Satışlar düşüyor, faiz çatlatıyor…

Mer­kez Ban­ka­sı­’na ni­ye tak­tı ? Fa­iz­le­ri dü­şür­mü­yor­muş da on­dan. Fa­iz­le­ri ne za­man yük­selt­ti MB? Do­lar 2.40 TL’­ye fır­la­dı­ğı za­man, hem de ge­cik­miş ola­rak. O za­man ses çı­ka­ra­ma­dı yük­sel­ti­len fai­ze… Ye­rel se­çim­ler bit­ti, baş­la­dı fa­iz­le il­gi­li söy­len­me­ye. Dur­duk yer­de söy­len­mi­yor ta­bi­i … Ku­la­ğı­na dur­ma­dan tat­sız ha­ber­ler ge­li­yor, şi­ka­yet­ler yı­ğı­lı­yor. El­ca­ğı­zı ile bü­yüt­tü­ğü mü­te­ah­hit­ler ko­nut, yan­daş ba­yi­ler, oto­mo­bil, be­yaz eş­ya sa­ta­ma­dık­la­rın­dan, stok­la­rın bi­rik­ti­ğin­den ya­kı­nı­yor­lar. Ger­çek­ten de hem TÜ­İK’­ten, hem de üre­ti­ci fir­ma­lar­dan ge­len ve­ri­ler, iç sa­tış­lar­da his­se­di­lir bir azal­ma ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor.

Ko­nut­ta azal­ma

TÜ­İK, ilk 4 ay­da ko­nut sa­tış­la­rın­da yüz­de 8 ge­ri­le­me ol­du­ğu­nu açık­la­dı. Ama asıl ür­kü­tü­cü olan kre­di­li (ipo­tek­li) sa­tış­lar­da­ki sert dü­şüş. Öy­le böy­le de­ğil, ge­çen yı­lın Ocak-Ni­san dö­ne­mi­ne gö­re yüz­de 50 azal­dı kre­di­li ko­nut sa­tış­la­rı… Ge­çen yıl sa­tı­lan her 100 ko­nut­tan 42’si kre­diy­le alı­nır­ken bu oran bu yıl yüz­de 30’a ge­ri­le­di. untitled

Me­se­la, İs­tan­bu­l’­da 2013’ün ilk 4 ayın­da 80 bin do­la­yın­da ko­nut sa­tı­lır­ken bu sa­yı bu yıl 70 bi­nin al­tın­da ka­la­rak yüz­de 15’e ya­kın azal­mış. Sa­tış­la­ra kre­di­li (ipo­tek­li) ola­rak ba­kıl­dı­ğın­da 2013’ün ilk 4 ayın­da İs­tan­bu­l’­da kre­di kul­la­na­rak 37 bin dai­re sa­tıl­mış­ken bu yıl sa­yı 25 bi­ne ka­dar düş­müş. Bu, yüz­de 47 ge­ri­le­me de­mek. Dü­şüş An­ka­ra­’da da­ha dra­ma­tik ; yüz­de 70’e yak­la­şı­yor.

Oto­mo­bil-be­yaz eş­ya…

İç pi­ya­sa­da oto­mo­bil, be­yaz eş­ya sa­tış­la­rı da hız­la ge­ri­li­yor. İlk 4 ay iti­ba­riy­le oto­mo­bil sa­tış­la­rın­da­ki aza­lı­şı fir­ma­lar yüz­de 23 ola­rak bil­dir­di­ler. Ko­lay de­ğil, ta­lep 40 bin oto­mo­bil ge­ri­le­miş. Yer­li­ler­de 4 bin, it­hal­ler­de 36 bin azal­ma, hem de 4 ay­da… Sek­tör, ih­ra­cat ya­pa­rak ayak­ta ka­lı­yor. Dört ayın ih­ra­ca­tı ge­çen yı­la gö­re yüzde 27 art­tı­ğı için, fab­ri­ka­lar ayak­ta du­ru­yor, ama şim­di­lik…ii
Du­rum be­yaz eş­ya­da da­ha kri­tik. Ar­çe­lik,Ves­tel, Bosch gi­bi fir­ma­la­rın üst ör­gü­tü BES­D’­in ve­ri­le­ri­ne gö­re, buz­do­la­bı sa­tış­la­rı ilk 3 ay­da yüz­de 18 ge­ri­le­di. Sek­tör ih­ra­ca­tı da ay­nı oran­da ge­ri­le­yin­ce buz­do­la­bı üre­ti­min­de yüz­de 18 dü­şüş var; kö­tü ha­ber. Du­rum ça­ma­şır ma­ki­ne­sin­de bi­raz da­ha iyi. İç sa­tış­lar yüz­de 10 ge­ri­le­miş ama ney­se ki ih­ra­cat­ta yüz­de 13 ar­tış var ve fab­ri­ka­lar üre­tim­le­ri­ni yüz­de 7 ar­tı­ra­bil­miş­ler. Bu­la­şık ma­ki­ne­sin­de de iç ta­lep yüz­de 20’ye ya­kın da­ral­ma gös­ter­miş ve iç açı­cı bir tab­lo yok.

Sız­lan­ma­la­r…

Özel­lik­le, oto­mo­bil, be­yaz eş­ya ba­yi teş­ki­lat­la­rı sız­la­nı­yor Baş­ba­ka­n’­a, sa­tış­lar düş­tü, es­ki gün­le­rin ta­dı yok, di­ye…Ko­nut kre­di­si ta­le­bi düş­tü, oto­mo­bil kre­di­si ta­le­bi düş­tü. Var­sa yok­sa bor­cu borç­la ka­pat­mak için ih­ti­yaç kre­di­si alı­yor in­san­lar. Sız­lan­ma­lar, hat­ta ho­mur­tu­lar ar­tı­yor.
Köşk se­çi­mi­ne, ar­dın­dan ge­nel se­çim­le­re gi­der­ken hoş de­ğil gi­di­şat, eko­no­mi­de sif­tah­sız gün­ler ar­tı­yor. En sa­dık yan­daş, en sa­dık seç­men bi­le ek­şir böy­le za­man­lar­da. İç pi­ya­sa can­lan­ma­lı, ko­nut,oto­mo­bil, be­yaz eş­ya sa­tış­la­rı art­ma­lıy­dı, bu­nun da en­ge­li­ni keş­fet­miş­ti RTE: Fa­iz­ler!.. Fa­iz­ler yük­sek ol­du­ğu için kre­di kul­lan­mı­yor­du yurt­taş. Fai­zi dü­şür­me­nin özel­lik­le kur aya­ğın­da ya­ra­ta­ca­ğı tah­ri­ba­tı, ma­li­ye­ti ise dü­şün­mü­yor­du RTE­… Se­çi­me odak­lı po­li­ti­kay­dı ön­ce­li­ği.
Fa­iz kav­ga­sı bu­ra­da kal­maz. MB’­yi sa­vun­mak, ne­oli­be­ral sis­te­min has ba­kan­la­rı Ali Ba­ba­can ile M. Şim­şe­k’­e kal­dı ve fa­iz, çat­lat­ma­ya baş­la­dı; iç da­laş­ma bu ba­ha­ney­le su yü­zü­ne çık­ma­ya baş­lar mı, gö­re­ce­ği­z…(30 Mys Sözcü)

 

Araştırma - Haber kategorisine gönderildi | Satışlar düşüyor, faiz çatlatıyor… için yorumlar kapalı

“Geçiş dönemi” politikaları

AKP re­ji­mi, kit­le­le­ri bö­le­rek, adım adım öte­ki­leş­ti­re­rek, ku­tup­laş­tı­ra­rak yük­sel­di. Tür­ki­ye gi­bi din­sel, et­nik bir di­zi ren­gi, çe­şit­li­li­ği olan bir top­lu­mu Türk-Sün­ni İs­lam sen­te­zi tü­rü bir dar ka­lı­bın içi­ne tı­kış­tı­ra­rak yö­net­me­ye kalk­tı ve ta­bi­i ki her­ke­si çi­le­den çı­kar­dı. Bir yı­lı ge­ri­de ka­lan Ge­zi, bu is­ya­nın öze­tiy­di. Bi­le­şen­le­ri iti­ba­riy­le AKP re­ji­mi mağ­du­ru her sı­nıf­tan, her yaş­tan, her din­den, kül­tür­den, et­ni­den, cins­ten in­san­la­rın bu­luş­tu­ğu is­yan mey­da­nıy­dı Ge­zi ve Tak­sim ala­nı.

Kor­ku­ta­rak…

Tak­sim Mey­da­nı’n­dan tüm İs­tan­bu­l’­a, ora­dan Ana­do­lu­’nun bü­tün kent­le­ri­ne yan­sı­ya­rak bir ha­zi­ran is­ya­nı ha­li­ni alan bu kal­kış­ma­yı, nut­ku tu­tu­la­rak, hat­ta pa­nik­le­ye­rek iz­le­yen RTE, o gün­den bu ya­na ça­re­yi, “el­de­ki­ni­” kon­so­li­de ede­rek, ola­bi­le­cek­le­re kar­şı koy­ma­ya ça­lı­şı­yor.
“El­de­ki­le­ri­” sü­rek­li teh­dit al­gı­sı ile bir ara­da tut­ma­ya ça­lı­şı­yor. Baş ör­tü­nüz eli­niz­den gi­der, imam ha­tip­le­ri­niz eli­niz­den gi­der, bi­zim­le ge­len ka­za­nım­la­rı­nız eli­niz­den gi­der… Kürt kit­le­le­re bi­le, biz gi­der­sek si­ze “çö­zü­m” prog­ra­mı su­na­cak kim­se kal­maz, kim­lik­le­ri­niz red­de­di­lir, es­ki gün­le­re dö­ner­si­niz kor­ku­su ya­yı­yor RTE. Yok­sul in­san­la­ra, biz gi­der­sek kö­mür, bak­li­yat vb. yar­dı­mı ala­maz­sı­nız teh­di­ti ya­yı­yor. As­ga­ri üc­ret­li, ka­yıt­lı-ka­yıt­sız, mes­lek has­ta­lı­ğı, iş ci­na­ye­ti teh­di­di al­tın­da ça­lı­şan mil­yon­lar­ca iş­çi­yi bi­le, biz gi­der­sek kriz çı­kar işi­niz­den, gü­cü­nüz­den olur­su­nuz, borç­la­rı­nı­zı öde­ye­mez­si­niz, di­ye kor­ku­tu­yor.
İş­te an­cak bu “ö­cü­”le­rin yar­dı­mıy­la AKP, 30 Mart ye­rel se­çi­min­den ka­yıp­la­rı­nı sı­nır­lı tu­tup yüz­de 43’te fren­le­ye­bil­di. Ya son­ra? Sı­ra­da Cum­hur­baş­kan­lı­ğı ve ge­nel se­çim­ler var. O mu­ha­re­be­ler­de de RTE’­nin tak­ti­ği de­ğiş­me­ye­cek. Her fır­sat­ta kit­le­si­ni, baş­ta ken­di­si­ni mağ­dur gös­te­rip, söz­de mağ­dur­la­ra “saf­la­rı sı­kı­laş­-
tı­rı­n” ko­mu­tu çe­ki­yor, çek­me­ye de­vam ede­cek.

Da­ğıl­ma…

Re­jim ola­rak in­şa et­ti­ği ucu­be­nin ise her ya­nın­dan di­kiş­le­ri atı­yor. Ya­sa­ma-yar­gı-yü­rüt­me; erk­ler ara­sı güç­ler ay­rı­lı­ğı pren­si­bi­ne kar­şı yü­rüt­tü­ğü sa­vaş, züc­ca­ci­ye dük­ka­nı­na gir­miş fil et­ki­si yap­tı. 17 Ara­lık rüş­vet ve yol­suz­luk ope­ras­yo­nu ile or­ta­ya çı­kan bü­yük ka­yır­ma­cı­lık­lar, dev­let har­ca­ma­la­rı ve yet­ki­le­ri­ni rüş­ve­te, yol­suz­lu­ğa tah­vil et­me, bu­nun üs­tün­den hem par­ti büt­çe­si­ni hem ki­şi­sel büt­çe­le­ri ih­ya et­me re­za­le­ti ile ya­şa­mak, re­jim için ar­tık ol­duk­ça güç. Ba­ga­jı ce­set­ler­le do­lu bir oto­mo­bil­le do­laş­ma­ya ben­zi­yor hal­le­ri.
İn­şa et­me­ye ça­lış­tık­la­rı ge­ri­ci-ne­oli­be­ral re­ji­me baş­lar­da dı­şa­rı­dan bul­duk­la­rı des­tek­ler, ar­tık yok. Ne AB­D’­si, ne AB’­si ta­ham­mül ede­bi­li­yor. Ce­ma­at is­ya­nı, de­rin bir ka­yıp ver­di AK­P’­ye. Bak­ma­yın hu­kuk dev­le­ti­ni as­kı­ya ala­rak yar­gı ve em­ni­ye­ti hal­laç pa­mu­ğu gi­bi atıp 17-25 Ara­lı­k’­ı ya­tış­tır­dık­la­rı­na; Pi­rus za­fe­ri­dir el­de­ki, var­sa bir za­fer ta­bi­i…

Eko­no­mi de…

Re­jim, si­ya­se­ten ol­du­ğu ka­dar eko­no­mik cep­he­de de dö­kül­mek­te­dir. On kü­sur yıl ön­ce­si­nin dış dün­ya im­kan­la­rı­nı ve içe­ri­de­ki avan­taj­la­rı te­pe te­pe kul­la­na­rak in­şa­at odak­lı kur­gu­la­nan bi­ri­kim çar­kı tek­li­yor. Si­ya­si he­def­le­re araç ya­pıl­mış eko­no­mi, ho­var­da bir ta­vır­la Tür­ki­ye­’nin ge­le­ce­ği­ni tü­ket­ti, re­ka­bet gü­cü­nü erit­ti. Bu­nu onar­mak hiç ko­lay ol­ma­ya­cak. Sırt­ta ağır dış borç yü­küm­lü­lük­le­ri var, dı­şa­rı­dan ser­ma­ye mus­luk­la­rı ar­tık ak­mı­yor, tıs­lı­yor. Re­ji­min eko­no­mik kı­rıl­gan­lı­ğı­na si­ya­si kı­rıl­gan­lık ris­ki ek­len­di ve kim­se Tür­ki­ye­’ye ya­tı­rı­ma gü­le oy­na­ya gel­mi­yor…
Re­ji­min hem dı­şa­rı­da hem içe­ri­de meş­ru­iye­ti sor­gu­la­nır hal­de. Haf­ta so­nu Al­man­ya­’da­ki RTE kar­şı­tı gös­te­ri­ler, ta­ri­hi­miz­de em­sa­li gö­rül­müş şey­ler de­ğil. Her ulus­la­ra­ra­sı top­lan­tı AKP re­ji­mi­ni te­l’­in fır­sa­tı ola­rak kul­la­nı­lı­yor. İçe­ri­de, bir za­man­lar en bü­yük meş­ru­iyet pa­yan­da­sı olan “yet­mez ama evet­çi­” li­be­ral­ler, ‘en mu­ha­li­f’ ol­ma­ya ça­lı­şa­rak gü­nah çı­kar­ma ya­rı­şın­da­lar…

Ge­çiş dö­ne­mi

Re­ji­mi, ön­ce Köşk, ar­dın­dan ge­nel se­çim­ler­de saf dı­şı bı­rak­ma­nın yo­lu, her yön­den bir “ge­çiş dö­ne­mi­” ya­şa­ma­mız ge­rek­ti­ği ger­çe­ği­ni önü­mü­ze ko­yu­yor. Bu ge­çiş sü­re­ci de AKP kar­şı­tı bir di­zi si­ya­si par­ti, akım, gru­bun çok yön­lü bir it­ti­fak tec­rü­be­si ya­şa­ma­sı­nı şart ko­şu­yor. İt­ti­fak­la­ra git­mek, ken­di doğ­ru­la­rı­nız­dan vaz­geç­mek de­mek de­ğil­dir, ken­di kim­ya­nı­zı, kod­la­rı­nı­zı boz­mak de­mek de­ğil­dir. Ta­rih­te­ki an­ti-fa­şist cep­he de­ne­yim­le­rin­de, yan ya­na ge­len­le­re ba­kın, an­lar­sı­nız.
Ge­çiş dö­ne­mi­nin ilk adı­mın­da Köşk se­çim­le­rin­de de aday be­lir­ler­ken, Tür­ki­ye­’nin bir ge­çiş dö­ne­mi Cum­hur­baş­ka­nı­’na, de­va­mın­da da bir ge­çiş dö­ne­mi hü­kü­me­ti­ne ih­ti­ya­cı ol­du­ğu­na ik­na ol­mak ge­re­kir. Böy­le ba­kıl­ma­yıp be­nim par­tim, be­nim saf prog­ra­mım ve be­nim kır­mı­zı çiz­gi­le­rim di­ye da­yat­mak, ak­lı se­lim işi ol­ma­ya­cak­tır.
Her bü­yük dö­nü­şüm, anor­mal­den nor­ma­le ge­çiş, kes­kin bir U dö­nü­şüy­le ya­şan­maz. Her tür dik­ta­tör­lük­ten de­mok­ra­si­ye dö­nüş ça­ba­la­rı­na ba­kın, uz­la­şı­lar­la örü­lü bir “ge­çiş sü­re­ci­” ya­şan­dı­ğı­nı gö­rür­sü­nüz. Evet, 12 yıl­lık yı­kı­mı aş­mak, ya­ra­la­rı sar­mak, ye­ni­den de­mok­ra­tik bir ik­lim ya­rat­mak için “ge­çiş dö­ne­mi­”ne ve onun araç­la­rı­na, yak­la­şı­mı­na, prog­ra­mı­na, ak­tör­le­ri­ne ih­ti­ya­cı­mız var
.

(28 mayıs, Sözcü)

Araştırma - Haber kategorisine gönderildi | “Geçiş dönemi” politikaları için yorumlar kapalı

Mining: The sector with low added value, high loss of life

 

 

MUSTAFA SÖNMEZ – Hürriyet Daily News, May/26/2014

The occupational murder in Manisa province’s Soma district shocked the whole world and generated grief with its official death toll of 301. It has also brought coal mining and the working conditions in mines onto the agenda.

Mining in Turkey is generally discussed through work accidents and deaths rather than through its high added value, employment or exports. Mining actually has a small place in the economy in terms of added value and employment, but it has always been put under the microscope with its uncontrolled and risky working conditions.

Indicators

In terms of mining resources, the central developed countries have for years processed third country mines and carried them to their countries as raw material, turning them into products with high added value. While they are trying to do the same things as much as they can, those countries that have become aware of the situation are trying to produce semi-processed or processed products with high added value, instead of raw materials, and are developing their exportation.

Again, when viewed as a whole, a significant portion of the world’s limited mine resources are in developed or rising countries. For example, the share of mining in the country’s gross national product is 5 percent in the U.S., 4 percent in Germany, 3.7 percent in Canada, 6.5 percent in Australia, 22 percent in Russia, 8.5 percent in Chile, 6.5 percent in South Africa and 3 percent in Brazil. However, it is around 1 percent in Turkey. untitled

Profile

Turkey is an importer in coal and also an importer of metal ore, and it imports nearly $1 billion worth of them each year. When considered that the annual import is almost 250 billion dollars, this is not an important figure. Also, Turkey spends $1.2 billion annually for metal ore. On the other hand, its exports in metal ore and quarry products reach $3.5–4 billion annually. When one considers that overall annual exports reach $150 billion, this is not a big export item. Again, when crude oil and natural gas are excluded, Turkey is an exporting sector in mining with an annual net $1.5 billion.

In the mining sector, where coal and lignite prevail, nearly 145,000 registered workers are active, according to Social Security Institution (SGK) data. This constitutes 1.2 percent of total registered workers in Turkey.

In mining, nearly 55,000 workers are active in coal and lignite coal production. In quarry, sand and marble mining, the number of workers exceeds 56,000, while in metal ore mining the number of workers is around 23,000.

According to the SGK, the number of registered mining facilities is 6,558. Among them, 4,500 mines operate in quarry, sand and marble. The average number of workers in each mine is only 12, though the average number of workers in coal and lignite coal mines is 75.

After privatizations, the public share in mines went down significantly. Only 12 percent of the nearly 145,000 mine workers are publicly employed.

The wage of the miner, which is earned in high-risk circumstances, is low compared to other sectors.

According to a survey conducted by the Turkish Statistical Institute (TÜİK) on labor force costs, the mining labor force – which is generally provided from the rural region due to more mines being located there and because not many qualifications are needed for the job – is found to be the cheapest labor force.

In TÜİK’s data on monthly average costs and gross earnings, the average monthly gross earning of miners in 2012 was found to be 1,523 Turkish Liras ($846). Data also shows that miners’ wages were 25 percent lower than the average worker’s wage. In 2012, the monthly average gross earnings of Turkish workers was found to be 2,045 liras ($1,136). The most important factor in these low wages in the mining sector is the scarcity of trade unions. According to Labor and Social Security Ministry statistics, only 20 percent of the workers in the mining sector are members of a trade union.

With the rapid privatization in the sector, the number of workers belonging to a trade union also decreased rapidly. Employment in the sector decreased due to workers retiring after their mines were closed, and it also became quite difficult to organize the existing workers and gather them under a union. Flexible working methods, sub-contracting and the leasing system all contribute to working models that make it very difficult for workers to join a trade union.

Lack of occupational safety 

Meanwhile, 2.3 percent of all workers who have been employed in the past 12 months in Turkey have experienced an occupational accident. However, when reviewed according to sectors, the rate of those who have had a job accident in the past year in the mining and quarrying sector is 10.4 percent, while in the electricity and gas sector it is 5.2 percent, and in the construction sector it is 4.3 percent. The fact that technology in the mining sector is not being updated is crucial to the mining sector coming last in occupational safety. The fact that coal extraction is conducted in galleries underground increases risks, while in regions such as Soma the fact that the coal seams burn also increases the risk. There have reportedly been debates in the Cabinet about whether to terminate coal production in places such as Soma. However, the Energy Ministry – which is aiming to reduce dependency on energy imports by focusing on local fuels – does not want to give up on coal, and is including coal in the packages of several electric power plant privatizations. Nevertheless, in the wake of the last major disaster, the private sector is expected to be extra careful.

 

Araştırma - Haber, English kategorisine gönderildi | Mining: The sector with low added value, high loss of life için yorumlar kapalı

Borazan medya , TRT ve AA…

Türkiye’de  medya , AKP rejiminin kutuplaştırdığı Türkiye’de en erken kümelenen  alan oldu. 2014 yılına 5’li bir kümelenme ile girildi ve son görünüm şu şekilde:

     1) AKP iktidarı medyası( Sabah,  Star,Yeni Şafak, Akşam, Türkiye grupları,  grup televizyon ve radyo kanalları; ayrıca TRT ve AA devlet medyaları);

2) İktidara yakın duran, biat etmiş Doğuş( NTV,), Ciner(Habertürk), Demirören (Milliyet-Vatan) grupları;

3) Cemaat medyası(Zaman, Bugün gazeteleri ve bağlı televizyon, radyo kanalları)

4) AKP iktidarına biata (yer yer) direnen ve  niceliksel olarak en büyük medya grubu Doğan (Hürriyet, Posta ve bağlı TV kanalları),

5) AKP iktidarına farklı yerlerden direnen muhalif , irili ufaklı medya (Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Yurt, Birgün, Sol, Evrensel, Özgür Gündem , Yeni Çağ, Milli Gazete, mizah dergileri ve birkaç TV, radyo kanalı, portallar).

Bu beş kümeli fotoğrafın , yaşanan konjonktürün sınıf mücadelesini yansıtan bir fotoğraf olduğu ve mücadelenin kazananına, kaybedenine göre yeniden şekilleneceğini unutmamak gerekiyor.

Yandaş…

RTE, 2003 yılından itibaren medyayı önemsedi ve kendisine organik bir medya kümesini hemen inşaya başladı. Bunların çarkının dönmesi için gerekli parayı da, son tapelerden anlıyoruz ki, özelleştirmeden imara, altın katakullisinden, elektrik-maden lisanslarına, kamu ihalelerine kadar bir dizi kamunun kontrolündeki alandan devşirdiği avanta-rüşvet havuzundan karşılamış ve karşılamaya devam ediyor. Ama, bu organik medya, bugün niceliksel gücüne rağmen,  kitlelere erişmekte yetersiz kalıyor. Çünkü inandırıcılıklarını yitirmiş durumdalar. Oy vermiş görünen yüzde 43 seçmen bile yandaş TV kanallarını pek izlemiyor, gazetelerini almıyor. Özellikle gazetelerin tirajları, ilan edilen tiraj verilerinin çok çok altında. Reklamverenler, açıklanan tirajlara inanmıyor ve reklam vermeyince tehdit alıyorlar.

Bütün bunun üstüne bir de kamu medyası var tepe tepe kullanılan. Lafı bu kuruluşlara yani TRT ve Anadolu Ajansı’na getirmek istiyorum.

14 Kanallı TRT

Bağımsız kamu yayıncılığı yapması gereken TRT ve AA, tarihlerinin hiçbir döneminde olmadığı kadar AKP iktidarına bağlı ve parti yayın organı gibi çalışan kuruluşlar durumuna getirildiler, hem de halkın parasıyla.

TRT ağına bakın;  14 televizyon kanalı, 7 ulusal, 6 bölgesel,1 yerel, 2 uluslararası radyo kanalı, trt.net.tr vetrt.world.com üzerinden 35 dil ve lehçede yayın,teleteks yayını ve  dergicilik  faaliyetleri…Peki bu çark nasıl dönüyor, paralar nereden? Cevabı Hazine Müsteşarlığı’ndan aktaralım; “ TRT gelirlerinin %88’ini elektrik hasılatından alınan paylar ve bandrol ücret gelirleri toplamından oluşan Kamusal Katkı Gelirleri oluşturmaktadır. 2012 yılında elektrik hasılat geliri 662 milyon TL, bandrol ucret geliri ise 546 milyon TL…”

Durum açık: her ay elektrik faturalarımıza çaktırmadan yüklenen TRT payları ile çark dönüyor, bir de satın aldığımız TV setlerine yapıştırılan bandrollerden. Peki sadece 2012’de 1,2 milyar TL yi aşan bu kemiksiz gelirin yanında reklam almış mı TRT?Almış, 160 milyon TL’lik. Yani bizden alınanın yüzde 13’ünden ibaret reklam geliri. Toplamı yaklaşık 1,4 milyar TL’yi bulan bu gelirin 400 milyon TL’si 7 bin küsur TRT personeline ödeniyormuş. Kalan 1 milyar TL’nin  850 milyonu da iç ve dış-özellikle yandaş firmalara yaptırılan- prodüksiyona. Kalite ne, objektiflik, bağımsızlık ne? TRT, Bülent Arınç’a  bağlı desem, cevap için yeterli olur mu?

Anadolu Ajansı

Gelelim Anadolu Ajansı’na… Rejimin tepe tepe kullandığı Anadolu Ajansı, bağımlı, organik hale sokulan bir diğer kamu kuruluşu. 650-700 dolayında personeli olan AA’nın gelirleri bin dolayındaki aboneden. Ama sonuçta, 2012’de  120 milyon TL gelir elde edilmiş bu abonelerden. Başbakan RTE’ye bağlı Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü her yıl toplam abone geliri kadar bir destek çıkıyormuş AA’ya. RTE, parayı veriyorsa düdüğü de çalacak elbette. Ama abone ve destekten gelen 250 milyon TL’nin yarısı personele gidince, AA sürekli zararda. 2012 zararı da 26 milyon TL…

Kamu medya kuruluşları, özerk, editoryal bağımsızlığı olan kamuya hesap verebilir kuruluşlar durumuna getirilmelidir. BBC , model alınabilir.(27 Mayıs 2014, Sözcü)

SECİLMİŞ GOSTERGELER 2010 2011 2012

Genel kategorisine gönderildi | Borazan medya , TRT ve AA… için yorumlar kapalı

Kürt ener­ji­si ve Bar­za­ni­leş­tir­me…

Tür­ki­ye’­ye yi­ne gün­dem da­yan­mı­yor. Hay­huy için­de AKP re­ji­mi­nin ül­ke­nin ba­şı­nı be­la­ya so­ka­cak ba­zı se­rü­ven­le­ri de göz­ler­den ka­çı­yor. Geç­ti­ği­miz haf­ta, ih­mal­le­riy­le So­ma kat­li­amı­nın fa­il­le­rin­den sa­yı­lan Ener­ji Ba­ka­nı Ta­ner Yıl­dız, Ku­zey Ira­k’­tan çı­ka­rı­lıp Bo­taş ara­cı­lı­ğıy­la Cey­ha­n’­da de­po­la­nan pet­rol­den 1 mil­yon va­ri­lin Av­ru­pa pa­zar­la­rı­na sev­ke­dil­di­ği­ni ve bu­nun Irak hü­kü­me­ti­nin bil­gi­si da­hi­lin­de ol­du­ğu­nu söy­le­di.

Bağ­dat ve ABD

Irak Pet­rol Ba­kan­lı­ğı ise, ül­ke­de­ki pet­ro­lü “il­le­gal yol­lar­la ih­raç et­me­de iş­bir­li­ği ya­pa­n” Tür­ki­ye ve BO­TAŞ hak­kın­da im­za­lan­mış an­laş­ma­yı ih­lal et­tik­le­ri ge­rek­çe­siy­le hu­ku­ki iş­lem­le­ri baş­lat- ­tı­ğı­nı, ko­nu­nun, ulus­la­ra­ra­sı mah­ke­me­le­re ta­şı­na­ca­ğı­nı bil­dir­di. Da­ha­sı, pet­ro­lün Ira­k’­tan “ça­lın­mı­ş” hük­mün­de ol­du­ğu­nu ifa­de et­ti.
Pe­ki ABD ne yap­tı? Dı­şiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı Söz­cü­sü Jen Psa­ki, Bağ­da­t’­ın ona­yı ol­mak­sı­zın ya­pı­lan ih­ra­cat­la­rı des­tek­le­me­dik­le­ri­ni, bu onay ol­mak­sı­zın sü­ren pet­rol ih­ra­ca­tı­nın ken­di­le­rin­de kay­gı ya­rat­tı­ğı­nı bir kez da­ha di­le ge­tir­di.

Ne­ler olu­yor?

Ko­nu ye­ni de­ğil; AKP, kam­bur ya­rat­ma pa­ha­sı­na ya­ban­cı ser­ma­ye­nin akı­şıy­la bü­yü­müş eko­no­mi­nin, ken­di­si­ni bir “böl­ge­sel gü­ç” ha­li­ne ge­tir­di­ği­ne inan­dı. Da­vu­toğ­lu, “Ye­ni Os­man­lı­” ga­zıy­la bu­na RTE­’yi inan­dır­dı. RTE de ak­lın­ca hem Ku­zey Ira­k’­ı Tür­ki­ye­‘nin uy­du­su ya­pa­cak, ener­ji gi­der­le­ri­ni azal­tıp, ih­raç pa­za­rı­nı bü­yü­te­cek hem de bu­nun üs­tün­den PKK me­se­le­si­ni, “Tür­ki­ye­’yi böl­dür­me­den, Tür­ki­ye­’yi ge­niş­le­te- ­re­k” çö­ze­cek­ti!.. Bu­nun için ya­pıl­ma­sı ge­re­ken, Bar­za­ni’­yi dol­du­ru­şa ge­ti­rip Ma­li­ki yö­ne­ti­mi­ne, Bağ­da­t’­a kar­şı dik­len­me­si­ni sağ­la­mak­tı. Ge­çer­ken ha­tır­la­ta­lım; o gün­ler­de, bu­gün RTE­’yi to­pa tu­tan Ha­san Ce­mal ile Cen­giz Çan­dar, bu se­rü­ve­nin med­ya sim­sar­lı­ğı­nı ya­pı­yor, des­tek­li­yor­lar­dı.
2005 Irak Ana­ya­sa­sı­’nı yap­tı­ran ABD, is­tik­rar için tüm ener­ji kay­nak­la­rı­nın Bağ­da­t’­tan yö­ne­til­me­si ge­rek­ti­ği­ni, Özerk böl­ge­le­rin ken­di baş­la­rı­na ener­ji an­laş­ma­sı ya­pa­ma­ya­cak­la­rı­nı sı­kı sı­kı­ya Ana­ya­sa­’da net­leş­tir­miş­ti. Ener­ji en­düs­tri­si, mer­ke­zi bi­çim­de iş­le­ti­li­yor ama ge­li­ri yi­ne mer­kez­den böl­ge­le­re, nü­fu­sa gö­re pay­laş­tı­rı­lı­yor. Ku­zey Irak Kürt nü­fu­su da ge­li­rin yüz­de 17’si do­la­yın­da pay alı­yor.
Ne var ki, Kürt yö­ne­ti­mi­ni bu pay kes­mi­yor. He­le ki ora­yı bir ih­ra­cat ve in­şa­at üs­sü ha­li­ne ge­ti­ren RTE ik­ti­da­rı, Bar­za­ni­’yi Bağ­da­t’­a kar­şı dur­ma­dan kış­kırt­tık­ça… Bu du­rum ise AB­D’­nin hiç ho­şu­na git­mi­yor. ABD için Ira­k’­ın bö­lün­me­si is­te­nir bir şey de­ğil; bu­gün­kü çı­ka­rı, Ira­k’­ın top­rak bü­tün­lü­ğün­den ya­na.

RTE ka­şı­yor…

Bü­tün bun­la­ra rağ­men, RTE, Bar­za­ni­’yi kol­lu­yor, ge­re­kir­se ba­ğım­sız­lık ilan eder­sin, ar­kan­da olu­ruz, di­ye kış­kır­tı­yor. Ne­den? Bi­rin­ci­si, ha­mi­lik tas­la­may­la, Kürt ham pet­rol ve do­ğal­ga­zı üze­rin­de ön­ce­lik hak­kı el­de et­mek is­ti­yor. İkin­ci­si, Bar­za­ni­’yi ka­na­dı­nın al­tı­na çek­tik­çe Tür­ki­ye­’de­ki Kürt­le­re de me­saj ve­ri­yor. RTE, 30 Mart se­çim kam­pan­ya­sı­nı Di­yar­ba­kı­r’­da sah­ne­ye tür­kü­cü­ler Şi­van ile İbo­’yu çı­ka­ra­rak Bar­za­ni ile yap­tı. “Bu­ra­la­rın da ha­ki­mi be­nim. Bar­za­ni bü­yük­lü­ğü­mü ka­bul edi­yor, PKK uyum-­suz­luk çı­ka­rı­yor. Siz de PKK’­nın pe­şi­ni bı­ra­kıp Bar­za­ni­le­şir­se­niz, ge­le­cek­te siz de hem eko­no­mik hem kül­tü­rel, si­ya­si ola­rak ka­za­nır­sı­nı­z” de­me­ye ge­ti­ri­yor.

Şim­di olan ne?

Şim­di­ler­de Bağ­da­t’­ın şid­det­li kar­şı çı­kı­şı­na rağ­men, Cey­ha­n’­da de­po­lan­mış pet­ro­lü pa­za­ra çı­kar­ma ey­le­mi ile AKP ne yap­mak is­ti­yor? An­la­şıl­ma­sı güç de­ğil; Bar­za­ni üs­tün­den yi­ne Gü­ney­do­ğu­’ya Kürt seç­me­ne şu tür­den me­saj­lar gön­de­ri­yor: “Böl­ge­nin ha­ki­mi be­nim. Bağ­da­t’­a, hat­ta ABD ye rağ­men Er­bi­l’­e, pet­ro­lü­nü sat­ma­sı ko­nu­sun­da kol ka­nat ger­dim. Ya­rın Cum­hur­baş­kan­lı­ğı, hat­ta son­ra­sın­da Baş­kan­lık yet­ki­le­rim­le tüm Kürt coğ­raf­ya­sın­da da­ha ha­kim du­ru­ma ge­le­ce­ğim. Bar­za­ni­’yi kol­la­rım, ge­re­kir­se fe­de­re dev­let ola­rak Tür­ki­ye­’ye ka­ta­rım. Böy­le­ce Irak Kür­dis­ta­nı ener­ji kay­nak­la­rın­dan da­ha çok is­ti­fa­de im­ka­nı­mız olur, do­ğal­gaz fa­tu­ra­mız dü­şer, on­lar da­ha çok ka­zan­dık­ça bi­ze de da­ha çok ih­ra­cat ve in­şa­at işi çı­kar. Bun­dan Gü­ney­do­ğu­lu Kürt­ler ola­rak en çok siz ya­rar­la­nır­sı­nız. Ama bü­tün bun­lar be­nim Çan­ka­ya­’ya çı­kı­şı­ma yar­dım­cı ol­ma­nız ha­lin­de olu­r.”
Bu oyu­nu RTE, 30 Mart ön­ce­si de oy­na­dı ve ka­bul edil­me­li ki Gü­ney­do­ğu­’da oy ora­nı­nı ar­tır­dı. Kürt seç­me­nin hız­la “Bar­za­ni­leş­ti­ril­me­k” is­ten­di­ği açık. Bel­ki de bu­nun so­nu­cu, BDP, da­ha çok Tür­ki­ye par­ti­si ol­ma id­di­asıy­la HDP kos­tü­mü­ne gir­di. AK­P’­ye kar­şı de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­ne du­yar­lı bir Tür­ki­ye par­ti­si al­gı­sı için uğ­ra­şır gö­rü­nüm­de. Çün­kü “Kürt­le­ri Bar­za­ni­leş­tir­me­” teh­di­ti bü­yük. Yi­ne de ne ola­ca­ğı­nı, he­le ki ağus­to­s­ta Köşk için Kürt si­ya­se­ti­nin na­sıl bir du­ruş ser­gi­le­ye­ce­ği­ni an­la­mak için, bek­le­yip gör­mek ge­re­ki­yor.(26 mayıs 2014, Sözcü)

Araştırma - Haber, Genel kategorisine gönderildi | Kürt ener­ji­si ve Bar­za­ni­leş­tir­me… için yorumlar kapalı

Konut balonu her an patlayabilir…

 

AKP rejiminin dikişleri attı. Her gün bir parçası elimizde kalabilir. Kâr hırsıyla linyite aşırı yüklenmenin ilk kurbanları 301 Somalı oldu. Devamında kimbilir neler olacak…

HES için dere, çay yağmalayarak verdikleri zarar ortada. Rüşvet ve yolsuzluklarla ne tür rezaletleri göze aldıkları ortada. İstanbul’u ne hale soktukları ortada. Pisliklerini örtmek için hukuk devleti ve bağımsız yargı adına ne varsa tarümar ettikleri ortada.
Önlerine geçilmez ise, tahribatlar, enkazlar sürecek, hiç kuşkunuz olmasın. Heybedeki turplardan biri de konut balonu. Her an patlayabilir, bilesiniz.

AKP ve konut…

Konut, AKP rejiminin inşasında ve tırmanışında önemli bir araç oldu. Soruyorlar, özellikle de yabancı gözlemciler, gazeteciler; “AKP’nin ekonomi vizyonu nedir?” diye. Yanıtlıyorum; AKP’nin pek bir ekonomi vizyonu yok, bir siyasi rejim kurma hedefi var ve ekonomi, o yolda bir araç. Neye mal olacaksa olsun, onu asıl hedefe taşıyacak bir araç. Nitekim, RTE bu aracı, “konut ağırlıklı inşaat” olarak seçti. Hem konut üstünden kendi “nurjuvazisi”ni palazlandırmak hem de konuta duyarlı seçmeni fethetmek vardı hedefinde.
On küsur yılda da bu araçla bir yere kadar geldi. TOKİ üstünden inisiyatif aldı, Arsa Ofisi’ni TOKİ’ye bağlayarak kamu arsalarında inanılmaz bir imkanı ele geçirdi. Ayrıca belediyeler, özellikle de İstanbul üstünden imar yetkisini tepe tepe kullandı. Dışarıdan akan yabancı kaynağı inşaata odakladı. Krediler, müteahhitlere olduğu kadar konut kredisi biçiminde tüketicilere aktarıldı, böylece konut odaklı bir birikim çarkı dönmeye başladı. Bunu, kentsel altyapı yatırımlarından duble yol, hava meydanı vb. kamusal altyapı inşaatları izledi…
İnşaata odaklı birikimle çark döndü dönmesine ama unutulan bir şey vardı; Bunlar hep iç pazara dönük, döviz kazandırmayan, tersine döviz harcatan bir hatta ilerliyordu. Ayağa dolanan, döviz açığı yani milli gelirin yüzde 8’ine ulaşan cari açık oldu. Birikim kervanı artık kolay ilerlemiyor, tıkandı, tekliyor.
Konut ağırlıklı inşaat furyası arkasında bir kambur daha bıraktı; balon fiyatlar… İstanbul rantının medya marifetiyle de cilalanması, yanı sıra alternatif yatırım alanlarından öncelikle faizin getirisinin çok düşük olması, konuta talebi kamçıladıkça, fiyatlar da şişti. Ne kadar mı?

Adsaa

Merkez Bankası’na göre…

Bu konuda Merkez Bankası istatistik üretiyor ve her ay konut fiyat indeksi yayınlıyor. Bunu yaparken konut fiyatlarını eski ve yeni olarak, il-bölge bazında ayrıştırıyor.
Son yayımladığı istatistik, Şubat 2014’e ait ve ortaya çıkan manzara ürkütücü. Şubat 2013-2014 döneminde, 12 ayda İstanbul’da yeni konut fiyatlarının yüzde 20 arttığı ortaya konuluyor. Aynı dönemde artış Ankara’da yüzde 15, İzmir’de de yüzde 14. Peki TÜFE, yani ortalama enflasyon? Yüzde 8… Demek ki, sadece son 1 yılda enflasyonun çok üstünde bir şişme var konut fiyatlarında. Durumu 2010 yılını baz(=100) alırsanız balon iyice sırıtıyor; Şubat 2010-2014 döneminde İstanbul’da konut fiyat artışı yüzde 80, enflasyon artışı ise yüzde 33… Aradaki farkı görebiliyor musunuz?
Balon, konutta olduğu kadar ofis fiyatları için de geçerli. Balonlaşmanın bir diğer göstergesi, mülk fiyatındaki şişkinliğin kiralarda görülmemesi. Her yıl TÜFE ortalama yüzde 7-8 artarken kira artışları yüzde 4-5 dolayında… Kira, bir dairenin dilim dilim satılması demek özünde. Dairenin fiyatı yüzde 20 artarken dilim fiyatı (kira artışı) yüzde 5’te kalıyorsa, burada daire fiyatının fena halde şişirildiği ortaya çıkar.

Kim öder?

Özellikle son bir yılda yeni daire satışlarında hissedilir bir düşüş olduğu gözleniyor. Bunda, ABD-FED para ikliminin değişmesi ile dolar kurunun tırmanışı, buna 17 Aralık rezaleti ile politik riskin eklenişi ve dolar kurunun dalgalanmalarla ortalama yüzde 12’ye yakın artışı etkili oldu elbette. Artan kura faiz artışı ile cevap verilmesi ve bunun kredi fiyatlarına yansıması ile piyasanın durgunluğa girdiği de malum. RTE’nin faizleri indirin diye tutturması, müteahhitlerin sıkışıklığından. RTE ile didişmemek için yarım puan indirdim dedi MB, ama göstermelik. Artık kolay satılmıyor daireler, özellikle İstanbul’da. Dairelerin üstündeki etiketlere kuşku ile bakıyor alıcı.
Gelin görün ki, bu etikete göre arsa alıp, kredi kullanan, bu etikete göre daireyi mal eden ve kâr marjını koyan müteahhit, hayal kırıklığının eşiğinde… Sonuç ne mi olur? Müteahhit bu fiyatla satamaz, fiyat kırarsa, zarar eder, bankaya, piyasaya borçlarını ödeyemez. Tek tek yaprak dökümü başlar.
RTE, TOKİ ve yavrusu Emlak Konut’a, devlet bankalarına, özellikle yandaşlar için, “kurtarın şunları” emri verir, ama nereye kadar, ne işe yarar? Zincir bir kere boşalmaya görsün, seyredin gümbürtüyü…

( 24 Mayıs 2014 Sözcü)

Genel kategorisine gönderildi | Konut balonu her an patlayabilir… için yorumlar kapalı

Yandaşlara kömür santrali…

Soma katliamı ile birlikte kömür madenciliği, daha çok da “cinayetsiz üretim” ekseninde konuşuluyor. Kömür ocaklarını kapatalım, kömür dışı enerji alternatiflerine yoğunlaşalım, diyenler de var.

Kömür, evet, artık daha çok tartışılacak, çünkü, “Tarzan zor durumda” kalınca kömüre sarıldı. İktidar için linyitten elektrik ürettirmek can alıcı bir mesele oldu. Kuşkusuz bunu da yandaşı sermayedarlarla yapmak istiyor. Bunun başımıza neler getireceğini tartışalım, ama önce Tarzan bu duruma nasıl geldi onu hatırlayalım…

Çılgınlık başlıyor…

AKP, 12 yıllık enerji hovardalığına şimdi çıkış arıyor.  Ama bulduğu çözümler yeni çıkmazlara götürüyor. Yanlış, dışarıdan gelen yabancı parayı iç pazara dönük, inşaat odaklı bir büyüme için kullanmakla başladı. TOKİ’ler, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile İstanbul odaklı bir ranta hücum yaşandı. İhtiyaç duyulan enerjiyi, özellikle elektriği, ithal doğalgaza dayalı santrallerle karşılama kolaycılığına gittiler. Sonuçta, petrol, doğalgaz, hatta taş kömürden oluşan enerji ithalatı, toplam ithalatın dörtte birini, 60 milyar doları buldu. Enerji kaynaklarının kabaca yüzde 60’ı ulaşım, yüzde 40’ı elektrik için kullanılıyor.

Elektrik üretimini ithal doğalgaza dayandırmak, “güvenilir” bir politika değil. Yerli linyiti, akarsuyu, rüzgarı vb. kullanmak daha iyi. Geç kaldılar ama, zararın neresinden dönülse kârdır, diye avunuyorlar..

 Yanlışlar…

Yanlıştan kaçarken doğruyu tam bulmuş da değiller. Yerli kaynaklara yönelmek yanlış değil, ama, niye bu kadar enerji tüketiyoruz, tüketime yetişmek yerine, doğru büyüme hattında mıyız? Buna bağlı olarak enerji ihtiyacı gerçek mi? Enerji ihtiyacını sorgulamak yerine, onu karşılamaya, ona yetişmeye koşturmak hâla yanlışa devam demek…  

Neden bu kadar tüketiyoruz, tasarruf etmiyoruz. Mesela evlerde izolasyon, aydınlatmada tasarruf, sanayide aşırı enerji tüketen çimento, demir-çelik üretimlerinin getirisini götürüsünü sorgulamak…Bunlar yapılmıyor, bir an önce elektrik üretimini artırmak, bunu da olabiliyorsa, yerli kaynaklarla yapmaya çalışmak ezberi önde.

İkinci bir yanlış, yerli kaynakları, planlı, kamusal bir çerçevede ve mevcut deneyimli kamu kuruluşlarıyla işletmek yerine, kömürü, dereleri, çayları, hedefi kâr ve sadece kâr olan özel firmaların, onların da yandaş olanlarının  emrine tahsis etmek…Linyitte TKİ, taşkömüründe TTK’nın öncülüğü, elektrik üretiminde EÜAŞ’ın baş aktörlüğü yerine, yandaş  firmalara eldeki kaynakların tahsisi ön planda.

 Yandaşlara…

Kömürü, kamu kuruluşu üreteceğine özel firmalara rödövans, hizmet alımı yöntemleriyle verip üretimi artırmak, ana tercihleri. Her gün yeni modeller icat ettiler. Mesela, elektrik üretim santrallerinin yakıt kaynaklarıyla birlikte özelleştirilmesi stratejisi doğrultusunda, kamuya ait  Seyitömer ve Kangal Termik Santralleri satışı çıkarıldı. Yine kamuya ait Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan santralleri özelleştirilme aşamasında.  Bu santrallere linyit sağlayan TKİ bünyesindeki Güney Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi ve bu müesseseye bağlı Yeniköy Linyitleri İşletmesi de özelleştirme programında.

 Yetmedi;  birçok firmaya santral kurmaları şartıyla, TKİ’ye ait maden sahalarının işletme hakları devredildi. Bolu-Göynük (270 MW), Eskişehir-Koyunağılı (294 MW), Şırnak-Silopi ve Şırnak-Merkez (810 MW), Adana/Tufanbeyli (600 MW) , Soma-Deniş (450 MW) , Bursa Davutlar ve Harmanalanı (270 MW) , Kütahya Tunçbilek (300 MW) , Bingöl Karlıova (150 MW) , kömür lisansın benden, al, elektrik üret kapsamındaki projeler. Bunları alan firmaların çoğu “yandaş”. Dünkü Sözcü’de Soner Yalçın , havuz medya üçlüsünden Kolin’in Soma’da santral projesi olduğunu yazdı nitekim…

Kömür mü,ömür mü?

Hedef açık; elektrik üretmek lazım. Bunun da linyit ile yapılması isteniyor ve linyit ile elektrik üretecek firmalara her tür kolaylık sağlanıyor. Bu ne demek? Bu, şimdiye kadar olmadığı ölçüde kömür üretimi demek. Ama kömür, girdi olarak kullanılacak santralde. Dolayısıyla en düşük maliyetle üretilmeli. Bu da ucuz maden işçiliği, güvencesizlik, ucuz üretim maliyeti, bunu yapmaya kalkarken de yeni Somaları yaşama riski demek.

Kimse, yok öyle değil, bu saatten sonra herkes yoğurdu üfleyerek yiyecek, demesin. Eğer bu kadar sıkışılıp yerli kömüre mecbur kalındıysa ve dünya rekabeti kılıcı tepede sallanıyorsa, verilecek kurbanlarla beraber, üretilecek elektrik, ucuz kömürle, kan bulaşmış kömürle olacak…

Böyle bir sıkışmışlıkta hem kömür, hem ömür olmuyor …Ya kömür, ya ömür zıtlaşmasını getiriyor hayat…Herkes kendi tercihini kullanacak; patron kömürü, işçi ömürü savunacak…(22 Mayıs, 2014 Sözcü)

Genel kategorisine gönderildi | Yandaşlara kömür santrali… için yorumlar kapalı

Kendilerine Müslümanlar…

 


 

So­ma kat­li­amı gü­ya yar­gı­ya in­ti­kal et­ti. Keş­ke içi­miz ra­hat ol­say­dı. Ama ola­mı­yor. Çün­kü hu­kuk dev­le­ti, ba­ğım­sız yar­gı adı­na ne var­sa her şe­yi ken­di­le­ri­ne ben­zet­ti­ler. Ya­zı­yo­rum bu­ra­ya, ora­dan da adil bir yar­gı­la­ma çık­maz. On­ca bi­ça­re öl­dük­le­riy­le ka­lır­lar. Ar­ka­da­şım Yaz­gü­lü Al­do­ğan şe­hit­lik ede­bi­ya­tı­na tep­ki ola­rak “Ne şe­hit­tir ne ga­zi, kâr yo­lu­na git­ti Ni­ya­zi­” di­ye yaz­mış. Muk­te­dir, fır­sat bil­miş, ca­nı fe­na hal­de sı­kıl­mış kit­le­si­ni ye­ni­den kon­so­li­de ede­cek ya, di­li­ne do­la­mış Yıl­maz Öz­dil ile bir­lik­te Yaz­gü­lü­’yü… Yi­ne bil­dik teh­dit­ler­le mey­dan top­lu­yor. Boş, ne yap­sa boş. Çö­kü­şü, Ge­zi ile baş­la­dı. Bir yıl­dır if­lah et­mi­yor.
Ne­ye el at­sa­nız eli­niz­de ka­lı­yor. Yol­suz­luk, hır­sız­lık, ar­sız­lık ve so­nun­da iş ci­na­yet­le­ri. Da­ha ne­ler ne­ler gö­re­ce­ğiz, bek­le­yin. Olan top­lu­ma, özel­lik­le de in­san­lık­tan çı­ka­rı­lan yok­sul Ana­do­lu in­sa­nı­na olu­yor. Bu top­lum hır­sı­za, ar­sı­za, ca­ni­ye oy mu ve­rir di? Ve­rir ol­du. Kim­ya­sı­nı boz­du­lar, ken­di­le­ri­ne ben­zet­ti­ler. El­le­ri­nin al­tı­na öy­le pa­ra­lar geç­ti ki, on­la­rı öy­le de­ne­tim­siz,ba­ba­la­rın ma­lı gi­bi kul­lan­dı­lar ki, her­ke­si, her du­rum­da bo­yun eğer ha­le ge­tir­di­ler. Ama sür­mez.

Mil­li ge­li­rin yüzde 40’ı…

Pa­ra­nın sor­gu­suz su­al­siz hü­küm­ran­lı­ğın­da sür­dü­rü­len fa­şist ic­ra­atın kay­na­ğı da ne acı ki, bi­ça­re ça­lı­şan­lar, emek­li­ler. On­la­rın sır­tın­da­ki ver­gi yü­kü. Yüz­de 70’i KDV, ÖTV, yüz­de 15’i üc­ret­li­le­rin ver­gi­sin­den olu­şan bir ha­zi­ne­ye, ha­raç me­zat sat­tık­la­rı ka­mu var­lık­la­rı ile akan özel­leş­tir­me ge­lir­le­ri, yet­me­di, alı­nan borç­lar ak­tı. Ve sa­de­ce mer­ke­zi büt­çe­den 2013’te 408 mil­yar TL’­yi, ya­ni mil­li ge­li­rin yüz­de 26’sı­nı har­car­ken se­mir­me­ler, ken­di nur­ju­va­zi­le­ri­ni ya­rat­ma­lar, çal­ma­lar, çırp­ma­lar ya­şan­dı…
2013’te sa­de­ce mer­ke­zi büt­çe­den har­ca­ma­lar 408 mil­yar TL ama bu­na SGK’­yı, be­le­di­ye­le­ri, dö­ner ser­ma­ye vs. yi ka­tın, edi­yor 605 mil­yar TL ge­lir ve 635 mil­yar TL har­ca­ma. Ya­ni mil­li ge­li­rin yüz­de 40’ı­nı ge­çi­yor el­de­ki har­ca­ma im­ka­nı. Her tür de­ne­tim­den uzak, key­fi kul­lan­dık­la­rı bu kay­nak­la­rın sa­de­ce mer­ke­zi büt­çe üs­tün­den na­sıl yon­tul­du­ğu­na ya­kın­dan ba­ka­lım, an­la­şı­lır na­sıl ken­di­le­ri­ne Müs­lü­man ol­duk­la­rı…

Har­car­ken yont­mak…

2013’te mer­ke­zi büt­çe­den har­ca­nan 408 mil­yar TL’­nin yüz­de 28’i ge­nel ka­mu hiz­met­le­ri­ne har­ca­nır­ken hız­la bü­yük açık­lar ve­ren SGK’­ya ak­tar­dık­la­rı yüz­de 21’i bul­muş. Ka­ra­-yo­lu baş­ta ol­mak üze­re ulaş­tır­ma­ya, onun üs­tün­den mü­te­ah­hit­le­ri­ne ayır­dık­la­rı, büt­çe­nin yüz­de 6’sı­nı bu­lur­ken sağ­lı­ğa ayır­dık­la­rı­nı 1 pu­an geç­miş­ler bi­le. Da­ha önem­li­si bas­kı­cı re­jim­le­ri için büt­çe­den ayır­dık­la­rın­da. Po­lis har­ca­ma­la­rı as­ke­ri har­ca­ma­la­rı sol­la­dı. İl­ki 20 mil­yar TL’­yi bul­maz iken po­li­sin­ki 21.5 mil­yar TL’­yi geç­ti. Ha­ki ile ma­vi şid­de­tin top­lam büt­çe­den pa­yı yüz­de 11’i bu­lur­ken eği­tim har­ca­ma­la­rın­dan sa­de­ce 5 pu­an eksik.

Kim­le­re?

Fo­toğ­ra­fı da­ha iyi gö­re­bil­mek için, büt­çe­nin bir de kim­le­re har­can­dı­ğı pen­ce­re­sin­den bak­mak ge­rek. SGK’­ya ak­ta­rı­lan yüz­de 21’lik pa­yın ora­dan özel has­ta­ne zin­cir­le­ri­ne, ilaç en­düs­tri­si­ne ak­tı­ğı açık. Bun­dan sağ­lık-ilaç-me­di­kal en­-
düs­tri­de­ki yan­daş fir­ma­la­rın iba­dul­lah ya­rar­lan­dık­la­rı çok açık. Fai­ze her fır­sat­ta ver­yan­sın eden RTE’­nin büt­çe­si 2013’te 50 mil­yar TL’­yi, ya­ni her 100 TL’­nin 12.3 TL’­si­ni fa­iz ola­rak öde­di içe­ri­de­ki ve dı­şa­rı­da­ki ran­ti­ye­le­re…
2013’te­ki 37 mil­yar TL’­lik mal ve hiz­met alım­la­rın­dan kim­le­ri abad et­ti­ler kim­bi­lir… Sa­de­ce mü­te­ah­hit­le­re büt­çe­den ak­ta­rı­lan­lar 28 mil­yar TL ve bu­nun 10 mil­yar TL’­si yol ya­pı­mı­na… Kö­mür, gı­da vb. da­ğı­tıp oy dev­şi­ren va­kıf­lar da­hil ol­mak üze­re bu ka­le­me büt­çe­den ak­tar­dık­la­rı 10 mil­yar TL’­yi geç­miş. Bü­tün bun­la­ra kar­şı­lık nü­fu­sun hâ­lâ yüz­de 25’i­nin ya­şa­dı­ğı, mil­li ge­li­rin yüz­de 10’u­nu ya­rat­ma­ya ça­ba­la­ya­rak ge­çin­me­ye ça­lı­şan ta­rı­ma des­tek­le­ri, yüz­de 2’yi an­cak bu­lu­yor.
Ken­di­le­ri­ne Müs­lü­man­lar, din­dar­lar; ken­di­le­rin­den ol­ma­yan­la­ra ise kin­dar…(21 mayıs Sözcü)

Araştırma - Haber kategorisine gönderildi | Kendilerine Müslümanlar… için yorumlar kapalı

High tax burden on lower income groups further deepens injustice

 Mustafa SÖNMEZ – Hürriyet Daily News- May/19/ 2014

The tendency in Turkey’s income distribution, which follows a course against the working classes, has not resulted in changes to the tax burden. Wage earners still carry a heavy burden in the field of tax

Among OECD countries, the top three places in the most unequal income distribution list are occupied by Mexico, South Africa and Turkey. In Turkey, mechanisms to mitigate unjustness through public finance do not work either, and the heaviest burden of tax and public expenditures is on the backs of the middle and lower classes, which have the lowest share of income.

According to the Finance Ministry’s 2013 Activity Report of the Revenue Administration (GİB), tax revenues reached 326 billion Turkish Liras in 2013. Indirect taxes levied on consumption, such as the Value Added Tax (KDV) and the Special Consumption Tax (ÖTV), have a 68 percent share of this total. Turkey’s 16.3 million wage earners and almost 10 million retirees also pay the largest share in indirect taxes.

Indirect taxes constitute more than two thirds of the overall tax burden, with taxes from domestic consumption having a share of more than 41 percent of these indirect taxes. The Domestic Value Added Tax (KDV), which is levied at a rate of 8 percent on food – and up to 18 percent in other goods – makes up almost 12 percent of total tax revenues.

The share of the Special Consumption Tax (ÖTV) – collected from the consumption of several goods and services from fuel to phone calls, from alcoholic drinks to cigarettes – is now approaching 27 percent of total tax revenues.

The other significant leg of indirect taxes, the KDV taken from foreign trade and imports, has a share of 19 percent. Other indirect taxes consist of stamp duties, fees and taxes levied on certain services such as banking and communication.

While the share of indirect taxes in total taxes is 68 percent, only 2.5 percent of the total tax is taken from capital owners. While motor vehicle annual taxes slightly exceed 2 percent, inheritance tax is only around 1 percent.

Income tax

It can be seen that the burden of the main item of direct taxes, income tax, is also on the shoulders of the wage earner. According to data from the Revenue Administration, income tax collected at the source of the wage earner and given to the Finance Ministry constitutes nearly 69 percent of total taxes on income.

In this case, the richest class – outside the wage earner – members of which submit an annual income tax return and declare his or her share of profits, interest and rent revenues, have a 30 percent share of income tax and a barely 3 percent of total taxes.

Thus, wage earners, with their direct taxes paid, constitute 18 percent of total taxes. The share of corporate taxes paid by banks and companies barely reaches 9 percent of total tax revenues.
While the amount of tax collected at the source in 2013 is nearing 64 billion Turkish Liras, almost 70 percent of these taxes were taken from wage earners.

According to GİB data, almost 5.5 million workers were recorded as minimum wage earners, who paid a total of 7.6 billion liras in income tax.

Some 3 million wage earners were recorded as earning above the minimum wage and for them, 38.5 billion liras were paid. Therefore, for a total of 8.5 million wage earners, almost 46 billion liras in tax was collected at source by the Finance Ministry.

On the other hand, self-employed professionals who have declared their income to the Finance Ministry – such as architects, engineers, shop owners, shoe sellers, restaurant owners, doctors, dentists, notaries, hair dressers, lawyers, spare parts sellers, transporters, pharmacists, certified public accountants, fur sellers, jewelers, cab drivers, café owners and kiosk managers – paid a total of 1.9 billion liras in income tax in 2013. This is 3 percent of total income tax revenue.

Interest rate, profit, rent

Income tax levied on revenues from interest on bank accounts and repurchases totaled 4.6 billion liras. This amount was only 7 percent of total income taxes and was 5 points behind the contribution of minimum wage earners.

The amount that office tenants paid to the Finance Ministry was 4.7 billion liras. The contribution of office rents to total income taxes was 6.8 percent, or 4.3 percentage points behind the contribution of minimum wage earners.

The unjustness in the tax burden is no different in the spending leg of tax. The share of public expenditures returning to the lower-middle classes in education, health, social security, social protection and justice spending is not-so-high either. This is a separate topic for research, but in expenditures too, the wheels are turning in favor of the rich.

 

Araştırma - Haber, English kategorisine gönderildi | High tax burden on lower income groups further deepens injustice için yorumlar kapalı

İnsafsızlık, Vergisinin “Fıtratında”da Var…

 Soma faciası, işçi ücretlerindeki sefaleti bir kez daha gündeme taşırken, ücretteki insafsızlığı vergideki adaletsizlik tamamlıyor. AKP rejiminin “fıtratı”ndaki adaletsizlik vergi sisteminde de gözleniyor. Yılda yüzde 5’e yaklaşan büyümeden nasiplenemeyen ücretliler, emekli kesim ile birlikte,  vergi yükünün de en ağır hamalı durumundalar.

Dolaylı vergi %70…

2013’te vergi gelirleri 367 milyar TL’yi buldu. Bu, milli gelirin yüzde 23,5’u tutarında vergi demek. AKP, iktidar olduğu 2003’ten itibaren vergileri azaltmak yerine koyulttu, milli gelirdeki payını yüzde 20’den yüzde 23,5’a kadar çıkarttı. Bunlara bir de haraç-mezat satışlardan 60 milyar dolara yakın özelleştirme gelirlerini kattı ve gönlünce harcayıp rejimini inşa etti, yandaşlarını palazlandırdı.

Verginin “fıtratı”nda gerçekten adaletsizlik var. Bir kere verginin yüzde 70’ini dolaylı vergiler oluşturuyor. Gıda maddelerinden bile yüzde 8 oranında kesilen KDV’ler, akaryakıttan içki-sigaraya, telefondan beyaz eşyaya alınan Özel Tüketim Vergileri ve bu toplama eklenen  harçlarla birlikte dolaylı vergiler yüzde 70’i buluyor. Bu vergi , mal ve hizmet tüketirken alınıyor.

Nüfusun ağırlığını oluşturan alt ve orta sınıflar, gelirlerinin tamamını tükettikleri için bütün gelirleri vergileniyor, buna karşılık nüfusun yüzde 20’lik varlıklı kesimi gelirin yarısına tek başına el koyuyor ve o gelirin hepsini tüketemediği için, tüketilmeyen kısmı vergiden muaf kalıyor. Adaletsizlik buradan başlıyor.

vv

Verginin dolaylı kısmından arta kalan yüzde 30’unu oluşturan kısmını kimler ödüyor? Koca koca bankalar ve şirketler vergi havuzuna sadece  yüzde 9 kurumlar vergisi katkısı yapıyorlar. Otomobil sahiplerinden alınan “servet vergisi” ise vergi gelirlerinde devede kulak ve yüzde 2 pay oluşturuyor. Verginin yüzde 21 kadarı da gelir vergisinden oluşuyor. Onda da yük yine ücretli sınıfın sırtında…

 Ücret vergisi…

2013’te toplamı 79 milyar TL’yi bulan gelir vergisini kim ödedi diye bakarsanız, yine “alavere,dalavere, Kürt  Memet nöbete” hesabı, yükün ücretli sınıfa yıkıldığını görürsünüz. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın verilerine göre, 2013’te işverenler  yaklaşık 5,5 milyon işçiyi, asgari ücretli gösterdi ve onlar için Maliye’ye 7,6 milyar TL gelir vergisi yatırdı. Bunların yanı sıra  3 milyon ücretli ise asgari ücretin üstünde ücretli gösterildi ve onlar için 38,5 milyar TL vergi yatırıldı. Böylece 8,5 milyon ücretli için 2013’te 46 milyar TL’ye yakın vergi, ücretin kaynağından kesilip Maliye’ye yatırıldı. Bu da ödenen gelir vergisinin yüzde 60’ını oluşturdu.

untitled

Ücretlilerin kaynağından kesilen 46 milyar TL’lik gelir vergileri, Türkiye’nin 2013 vergi gelirlerinin yüzde 15’i demek aynı zamanda. Yani ücretli sınıf hem doğrudan gelir vergisi yoluyla yüzde 15 yük üstlendi hem de tüketimi üstünden ödediği KDV’ler ve ÖTV’ler ile dolaylı vergi yükü üstlendi.

Sayıları 10 milyonu bulan ve 6 milyonu işçi emeklisi olan ortalama aylıkları 1000 küsur TL’yi ancak bulan emekli kesim de yine KDV, ÖTV’lerle verginin ağırlıklı kısmını ödedi. 

Diğer kesimler

AKP rejimi, banka ve şirketlerin kurumlar vergisi yükünü yüzde 9’da tutarak vergi yüklerini hafifletirken, tek tek kâr,faiz,rant geliri sahiplerinin gelir vergisi olarak ödedikleri de işçilerin ödediklerinin yanında devede kulak. Örneğin, gelir vergisinin yüzde 60’ını ücretliler öderken faizden gelir elde edenler yüzde 10 yük aldı. İşyeri kirası elde edenler yüzde 7 vergi yükü üstlendi. Şirketlerden kâr payı alanlar sadece yüzde 7 katkı yaptılar. Müteahhitler, gelir vergisi havuzuna yüzde 4, yine çeşitli serbest meslek sahipleri de yüzde 4 katkı yaptılar.

Böylece, zaten çoğu düşük ücrete talim eden 16,3 milyon ücretli ve 10 milyon çoğu düşük maaşlı emekli, aileleri ile birlikte insafsız vergi yükü altında ezilirken, gelir dağılımından yüzde 50 pay alan nüfusun yüzde 20’lik zengin kesimine kol-kanat gerildi, vergi bağışıklıkları tanındı, vergiden kaçınmalarına ve vergi kaçırmalarına göz yumuldu.

Her felaket, bize bu gerçekleri bir kez daha hatırlatıyor ve adaletsizlik öfkemizi büyüttükçe büyütüyor…(20 Mayıs 2014 Sözcü)

Araştırma - Haber, Genel kategorisine gönderildi | İnsafsızlık, Vergisinin “Fıtratında”da Var… için yorumlar kapalı