Doğan’a Neler Oldu? Medya Verdi, Medya Aldı…

Mustafa Sönmez

Doğan Grubu’nun, tarihindeki en büyük operasyonu, Özelleştirme İdaresi’nden Petrol Ofisi’ni alması olmuştu. Bu alımda, başlangıçta İş Bankası en büyük payandaydı. Kamu bankası Vakıflbank’tan kullanılan kaynaklar da önemli bir yer tutmuştu. Petrol Ofisi ve müstakbel enerji yatırımları, Doğan için “Yeni vizyon”du. PO’ya kısa sürede Avusturya enerji devi OMV ortak alındı. İş Bankası da PO’daki hisselerini Doğan’a sattı ve çekildi. Hedefte rafineri kurmak vardı. Koç’un talip olduğu Tüpraş’a bile niyet edildi ama olmadı. Bu kez, Ceyhan’da kurulacak rafineri hedef seçildi. Ayrıca, elektrik dağıtım özelleştirmelerine dair planlar yapılıyordu.

2007 öncesine kadar genelde TÜSİAD’ın, özelde de Doğan’ın AKP ile ilişkileri pek de şeker renk olmadı. TMSF, Uzan’ın Star TV’sini bile verdi Doğan’a. Emekli Sandığı’nın Hilton’u, Ray Sigorta da özelleştirme ile alınmıştı. Ama, 2007 sonrası hava değişti. RTE, “Esas gündem”ine Doğan medyasından destek görmedikçe, içinden, Aydın Doğan’a, “Dur kendime yer edeyim, bak sana neler edeyim” diyordu herhalde. Doğan, yavaş yavaş AKP’den dirsek yemeye başladı. Ceyhan rafinerisi için lisans talepleri geri dönüyordu. Ortak OMV’nin kulağına fısıldandı; “Doğan’ı bırak, git Çalık’la anlaş” …OMV, Kuzey Irak’ta da faaldi, PO ortaklığı yetmiyordu. Irak petrolünü işleyecek rafineri peşindeydi.Ama , Doğan ortaklığı, ayak bağına dönmüştü.

Elektrik dağıtımı özelleştirmesinde de Doğan’a hiç umut verilmiyordu. Dahası üst üste vergi denetimleri ile sindirme zamanı gelmişti. Aydın Doğan, önceleri “Kültürümüzde biat etmek yok” filan dedi ama, yumruklar insafsızca karın boşluğuna indikçe, gardı düşmeye başladı. Milyarları bulan vergi cezaları ile Doğan bunaltıldı. Bu vergi dayağı, “herkese ibret” olarak kullanıldı. TÜSİAD’daki yoldaşları, Arzuhan Doğan’ın başkanlığına rağmen, “sınıf dayanışması” gösteremeyip sindiler.

***

Doğan’ın, medya ve medya dışı işlerini büyütmesinde medyadaki hakimiyeti tabi ki etkili olmuştu. İş Bankası’ndan 1990’ların başında Dışbank’ı alırken medya forsu elbette önemliydi. Dışbank, kısa sürede büyütülüp Fortis’e satılmış, hedeflenen elektrik özelleştirmeleri için büyük nakit istiflenmişti . Sonra, PO’nun Özelleştirme İdaresi’nden alınması, medya dükası olmasa mümkün olur muydu acaba?

2000’li yılların ortasında öyle bir Doğan Grubu vardı ki, medyanın, toplam cirosundaki payı sadece yüzde 20 idi ama esas para Petrol Ofisi’nden geliyordu. Ama gün olup kazandıran medya, şimdi başa bela olacaktı. Silah geri tepmişti. RTE, insafsızca bileğini büküyordu Aydın Bey’in…Artık küçülme , zamanıydı .

Özelleştirme’den alınan Petrol Ofisi’ndeki payların diğer ortak Avusturyalı OMV’ye satışını, yine özelleştirme ile Grub’a katılmış Ray Sigorta’nın Avusturyalılara satışı izledi. Doğan’ın Hilton’u büyütme projesi ile ilgili hayalleri suya düştü. Geride ne kaldı? Medya? Onun toplam cirodaki payı yüzde 20 idi. Hem de medya kar getiren bir alan değil. Doğan’ın, Hürriyet ve Kanal D dışında karda olan medya şirketi olduğunu sanmıyorum. Şimdi, daha büyük medya şirketi satışlarına hazırlanıldığı konuşuluyor.

Uzatmayalım; Türkiye’de günümüzün medyası , kar saiki ile hareket eden yabancıların, hatta yerlilerin heves edeceği bir sektör değil. Fox’u, CNN’i hatırlayın. Geldiler de ne oldu? Hele ki medyanın –şimdilik- yarısının Fethullah Gülen cemaatince , AKP iktidarınca, RTE’nin doğrudan müdahalesiyle ele geçirildiği ve politik hedefler doğrultusunda fütursuzca kullanıldığı bir alan durumuna getirildiği hatırlandığında…Bu verili şartlar altında, Doğan medyasına bu saatten sonra talip olacakların, medya endüstrisinin sağlayacağı ekonomik getirileri değil , politik bilançoyu hesaba katması kaçınılmazdır. Böyle bir alıcı, baştan ya AKP’ye biat edecek, onu rahatsız etmeyecek biri olacak ya da Doğan’dan daha dişli biri olacak. Çatışmayı göze alacak. Olmazsa ne olur? Bu kez Doğan’a, medyada da iyice küçülmekten başka yol kalmaz. Bu da AKP iktidarını ziyadesiyle memnun eder ama onların da unutmamaları gereken bir Arap atasözü var: Men dakka dukka…(Çalma kapım, çalınır kapın…)

Bu yazı Makale, Medya eleştirisi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.