Mustafa Sönmez

Merkez üssü Kadıköy olan “Futbol depremi”nin ardından uzun süredir uyutulmuş Deniz Feneri dosyasının açılması, “Neden şimdi?” sorusunu da sorduruyor. Cevabı ararken soruna küresel boyutta bakmak bizi doğruya daha çok yaklaştırır. Bu ölçüde küreselleşmiş bir kapitalizmin orkestra şeflerinin, artık sermayenin boy attığı tüm ülkelerdeki yolsuzluk, rüşvet ve kayırmacılığa karşı duyarlılığı olmaması düşünülemez. Avrupa futbol endüstrisinde 7’nci büyük güç duruma gelmiş Türkiye futbol endüstrisindeki muhtelif yolsuzluklara futbolun küresel örgütleri UEFA’nın, FIFA’nın kayıtsız kalması söz konusu olamazdı.  Küreselleşmiş futbol endüstrisi, bahis sektörü,  bir ülkede oyunun kurallarına aykırı oyunlar, şike varsa bunların araştırılmasını, yapılmış başvuruların, iddiaların açıklığa kavuşturmasını istiyor ve ülke iktidarlarına saydamlık için her tür baskıyı da yapıyor.

***

Bazı ülkeler, hem futbol sektöründe hem diğer sektörlerde şikeyi, kayırmacılığı, rüşveti bir şekilde azaltmışlar, bazılarında ise işin cılkı çıkmış. Sermaye-mafya işbirlikleri almış yürümüş. Futbol ile ilgili en önemli operasyonlardan birinin İtalya’da yapıldığını, Juventus ve Milan gibi dev kulüplerin burunlarının bir güzel sürtüldüğünü anımsayalım.

Daha önce 18 Mart 2011 tarihli yazımda belirtmiştim: Küresel sermaye, at oynattığı tüm  ülkelerde kayırmacılıkta, rüşvette insaf, izan ister.  IMF de rüşveti, kural dışılık olarak niteler ve “mali saydamlık” ister. Bu “saydamlığı” özendirmek için de ülkelere not veren “sivil örgütlenmeler” desteklenir. Uluslararası Saydamlık Örgütü (Transparency International) bunlardan biri ve 178 ülkeyi her yıl  “temizlik dereceleri”ne göre 10’dan 0’a kadar notlandırıyor ve bu sıralamayı  “Rüşvet Algısı Endeksi”ne göre yapıyor.  Bu örgütün 2010 için sıralamasına göre, Türkmenistan, Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri, Irak, Somali, Afganistan, 10 üstünden 1-1,5 not alan en berbat , rüşvetçi ülkeler grubundalar. Türkiye’nin yeri de yıllardır 10 üstünden 5 alanların altında. Sıralamadaki yeri de 60 bandının altında ve notu 4-4,5 arasında değişiyor. Övünülecek bir yer değil tabii. Türkiye, diktatörü kovulan Tunus, neoliberal islam Malezya, Doğu Avrupalı bazı ülkeler ile aynı “yolsuzluk algısı notuna” sahip.

Bu, yabancı kaynağa dehşetli ihtiyaç duyan Türkiye için kulak arkası edilecek, umursanmayacak bir durum değil. İşte, 12 Haziran seçimi ertesinde başlatılan “temizlik”in  zamanlamasında, bu küresel baskıyı unutmamak gerekiyor.

İkinci bir gelişme OECD ayağında yaşandı. Çok değil, iki hafta önce, Türkiye başka bir “gri listeye” alındı. OECD bünyesindeki  Finansal Eylem Görev Grubu (Financial Action Task Force-FATF) 24 Haziran 2011 tarihli açıklamasıyla Türkiye’yi kara değilse de, gri listeye aldı. Gerekçe, . Türkiye’nin  karaparanın aklanması ve de terörün finansmanı konularında yeterince aktif olmamasıydı. Listede pek de birlikte anılmaktan hoşnut olunmayacak, Bolivya, Suriye ve bazı Afrika ülkeleri de var. Belki bunun da etkisiyle, kısa sürede Libya ortaklığı olan Arap Türk Bankası’na TMSF el koydu ve küresel çevrelerden bir “aferin” kazandı. Türkiye’den İran ve Suriye için de bazı adımlar atması bekleniyor.

***

Kara para ile yeterince mücadele etmediği düşünülen, ne idüğü belirsiz Ergenekon, Balyoz, KCK davaları ile dışarısını bile huylandıran AKP iktidarı , şimdi futbol gibi sansasyonel bir konuda temizlik operasyonuna, Almanya’da başlatılmış Deniz Feneri gibi sümen altındaki bir davanın raftan indirilmesine  yeşil ışık yakarak ve Libya ile ilgili banka operasyonu ile karnesini düzeltme derdinde. Karnedeki kırıklar düzeltilmek istenirken, Sarı kanarya Fenerbahçe, bazı Anadolu kulüpleri ve kendini dokunulmaz sanan bazı hatırlı kişiler okkanın altına gidebilir. RTE ile AKP kurulurken kader birliği yapmış bazı isimler de aynı okkanın altına düşerse hiç şaşırmayalım.

Burjuva siyaseti, hele ki bizdeki alaturka olanı, bazen kurbanlık günah keçileri ister. Geleceği kurtarmak için, bundan kaçmak olmaz. Zaman, kurban seçme zamanı…

Written by Mustafa Sönmez