Tedirgin yatırımcının gözü dışarıda (Al-Monitor, 16 Şubat, 2018)

Türkiye’nin en büyük sermaye grubu Koç’un Onursal Başkanı Rahmi Koç 18 Ocak 2018’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye’de yeterince büyüdüklerini, artık dünyaya açılmaları gerektiğini belirterek, “Artık bundan sonra yatırımlar yurt dışında” dedi.

Rahmi Koç açıklamasını şöyle sürdürdü: “Koç Grubu’nun dünyaya açılması lazım. Artık bundan sonra yatırımlar yurt dışında. Ayrıca biz Türkiye için kâfi derecede büyüdük, iki derece büyük geliyoruz artık. Yani Arçelik iki puan daha pazar payı alsa Rekabet Kurulu hemen ‘çok şey yaptınız, durun’ diyor. Yeni bir şey satın alsak müsaade etmiyorlar. Dolayısıyla bizim yatırımı yurt dışına taşımamız lazım.”

Türkiye milli gelirinin yüzde 6’sına ulaşan yıllık satış hacmi ile Koç Grubu 2016 sonu itibarıyla 83 bin kişi istihdam ediyor ve bunun yüzde 16’sı yurt dışı istihdamdan oluşuyor.

Koç Grubu için yurt dışına yatırım yeni bir deneyim değil. Koç’un en büyük şirketlerinden Arçelik 2016’da 16 milyar TL’lik konsolide ciro gerçekleştirmişti. Bu cironun yüzde 60’ı uluslararası pazarlardan elde edilirken bu toplama yurt dışı üretimle de katkıda bulunulmuştu. Arçelik, Beko markası ile Avrupa’da beyaz eşyada ikinci büyük durumunda. Şirket Romanya’da Arctic ve Güney Afrika’da Defy markaları ile üretim yapıyor ve pazar liderliğini sürdürüyor.

Pakistan’ın lider beyaz eşya markası Dawlance da 2016’da “Asya-Pasifik ve Türkiye arasında istikrarlı ve güçlü bir varlık sağlayacak ticari koridor oluşturma” hedefiyle üç üretim tesisi ve dağıtım ağıyla şirketin bünyesine katıldı.

Koç, Arçelik’e yeni atılımlar yaptırmanın peşinde iken savunma sanayiinden içeride yeterince destek göremedi. AKP rejimi ile zaman zaman sürtüşen gruba savunma projelerinden umduğu dilimlerin yeterince çıkmadığı konuşuluyor. Şirket dışarıda da pazar arıyor. Bunlardan birini Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile gerçekleştiriyor. Koç’un savunma sanayii şirketi Otokar Körfez Bölgesi başta olmak üzere yurt dışı satışlarını artırmak için BAE’de şubat 2017’de Otokar Land Systems Limited (Otokar LS) şirketini kurdu. Ortak girişim şirketi Al Jasoor, Türkiye’nin en büyük savunma sanayii ihracat sözleşmesine imza attı. BAE’nin 8×8 amfibik zırhlı araç ihtiyacını karşılamaya yönelik 661 milyon ABD doları tutarındaki bu anlaşmayla birlikte Otokar, operasyonlarına teknoloji transferi ihracatı ve yurt dışında üretimi de eklemiş oldu.

Otokoç Otomotiv otomotiv perakendeciliğinde, Otokoç ve Birmot ise araç kiralamada Kazakistan, Azerbaycan, Kuzey Irak, Macaristan, Gürcistan ve Kuzey Kıbrıs’taki 236 noktada hizmet veriyor.

Grubun bankası Yapı Kredi’nin operasyonları Hollanda, Rusya, Azerbaycan ve Malta’daki yurt dışı bankacılık iştirakleri tarafından destekleniyor.

Dışa yatırımda Koç yalnız değil elbette. Türkiye’nin 40 milyar dolara yakın dış yatırımı var. Aslında Türkiye benzeri ülkelerin dış yatırımları daha yüksek. Örneğin, Meksika’nın 160 milyar dolar, Hindistan’nın 156 milyar dolar, Macaristan’ın ise 225 milyar doları buluyor.

Türkiye’nin dış yatırımlarının ağırlığı yüzde 68 ile finans alanında. Hollanda ve Lüksemburg gibi finans merkezlerinde toplanan bu yatırımlarda amaç belli: Yurt dışından bu yatırımlar aracılığıyla kredi bulmak, dış ticaret işlemlerine aracılık etmek.

Türkiye’nin dışarıdaki sanayi yatırımları henüz toplam dış yatırımların yüzde 15’inden ibaret. Bunun da bir kısmını devlet şirketi Türk Petrol’ün Azerbaycan, Rusya ve Irak’taki arama ve üretim faaliyetleri oluşturuyor. İmalat sanayii yatırımlarında Koç başı çekiyor ama çeşitli alt dallarda da irili ufaklı dış yatırımlar var. Alt sektör olarak, Türkiye’nin en geleneksel ve uluslararası rekabette daha avantajlı olan tekstil-giyim sektöründeki yatırımlarının 528 milyon dolarlık dış yatırımla başı çektiği anlaşılıyor. Bu tür yatırımların iş gücünün ve ham maddenin ucuz olduğu Balkanlar ile Asya ve Afrika ülkelerinde irili ufaklı firma yatırımlarından oluştuğu biliniyor.

Şişecam, Anadolu Efes kendi sektörlerinde bir dizi yurt dışı yatırımına sahipler. Tosyalı Demir-Çelik de Cezayir’de önemli bir yatırımı tamamladı ve genişletiyor.

Gıda sektörünün önemli ismi Ülker (Yıldız Holding) dünyanın en bilenen markalarını satın alarak dış yatırımlarını artırmış durumda. 2012’de dünyanın en önemli çikolata markalarından Godiva’yı ve ABD’nin köklü şekerleme şirketi DeMet’s’i bünyesine katan Yıldız Holding, dış yatırımda en büyük adımını kasım 2014’te attı ve dünyanın altıncı büyük bisküvi üreticisi United Biscuits’i satın aldı.

Sanayinin dışında havaalanı işletmeciliğinde TAV, mobil iletişimde ise Turkcell dikkate değer dış yatırımlar gerçekleştirmiş durumdalar.

Dış faaliyet derken dış müteahhitlik işleri ayrı bir başlık oluşturuyor ve o alanda Türkiye’nin 1970’lerde konut üretimiyle başlayan, bugün altyapı yatırımlarına uzanan önemli bir portföyü var. 2016-2017 yıllarında dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik dalgalanmalar ile petrol fiyatlarının düşük seyrine rağmen sırasıyla 13,8 milyar ve 15 milyar dolarlık yeni proje üstlenildi.

Ancak yine de büyük fotoğrafa bakıldığında Türkiye hem dış yatırım çekmede hem de dışa yatırım yapmada birçok yükselen ülkenin gerisinde.

Bugün dışa yatırım çabalarının altında ise başka bir etken, politik gerilimlerden duyulan tedirginlik var. Son yıllarda dışa yatırım kararlarında yatırımcının önünü görme konusundaki endişelerin yanı sıra artan başka riskler, en başta da ülkedeki kayırmacı, hukuksuz rejim icraatları etkili olmaya başladı.

AKP rejiminin toplumu kutuplaştırıcı icraatları firmalar dünyasına da yansımış durumda. Kamu ihalelerinde korunan, kayırılan kesimlerle iktidarın ilişkileri ortaya çıktıkça birçok firma rejim tarafından biada zorlandıkça firmalar için yatırım yeri seçmede dış ülkeler de alternatifler arasına giriyor.

Yoğun bir işsizlikle karşı karşıya olan Türkiye’nin daha çok yatırıma ihtiyacı varken firmaların yatırım yeri olarak yurt dışını tercih etmeleri ülkede iş bekleyen kitleler açısından pek olumlu değil. Yatırımlardan yararlanan yan sanayiden bunlarla alt sektörlere ve tedarikçilere kadar bir dizi kesim açısından da yatırımların dışa akmasının negatif etkileri söz konusu.

Yüksek sesle ifade edilemese de genel kanı şu: Ülkedeki politik iticiliğin, artan risklerin etkisiyle verilmiş yurt dışı yatırım kararlarından cayılması için OHAL uygulamasının hızla kaldırılması, demokratik normların hâkim kılındığı bir parlamenter düzene, hukuk devletine yeniden dönülmesi gerekiyor.

 

Bu yazı Makale kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.