Ücretiyle geçinenler, yani mavi-beyaz yakalı tarım,sanayi, inşaat , hizmet sektörü çalışanları, kamu çalışanları, memurlar Türkiye toplumunda sayıca en ağırlıklı kesimi oluşturmayı sürdürüyor ve her geçen yıl da çoğalıyorlar. Nazım’ın ,“Toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; diye yazdığından bu yana, daha da çoğaldılar. 2012 Eylül itibariyle 25,4 milyon olan toplam çalışanların yüzde 63’ünü, yani 16 milyonunu ücretliler oluşturuyor. Bunlara “yedek işçi” olarak adlandırılan 2,5 milyon resmi işsizi ve en az 1,5 milyonu bulan  ‘sayılmayan işsiz’i eklerseniz, sayı 20 milyona ulaşıyor. Müthiş bir ücretli ordusu aslında…

AKP rejiminde hızlı bir “işçileşme”(proleterleşme)  sürecinden söz etmek gerekir. 2003’te 10 milyon dolayında olan ücretli sayısı 2012 sonuna doğru 16 milyonu buldu. Demir, kömür ve şeker /ve kırmızı bakır,

ve mensucat/ ve sevda ve zulüm ve hayat…Tarımdaki gerilemenin kentlere püskürttüğü kadın ve erkek, vasıfsız, yarı-vasıflı genç emek kitlesi, inşaat, turizm, hizmetler, giyim, tekstil, gıda gibi emek-yoğun sektörlerde ücretli emek oldular. Düşük ücreti, sigortasızlığı, güvencesizliği sineye çekerek işe koşuldular.

Kaynak:TÜİK, SGK, Eylül 2012 kamu işçisi ve memur(4/c)toplamını 3 milyon 444 bin olarak veriyor.

Ücretlilerin 3,5 milyona yakını kamuda; 2,6 milyonu memur(4/c) statüsünde 850 bine yakın da kamu işçisi var(Eylül 2012). Bunlar, ‘kitabına uygun’ çalıştırılanlar. Geriye kalan 12,5 milyon ücretliden yaklaşık 4 milyonu kaçak, yani sigortasız çalıştırılıyor.  Neredeyse her 3 özel sektör işçisinden 1’i demek bu. Büyük bir ayıp, çağ dışılık !.. Bu, aynı zamanda büyük bir lütufla(!) 774 TL yapılan asgari ücretin bile altında çalışanlar ordusu demek.

Ücretlilerin ücret ve maaşlarının iç açıcı olmadığı sır değil. Bu konuda bir de bilgilerin sisler arkasında tutulması gerçeği var. Maliye, en az memur maaşını 2012 için aylık 1.608 TL olarak, ortalama memur maaşını da 1.800 TL olarak açıklıyor.  Bu maaşlar, işçi ücretlerinin yanında tabii ki “lüks” kalıyor. 774 TL’ye çıkarılan asgari ücretin bir katı bile 1500 TL’nin biraz üstü demek ve bu çoğu işçi için geçerli bile değil. Özellikle inşaat, turizm, tekstil-konfeksiyon, gıda gibi düşük vasıflı emek istihdam eden işkollarında ücretlerin düşüklüğü 2012 için de geçerliliğini korudu.

***

Göreli yüksek ücretler yüksek karlılığın söz konusu olduğu bazı sanayi dallarındaki büyük işyerlerinde, iletişim-bilişim, finans, reklamcılık, emlak pazarlama gibi sektörlerde söz konusu olabilmekte ancak. Kayıtlı, görece yüksek ücretli kesim, AKP rejiminde yoğun tüketici kredileri ve kredi kartları üstünden borçlandırıldı. Bunların bordroları, bankalar için bir güvence. Miktarı 2012 sonlarında 207 milyar TL’ye ulaşan tüketici borçlarının üçte ikisi ücretli kesime ait. Göreli yüksek ücret ve buna güvenerek yapılan borçlanmalar, ücretli sınıfın bu “aristokrat” kesiminin tüketme/harcama kapasitesini artırınca , bu durumdan kimi “sosyologlar” , kıymeti kendinden menkul bir “yeni orta sınıf” tanımı çıkardılar. Yoğun borçlanma ile bir tür “rehin alınan” bu ücretli sınıf fraksiyonunun siyasi davranışları üzerine icat edilmiş yine kıymeti kendinden menkul siyaset teorilerinin eleştirisine ise burada girmeye hiç niyetim yok…

İstihdam edileni ve işsizi ile toplam işgücünün dörtte üçü büyüklüğe ulaşmış olmasına karşın, bu toprakta karınca, suda balık,havada kuş kadar çok ücretlinin hem gelir bölüşümünde, hem tüm siyasi kararlarda bu kadar etkinlikten uzak, bu kadar kendine yabancılaştırılmış olmasında tabi ki örgütsüzlüğü ana etken ve bu makus talih, 2012’de de değişmedi. Bu 16 milyon ücretliden örgütlü olup toplu pazarlık hakkını kullananların son 3 yıldaki ortalaması kaç biliyor musunuz? Sadece 422 bin!…Yani tüm ücretlilerin yüzde 2,5’u…Peki grev hakkını kullanabilen kaç kişi? Sıkı durun; son 3 yıl ortalaması 700’ü ya buluyor, ya bulmuyor…

***

ve kederli nehir yollarının,/sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı/bir şafak vakti değişmiş olur,/bir şafak vakti karanlığın kenarından/onlar ağır ellerini toprağa basıp/doğruldukları zaman…

Peki o zaman, ne zaman? Onlar varlıklarını ancak ‘senede bir gün’ hissettirebiliyorlar, 1 Mayıs sabahında ellerinde kızıl bayraklarıyla Taksim meydanına yürüdükleri zaman o devin ayak sesleri duyulabiliyor. O meydanı bile kuşatmanın hummalı çabası içinde AKP zulmeti…Ama “onlar”, ücretli sınıf, duruma el koymadan şehirlerin bahtını değiştirmek de mümkün olmayacak…

***

Yeni yıla girerken en çok neye ihtiyacımız var, biliyor musunuz? Cesarete,cesarete, cesarete…Namussuzlar kadar cesur olmalıyız. Birbirimize bunu dileyip bunu telkin etmeliyiz ve 2013’te bunu başarmalıyız…

 (2 Ocak: İşsizler,Güvencesizler)

 

 

 

Written by Mustafa Sönmez