2020 Yaz olimpiyatlarına İstanbul’un adaylığının iki yönlü bir tuzağa düşmek olduğuna ilişkin yazdıklarıma bugün devam etmek istiyorum. 2020 olimpiyatları için rakip Madrit ve Tokyo’nun karşısında, 2000’den beri 5 kez aday olan İstanbul’un şansının yükseltilmesi için lobi çalışmaları tüm hızıyla sürdürülüyor.

FIRSAT KOLLAYANLAR

Türkiye’nin en az 20 milyar dolarlık kamu yatırımı harcaması yapmasını öngören bu projenin, kamuoyunda hemen hemen hiç tartışılmadan bir oldu bitti ile kotarılmak istenmesinin nedenlerini anlamak mümkün. AKP, olimpiyatı bahane ederek kendi rejim çıkarları ve projeden nasiplenecek yandaş şirket çıkarlarının derdinde. 2020 olimpiyatlarını gerçekleştirmiş bir AKP rejimi hayali peşindeler ve bunun rejimi perçinlemek için önemli bir propaganda olacağını düşünüyorlar. Türk malı otomobil hayallerine yardımcı olmayan Koç Grubu’na kızgınlıkları ortada. Umutları, 7 Eylül’de olimpiyatı alarak bu ezikliği gidermek. Sanayi ihracatını becerememiş ve geriletmiş başarısız bir rejimler. Şimdi bu başarısızlığı, İstanbul’u olimpiyat inşaatına boğarak ranta dayalı “betondan birikim”in ‘başarısı(!)’ ile dengelemek, kitleleri, böyle bir hayalle biraz daha oyalamak peşindeler.

BÜTÇE AÇIĞI

AKP rejiminin ekonomi çarkı , dış kaynak girişi ile dönegeldi. Dış sermayeyi çeken en önemli unsurlardan biri içeride kamu maliyesinin disiplinli tutulması oldu. Bütçe açığı milli gelirin yüzde 2’sinin altında tutuluyor, buna bağlı olarak da kamu borç yükü milli gelirin yüzde 40’ını geçmiyor. Bu oranlar AB’de misliyle aşıldığı için birçok AB ülkesi kamu maliyesi krizi yaşıyor. Olimpiyatlarla başlangıçta 20 milyar dolar olarak ifade edilen ama sonrasında nereye varacağı belli olmayan harcamalar, her şeyden önce kamu maliyesini sulandıracak ve ortaya çıkan açıklar hem kitlelere yeni vergi yükü olarak dayatılacak hem de harcamaların içeriği daha çok anti-sosyal bir biçime bürünecek.  Çünkü olimpiyat yatırımı yerine pekala yatırım harcamaları ülkede eksikliği duyulan eğitim,sağlık,azgelişmiş bölgeler için yatırım olarak kullanılabilirdi.

Brezilya’da yakın zamanda neden Gezi direnişine benzer ayaklanmalar yaşandı? Brezilya’nın sol görünümlü neoliberal yöneticileri, dünyanın en büyük iki spor organizasyonuna (yaz olimpiyatı ve dünya kupası) aynı anda ev sahipliği yaparak , küresel açıdan bir atışta iki kuş vurduklarını sanıyorlar. Brezilya yönetimi, 2014 Dünya Kupası ve 2016 Rio Olimpiyatı’nı, böylesi küresel bir yükün altından kalkabilecek bir güce eriştiğinin simgesi olarak kullanmak için iştahlı. Oysa aynı Brezilya, kalbur üstü ülkeler içinde en berbat gelir dağılımı ilişkileri olan bir ülke ve bu “çift organizasyon” hevesine karşı haklı, meşru büyük bir isyan yaşandı.

Türkiye’de de sormak gerekiyor; bunca yoksulluk varken, neden olimpiyat?

İSTANBUL’U KOPARMAK…

Olimpiyat yatırımları, azgelişmiş bir kente mesela Van’a, mesela Sivas ve çevresine, Samsun-Ordu’ya yapılsaydı başımız ağrımazdı. Geri dönüşü harcamanın çok altında kalan olimpiyat yatırımlarından hiç olmasa bir süre için o azgelişmiş bölgeye bir yararı olacağını düşünerek teselli bulurduk. Ama öyle değil. Yatırımlar zaten Türkiye’nin her tür nimetinin en az yüzde 35-40’ını tek başına alan İstanbul’a yapılacak. Her yıl iş-aş derdiyle göçlerin yüzde 35’ini çeken İstanbul’a yapılacak. Bu, İstanbul’a daha da büyük bir yük bindirirken Anadolu kentlerini kurutmanın yeni bir vesilesi olacak; bölgesel uçurumu daha da derinleştirecek bir proje. Hele ki, açık edilmeyen gerçek hinlik düşünüldüğünde…Ne mi? Olimpiyat yatırımlarını tam da İstanbul’un akciğerlerine, Kuzey ormanlarının olduğu bölgeye yapmak…Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yeni kent ve kanal İstanbul ucubesine, olimpiyat yatırımları bahane edilecek. Bundan dolayı oluşabilecek her tür itirazı, isyanı olimpiyat hatırına nötralize etmek isteyecekler.Esas kötülüklerden biri de bu…

KİME YARADI?

Montreal (1972), Atlanta (1996), Seul (1988), Sydney (2000), Atina (2004) ve Pekin (2008) olimpiyatları…Bunların hiç birinde ev sahibi ülkenin ekonomik kazancı, zararının üstüne çıkamadı. Olimpiyatlarda bal tutan parmağını yaladı o kadar. Yerli, yabancı sermaye için para kazanma vesilesi oldu, büyük rüşvetler döndü. Ülke, kent imajı adına ise bir sabun köpüğünden geriye hiçbir şey kalmadı. Yapılan dev tesisler şimdi enkaz gibi. Yunanistan’ı  krize sürükleyen 2004 olimpiyat harcamalarının ardından 21 dev olimpiyat tesisi bugün tamamen kaderine terkedilmiş durumda. 2008 Pekin Olimpiyatı için Çin’de 500 milyon dolara inşa edilen ünlü ‘Kuş Kafesi’ olimpiyat stadyumu, olimpiyat açılış ve kapanış töreninden beri nerdeyse hiç kullanılmadı.

AKP rejimi, 7 Eylül’de olimpiyatları İstanbul’a taşırsa, büyük bir belayı da taşımış olacak. 2014 ya da 2015 seçimlerinde iktidar olamaz ise, bu kez bu bela ile iktidara kim gelecekse o uğraşmak zorunda kalacak. Duyan “güldürme beni” diyecek ama, Olimpiyat tuzağına, mesela CHP hiç kafa yormuş mudur? Ya da diğer muhalefet partileri böyle bir tezgahın farkındalar mı ? Çok az zaman kaldı. Olimpiyatı istememiz için bir neden yok. Bize eğitim, sağlık ucuz konut,ulaşım, yoksullukla mücadele, azgelişmiş bölgeler için kalkınma yatırımları gerek, olimpiyat yatırımları değil.

NOT: Twitter hesabı askıya alınanlar arasındayım. İlgilenip ileti gönderen takipçilere teşekkür ederim. Umarım kısa sürede eskiye döner.

 

 

Written by Mustafa Sönmez