800 dolara kadar düşmüş hâlde. 

Yine de son 12 ayın ekonomik daralması ya da 2018-2019 krizindeki çukur, önceki iki büyük kriz 2001 ve 2009 krizlerinde olduğundan daha az derin. Bunun böyle olması, bir yandan hükümetin kamu harcamalarını yerel seçim takvimini de dikkate alarak yüksek tutmasıyla mümkün olurken, ihracat ve turizm için ek dış talep yaratılması krizin daha da derinleşmesini önledi. 

İhracat 2019’un ilk çeyreğinde 42,2 milyar dolar ile 2018 ilk çeyreğinin ihracatını yüzde 2,6 oranında aştı, ikinci çeyreğin 41,5 milyar dolarlık ihracatı da yine 2018 ikinci çeyreğini yüzde 1,1 geçti. 

İhracatçıların çatı örgütü olan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle iddialarını şöyle dile getiriyordu: “2018 yılını, Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ihracat rakamı olan 168,1 milyar dolar ile geride bıraktık. 2019 hedefimiz, 182 milyar dolarlık ihracat rakamını yakalamaktır. TİM olarak, 2019 yılında ihracatta yeni proje ve stratejiler üzerine de yoğunlaşacağız. İhracatta Sıfır Atık Seferberliği (Kadın Konseyi Projesi), 5G Yeni Vizyon, İhracatta İlk Adım, transit ticaret ve mikro ihracatın kayıt altına alınması, rekabetçi hizmet ihracatı, ihracat yapan firma sayısındaki artışının sürdürülmesi ile teknoloji, inovasyon, Ar-Ge, markalaşma stratejimizi güçlendirilecek, ‘İhracatta sürdürülebilirlik ve yenilikçilik’ temel rotamız olacaktır.”

TİM Başkanı’nın ifade ettiği 2019’da 182 milyar dolarlık ihracat hedefinin ne kadar ulaşılabilir olduğu tartışılabilir, özellikle dünya ekonomisinde son zamanlarda iyice belirginlik kazanan resesyon rüzgarları hatırlandığında. ABD ve Çin arasında 2017 yılında başlayan ve 2018’de şiddetlenen ticaret savaşı, 2019 yılında da dünya ticareti için en büyük risk olmayı sürdürüyor. Bunun yanı sıra Çin ekonomisinin yavaşlaması, Birleşik Krallık ile AB arasında anlaşmasız bir Brexit, diğer kritik konular. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, Suriye, Yemen, Kuzey Kore, Ukrayna gibi sorunlu ülkelerin sebep olacağı jeopolitik riskler de yine küresel ticareti olumsuz yönde etkileyecek başlıklar arasında yer almakta. 

2019 yılında tüm bu risklerin küresel büyüme ve küresel ticarette belirgin bir yavaşlamaya neden olması ihtimal dahilinde. Ama yine de yılın ilk yarısında 83,5 milyar doları bulan ihracat, iç piyasada daralmış ekonominin daha da küçülmesini önleyici bir kaldıraç oldu. Ne var ki ihracatın niceliği kadar niteliği de sorgulanmak durumunda. Bu ihracat performansı hangi fiyatlardan mümkün oldu? 

Özellikle döviz kurunun 2018’in ikinci yarısında gösterdiği hızlı yükseliş, ithalatı bıçak gibi kesti, ithal girdi ve gereçlerin TL fiyatlarını sert bir şekilde artırdı ve maliyet enflasyonuna neden oldu. Ama bu kur artışı bir yandan da ihracatçıya pozitif rüzgar oldu. 

İhracattan eline geçecek paranın TL karşılığı ile ilgili olan ihracatçının, dövizin böylesi yükseldiği konjonktürlerde pazar tutabilmek, hedeflediği ciroya ulaşabilmek için fiyat kırdığı öteden beri bilinir. Nitekim bu konjonktürde de anılan ihracat cirosuna ulaşmada birim ihracat fiyatlarındaki düşüşler dikkat çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun her ay açıkladığı birim ihracat fiyatları 2018’in ocak ayı ile 2019’un temmuz ayı arasında yüzde 7 gerilemiş görünüyor. Başka bir ifadeyle, 2018 başında 100 dolara satılan bir ihracat ürününün fiyatı 2019 ortalarında 93 dolara kadar indirilerek ihracatta belli yerlere ulaşılmış durumda. 

Benzer bir durum ihracattan sonraki en önemli döviz kazandırıcı faaliyet olan turizmde de gözlendi. Dış seyahat gelirleri ile dış seyahat giderlerinin farkını oluşturan net turizm gelirleri, 2019’un ilk altı ayında 8,8 milyar dolar olarak ödemeler dengesinde yer aldı. 2018’in aynı döneminde bu rakam 7,1 milyar dolardı. Yani Türkiye bu yıl ilk yarıda daha çok net turizm geliri elde etmiş, net gelirlerini 1,7 milyar dolar ya da yüzde 24 dolayında artırmıştı.

Ancak hizmet verilen turist sayısı dikkate alındığında, turist başına elde edilen gelirin düştüğü gözleniyor. 2018’in ilk yarısında 680 dolar olan turist başına gelirin 2019’un ilk yarısında 20 dolar azalarak 660 dolara gerilediği anlaşılıyor. Bu da turizm paketlerinin indirimli satılması diye yorumlanabilir. 

Özellikle kriz dönemlerinde iç piyasada daralan firmaların mal ve hizmetlerini dış pazarda, hele ki döviz fiyatı yükselmiş ise, fiyat kırarak satmaya yönelmesinden, bununla kayıplarını minimize etmeye çalışmasından ortaya çıkan durum, iktisat literatüründe “yoksullaştıran” ihracat veya “yoksullaştıran” turizm olarak da adlandırılıyor. İhracat ve turizm ucuza satılırken ithalatın artan döviz fiyatı nedeniyle pahalıya gelmesi, birim ihracat fiyatının birim ithalat fiyatının gerisinde kalmasından dolayı değer kaybı yaratıyor. Hintli iktisatçı ve hukukçu Jagdish Bhagwati’nin yakın dönemlere ilişkin güncellediği bu teorik yaklaşıma Türkiye benzeri ülkelerde araştırmacılar da sık sık başvuruyor. Bir anlamda madalyonun öteki yüzünü görmek ve göstermek isteyenler, “Büyüme, ama ne pahasına?” sorusuna dış ticaret fiyatları üstünden uğranılan kaybı ölçerek de cevap bulabiliyorlar.

dış ekonomik kategorisine gönderildi | Ucuza ihracat, ucuza turizm(Al Monitor, Eylül 25, 2019) için yorumlar kapalı

Uptick in Turkish exports, tourism comes at a price( Al Monitor, September 25, 2019)

A notable aspect of the crisis-hit Turkish economy in recent months is the improvement in exports and tourism, which, along with increased public spending, has helped limit the second-quarter contraction to 1.5%. The uptick, however, has come at a price, with exporters and the tourism industry cutting prices, atop the sharp depreciation of the Turkish lira.

The July-September period is likely to mark the fourth quarter in a row that the Turkish economy has shrunk in year-on-year terms. The plummeting of investments has been the primary driver of contraction, followed by the decline in household spending or private domestic demand. Though the ruling Justice and Development Party refuses to use the term “crisis” for the current state of the economy, the country’s gross domestic product (GDP) has decreased 1.1% over 12 months. In terms of dollars, GDP has plunged to $722 billion, a far cry from the $950 billion in 2013. 

Nevertheless, the contraction in the past 12 months has been less severe than in Turkey’s two previous big crises in 2001 and 2009. Two factors have contributed to avoiding a steeper downturn — a rise in government spending, driven by local elections earlier this year, and an increase in exports and tourism revenues.

A closer look at the exports and tourism data, however, shows that the easing impact on contraction has come at the expense of offering cheaper prices to foreign customers.

In the first quarter of the year, exports rose 2.6% from the same period in 2018 to reach $42.2 billion. In the second quarter, exports were worth $41.5 billion, increasing 1.1% year-on-year. 

In a January report, the head of the Turkish Exporters Assembly, Ismail Gulle, had put the export target for 2019 at $182 billion, well above the $168.1 billion last year, which he described as “the highest export figure in our republican history.” He listed a number of new projects aimed at boosting exports, stressing that sustainability and innovation would be the main guiding tenets. 

Whether the target is attainable remains an open question amid the recession winds blowing in the global economy. International trade is facing additional risks due to the ongoing trade war between the United States and China, coupled with other critical factors such as China’s economic slowdown and the prospect of Britain leaving the European Union without a deal to replace current trade arrangements. The US sanctions on Iran, the situation with North Korea and the conflicts in countries such as Syria, Yemen and Ukraine pose additional geopolitical risks that might have adverse impacts on global trade. 

Nevertheless, Turkish exports totaled $83.5 billion in the first half of the year, leveraging the economy in the face of domestic contraction and preventing a more serious overall shrinkage. Beyond quantity, however, the qualitative aspect of exports should be analyzed as well. What kind of prices made it possible for exporters to achieve this figure?

The dramatic depreciation of the Turkish lira in the second half of 2018 led to a sharp decline in the country’s imports. Imported materials and equipment became more expensive in terms of lira, fueling cost-push inflation. For exporters, however, the slump of the lira provided a tailwind. 

Exporters often cut prices in such circumstances to secure their markets and achieve their turnover targets since they are mainly concerned with what their revenues are worth in terms of lira. Not surprisingly, a decrease in unit prices is seen behind the current level of export revenues. According to monthly data by the Turkish Statistical Institute, unit prices of exported goods have decreased 7% in the 18 months since January 2018. In other words, an export product that was sold for $100 in January 2018 had its price fall to as low as $93 by July. 

A similar trend can be observed in the tourism industry, the second-largest hard currency earner for the country. Net tourism revenues, which denote the difference between tourism revenues and tourism expenditures, stood at $8.8 billion in the balance of payments in the first half of the year, increasing by about 24% from $7.1 billion in the same period last year. But with the number of tourists factored in, revenues per tourist fell to $660 from $680 in the first half of 2018, suggesting that tour packages were sold on discounted prices. 

In economic studies pioneered by Indian-born American scholar Jagdish Bhagwati, the phenomenon resulting from cutting prices on goods and services for the foreign market to minimize losses from a shrinking domestic market, which often happens in times of crisis marked by rising hard currency prices, is described as “immiserizing” exports or “immiserizing” tourism. With imports becoming more expensive due to increased foreign exchange prices and exports and tourism going on the cheap, unit export prices fall well behind unit import prices, resulting in value loss for producers. In a sense, the losses incurred through foreign trade prices provide an answer to those who care to ask, “Growth — but at what price?” and look at the other side of the coin.

dış ekonomik, English kategorisine gönderildi | Uptick in Turkish exports, tourism comes at a price( Al Monitor, September 25, 2019) için yorumlar kapalı

Yatırımlarda büyük erozyon (Al-Monitor, Eylül 8, 2019)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2019 yılının Nisan-Haziran dönemini oluşturan ikinci çeyreğinin ulusal gelir verilerini açıkladı. Buna göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ikinci çeyrekte 2018’in ikinci çeyreğinde göre yüzde 1,5 azaldı. Yani Türkiye bu yılın ikinci çeyreğinde, geçen yıl aynı zaman diliminde ürettiği mal ve hizmetten yüzde 1,5 daha az üretim gerçekleştirdi. Ekonomiyi dibe çekmede yatırımların dramatik ölçüde düşmesi önemli bir etken. Türkiye’de hem kamu hem özel sektör yatırımları 12 aydır sert bir biçimde düşüyor. Bunun özellikle işsizlik-istihdam üstünde ağır yansımaları var.

Ekonomide ikinci çeyrekte yaşanan küçülme, önceki iki çeyrekte de yaşandı. Başka bir ifade ile Türkiye, 2018 Eylül ayından bu yana küçülme sürecinde. Bunun en az bir çeyrek daha sürerek 12 ayı bulması muhtemel. Öncü göstergelerden hareketle, üçüncü çeyrek, yani Temmuz-Eylül 2019 döneminde de ekonominin küçülmekte olduğu tahmin ediliyor. Bunun verisi ise TÜİK tarafından 2 Aralık’ta açıklanacak. 

Küçülmeyi bir de dolar ile ifade etmeyi denersek daha dramatik bir görüntü ortaya çıkacaktır. Türkiye ekonomisi 2013 yılında 950 milyar dolarlık bir ekonomi olarak ölçülmüştü. Ancak izleyen yıllarda dolar fiyatlarının tırmanması ile ekonominin büyüklüğü dolar cinsinden geriledi. 2018 yılında 789 milyar dolara kadar düşen ekonomik büyüklük, 2019’un ilk yarısı geriye doğru yıllıklandırıldığında 722 milyar dolar olarak ölçülmekte. Bu pasta nüfusa bölündüğünde, 2014’te 12 bin dolar olan kişi başına gelirin 2019’da (82 milyon nüfus) 8 bin 800 dolara kadar düştüğü görülebiliyor. Başka bir ifade ile özellikle son iki yılda hem ekonomide tempo hızla gerilemiş hem de dolar fiyatı hızla tırmandığı için Türkiye’nin dolarla ifade edilen ekonomik büyüklüğü ve kişi başına geliri hızla düşmüştür. 

Ulusal gelire üretim optiğinden bakıldığında 2019 Nisan-Haziran döneminde ekonomi yüzde 1,5 küçülürken sektörel olarak sadece tarımın yüzde 3,4 büyüdüğü, buna karşılık sanayinin yüzde 3 dolayında, inşaatın yüzde 12,5 dolayında küçüldüğü izlendi. Hizmetler kesiminde de bu çeyrekte yüzde 0,3 lük gerileme kaydedildi. 

İnşaattaki gerilemenin, beraberinde öncelikle inşaata girdi üreten sanayi kollarını negatif etkilediği açıkça görülebiliyor. Sanayi üretim verileri, öncelikle çimento, tuğla, cam, boya, demir-çelik, ahşap gibi inşaata malzeme üreten sanayi dallarında önemli bir üretim gerilemesi saptıyor. Bunu, iç talebi hızla düşen otomobil, beyaz eşya, mobilya, elektronik eşya gibi dayanıklı mallar üreten dallar izliyor. 

Ulusal gelire harcamalar optiğinden bakıldığında ise ikinci çeyrekte küçülmenin yüzde 1,5’le sınırlı kalmasında, devlet harcamalarının ve ihracatın olumlu etkisinin olduğu görülüyor. nisan-haziran döneminde devlet harcamaları yüzde 3,4 artarken net ihracat da büyümeye katkı yaptı. Küçülmeyi frenleyen bu iki kaleme karşılık özel tüketim ya da hanelerin iç talebinin gerilemesi ile yatırımların dehşetli azalması baskın geldi ve küçülme yüzde 1,5’i buldu. 

2019 ikinci çeyrekte yatırımların 2018 ikinci çeyreğine göre yüzde 23’e yakın daraldığı görülüyor. Son 10 yıldır hiçbir çeyrekte yatırımlar bu kadar daralmamıştı. Yatırımlarda daralma sadece bu ikinci çeyreğin değil, son dört çeyreğin sorunu. Birikimli olarak bakılırsa son dört çeyreğin toplamında ya da son 12 ayda yatırımlar bir önceki 12 aya göre yüzde 8’e yakın gerilemiş durumda. 

Yatırımların bıçak gibi kesilmesi, 2019’un ilk yarısının en çarpıcı görüntülerden biri oldu. Özellikle inşaat yatırımlarında sert bir düşüş görüldü. Eldeki konut stokları eritilemezken, hızla yükselen enflasyon ve hızla artan döviz fiyatları, bunu dengelemek için yükseltilen Türk Lirası faizleri, yatırım iştahını iyice kaçırdı. Nitekim başta İstanbul’da olmak üzere yurdun her yanında bir ara yüzde 40’a yakın artan, sonra yüzde 20’lere inen, yüksek dalgalı inşaat malzeme fiyatları ile yatırım yapmayı kimse göze alamadı, “bekle-gör” durumuna geçildi, eldeki stokları eritmenin yolları arandı.

Sanayi kesiminde de yatırımlar bıçak gibi kesildi. Hem iç hem dış sanayi aktörleri yatırım niyetlerini askıya aldılar. Türkiye’nin yatırım malları, ara malları ithalatındaki sert düşüşler, tamamen yatırım iştahının kesilmesi ile ilgili. 

Daha önceki yıllarda dışarıdan döviz kredisi bularak yapılan yatırımlara artan ve istikrar göstermeyen döviz fiyatları ile cesaret edilemiyor. Özel sektörün döviz açığı zaten 185 milyar doların üzerinde. 

Yatırım kararında en önemli caydırıcı etken, özellikle konut ve dayanıklı tüketim mallarına hızla azalan talep. Öte yandan, dış kreditörler de yatırım için kredi vermede isteksiz davranıyorlar. Dış kreditörler kredi fiyatlarına Türkiye’nin 400 baz puanı bulan ve en yakınındaki Güney Afrika’yı riskte bir kat geride bırakan sigorta prim maliyetini (CDS) eklediklerinde, kredinin cazibesi daha da azalıyor. Bu fiyattan dışarıdan kredi temin etmek zor olduğu gibi, borç alınacak dövizin içeride TL karşılığının nasıl bir serüven yaşatacağı da bilinemiyor ve “bekle-gör” durumu burada da sürüyor. 

Yatırımlardaki sert düşüş en çok iş bekleyen kitleleri ilgilendiriyor. Her tür nitelikli ve niteliksiz atıl işgücü yatırımlarda hareket beklerken, bu bekleyişin uzun bir süre alacağı söylenebilir.

Yatırımlardaki, özellikle inşaattaki hızlı düşüş ile birlikte 2018’deki istihdam düzeyi hızla azaldı. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı mayıs ayı itibarıyla yüzde 14’e çıkarken, işsiz sayısı son 12 ayda 1.1 milyon arttı ve 4,5 milyona yaklaştı. Bunların iş arayan işsizler olduğu, iş aramaktan umudunu kesmişleri içermediği hatırlatılmalı. Son bir yılda 1,1 milyon artan işsizlerin 870 bini işini kaybedenlerden oluştu. Yaklaşık 250 bin kişi de işgücüne yeni katılmış ama iş bulamamış işsizler. 

İşini kaybeden 870 bin kişinin 538 bini inşaat sektöründen. Krize en erken giren sektör inşaatta yatırımların durmasıyla sert bir iş kaybı yaşandı. Sanayi ise son 12 ayda 123 bin iş kaybına sahne oldu. Tarımdan iş kaybına uğrayanlar ise 307 bini buldu. 

Özetle, yatırımlardaki dramatik düşüş ulusal geliri aşağı çekmede en önemli etken olarak öne çıkarken sosyal olarak da işsizliği köpürtüyor. Yeniden yatırım iklimine sahip olmak ise birçok tutarlı ekonomik adımın atılmasını gerekli kılıyor ve bunun yanında güven tesis etmeyi, özellikle siyaseten Türkiye’nin iç ve dış aktörlere güven vermesinden, risk katsayısını düşürmesinden geçiyor.

Genel kategorisine gönderildi | Yatırımlarda büyük erozyon (Al-Monitor, Eylül 8, 2019) için yorumlar kapalı

Crisis-hit Turkey suffers erosion in investments (Al-Monitor, September 8, 2019)

Turkey’s gross domestic product shrank 1.5% year-on-year in the second quarter, according to official figures released this week, with a dramatic decrease in investments standing out as a major driver of the contraction. The decline in investments — both in the private and public sector — has been going on for 12 months, bearing heavily on joblessness.

It was the third quarter in a row that the Turkish economy has shrunk. The trend is likely to continue for at least another quarter, as leading indicators point to ongoing contraction in the July-September period. The Turkish Statistical Institute is scheduled to release the third-quarter figure on Dec. 2.

The contraction is even more striking in terms of dollars. The Turkish economy was measured to be worth some $950 billion in 2013. In the ensuing years, the Turkish lira slipped against the dollar, and the economy’s worth was down at $789 billion in 2018. In the first half of 2019, the figure stood at $722 billion on a year-on-year basis. GDP per capita, meanwhile, was $8,800, down from $12,000 in 2014. In other words, Turkey’s GDP and GDP per capita in terms of dollars have sharply declined — especially over the past two years — under the combined impact of a depreciating currency and the economic downtick.

Looking from the optics of production, the only sector that grew in the second quarter was agriculture, expanding 3.4%. In contrast, the industry contracted by about 3% and the construction sector by a staggering 12.5%, while the services sector shrank 0.3%.

The downturn in construction has clearly hit industrial branches that supply materials to builders. Industrial production data show significant decreases in the outputs of manufacturers of cement, bricks, paint, glass, wood, iron and steel. They are followed by manufacturers of durable goods such as cars, white appliances, furniture and electronics, which have been hit by shrinking domestic demand.

Looking at the spending side, one could observe that the second-quarter contraction was limited to 1.5% thanks to the positive impact of public spending and exports. Public spending increased 3.4% from April to June, with net exports also contributing some growth. Still, the decline in the households’ domestic demand and the huge decrease in investments were hard to offset, resulting in an overall contraction of 1.5%.

Investments in the second quarter fell nearly 23% from the same period last year, marking the worst quarter for investments in the past decade. Moreover, it was the fourth quarter in a row that investments have fallen. Cumulatively, this 12-month period saw a nearly 8% decrease in investments year-on-year.

The slump in construction investments was especially sharp. With builders already grappling with unsold housing stocks, a spike in inflation and foreign exchange prices, followed by an increase in interest rates on the lira, further suppressed their investment appetite. The inflation in construction materials prices had reached nearly 40% at one point before easing to 20%, and few could brave investing amid such price volatility, focusing instead on efforts to destock.

The industry faced similar predicaments, forcing domestic and foreign entrepreneurs alike to freeze any investment plans. The steep declines in Turkey’s imports of investment goods and intermediate goods are the direct result of the suppressed appetite for investment.

In previous years, builders would borrow from abroad to launch new projects, but the fragility of the lira and unstable foreign currency prices have now deterred them from seeking external loans. The private sector’s foreign exchange deficit is already more than $185 billion.

The shrinking domestic demand, especially for housing and durable goods, has been the most important factor discouraging investments. Also, foreign creditors have been reluctant to issue investment loans, wary of Turkey’s risk premium. The country’s credit default swaps — a key risk indicator — have been hovering in the region of 400 basis points, roughly double the risk premium of Turkey’s closest peer, South Africa.

The decline in investments is of direct concern to the jobless masses awaiting work opportunities. The wait is likely to be long, both for the skilled and unskilled idle labor force. 

As of May, the seasonally adjusted unemployment rate stood at 14% and the number of jobless reached nearly 4.5 million, increasing by 1.1 million over 12 months. Of note, the figure denotes only those actively looking for jobs, excluding the jobless who have given up on the search.

Out of the 1.1 million who joined the army of jobless over a year, 870,000 are people who lost jobs, while the remaining are newcomers to the labor market who have not had the chance to start working. Out of the 870,000 people who lost their jobs, 538,000 were from the construction sector, which was the first to plunge into crisis last year. The industrial sector laid off 123,000 people, while another 307,000 lost jobs in the agricultural sector. 

Reviving the investment climate requires a series of coherent economic steps as well as the restitution of confidence among local and foreign investors, especially politically, and the reduction of the country’s risk premium.

English, Genel kategorisine gönderildi | Crisis-hit Turkey suffers erosion in investments (Al-Monitor, September 8, 2019) için yorumlar kapalı